İstikbalimizi Çaldırmayalım

İstikbalimizi Çaldırmayalım

Bir Hak dostuna muvaffakiyetin sırrı soruldu: “Oturdu mu oturacaksın, kalktı mı kalkacaksın, konuştu mu konuşacaksın, dinledi mi dinleyeceksin, yürüdü mü yürüyeceksin” dedi. “Biz de öyle yapıyoruz” dediler. “Hayır, dedi. Siz oturduğunuzda kalkmayı düşünüyorsunuz, kalktığınızda oturmayı, konuştuğunuzda susturmayı, dinlediğinizde sıranızın gelmesini, hâsılı tek iş yapamıyor, yaptığınıza teksif olamıyorsunuz. Ya geçmişte kalıyor ya geleceğin hesabını yapıyor, o yüzden anı kaçırıyorsunuz…”

O Hak dostu bu tespiti ne zaman yaptı bilinmez ama şu hız ve haz çağında yaşasaydı muvaffakiyetin tek yolu olarak sürekli dikkatimizi çalan ekranlarla mücadeleyi işaret ederdi herhalde. Cebimizde, çantamızda, avucumuzda ekranlarla yaşayan bizler için en zor iş doğru bildiğimize ve düzgün yaptığımıza odaklanmak ve yoğunlaşmak değil mi artık? Ekranlarla örülü bir hayata düştük ve hepsi en kıymetli sermayemizi, dikkatimizi elimizden almak için sürekli uğraşıyor.

Ekranlardan simamıza yansıyan o soluk ışık secdenin izini tehdit ediyor. Bu sadece yüzümüzdeki nuru, gözümüzdeki feri değil kalplerimizin kıvamını bozan bir şiddet eylemidir. Bu, ekran terörüdür. Televizyon, dizi, film, sosyal medya mecraları ve platformlarında iffet, hayâ ve namusa düşman içerikler, çarpık hayat tarzları bugün ailemizin ve toplumumuzun istikbalini çalmaya yönelik en büyük güvenlik tehdididir.

Ekrandaki terör yalnızca zararlı içerikle sınırlı değildir. Asıl zarar, dikkatimizin çalınmasıdır. Gözümüzü ve kulağımızı sürekli meşgul eden ekranlar, kalbimizin hayat damarlarını yavaş yavaş tıkıyor. Sürekli uyarılan dikkat, bir müddet sonra yoğunlaşması gerekeni göremez hâle geliyor. Telefonu eline alıp bir şey aramak, sonra ne aradığını unutmak; bir paragrafı üç kez okuyup anlamamak; bir fikrin peşinden on dakika gidememek… Bunlar tembellik değil, hasar belirtileridir.

Farkında mısınız, artık okuyup anlamayan, düşünceyi sürdüremeyen, akıllı ama sabırsız, bilgili ama sığ, meraklı ama yüzeyde kalan bir nesille karşı karşıyayız. Dikkat eşiği düştü.
Derin dikkat zayıfladı. Odaklanmak zorlaştı. Sürekli ekrana bağlı kalmak en insani yanımızı, yani derinlik ve samimiyeti elimizden aldı, yerine sathîlik ve dağınıklık ikame oldu. Durup düşünmeye vakit bulamayan bir hayatın içinde tefekkür, murakabe ve sükûnetin ne kadar hayati olduğunu belki de ilk defa bu kadar açık görüyoruz.

Elinizdeki sayımız bir teyakkuz çağrısıdır. Dikkatimizi kaybedersek istikametimizi kaybederiz. İstikametimizi kaybedersek istikbalimizi koruyamayız. Ekran terörünün halimizi ve geleceğimizi çalmasına razı olamayız. Dikkatimizi korumak, kalbimizi korumaktır. Ekran terörüyle mücadele, yalnızca zararlı içerikleri engellemek değil; dikkatimizi, vaktimizi, kalbimizi geri kazanma mücadelesidir. Bu mücadele, ‘oturdu mu oturmak, kalktı mı kalkmak’ kadar sade ama bir o kadar zordur.

Kırkıncı yılımızı doldurmamız vesilesi ile hazırladığımız özel sayımız alâka gördü. Bu vesile ile tebriklerini ileten, güzel temennilerini paylaşan dostlarımıza teşekkür ederiz. Altınoluk, En Güzel İnsan’ın nurlu izinden yürümeyi hayatının gayesi haline getirmiş hak dostlarının emaneti, bereketli bir gönül mektebidir. Bu mektepte yayıncısından yazarına, temsilcisinden dağıtıcısına, okurundan gönüllüsüne hepimiz kulluk tahsili için bulunuyoruz. Rabbimiz kemaline erdirsin. Bir sonraki sayımızda buluşmak temennisiyle Allah’a emanet olunuz.