Nebevî Ahlâkın Temeli: Edep Ve Hayâ

Nebevî Ahlâkın Temeli: Edep Ve Hayâ

Bütün peygamberlerin tebliğlerindeki asıl hedefleri öncelikle tevhid inancını yeryüzüne hâkim kılmak sonra da ahlâklı bir toplum tesis etmektir. İnsanlığa güzel ahlâkı öğretmek ve onun en tesirli örneklerini bizzat yaşayarak göstermek üzere gönderilen sevgili Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin, hayatın bütün alanlarında görülen emsalsiz ahlâkî güzelliklerinin en önemlilerinden biri de şüphesiz hayâ ve edep duygusudur.

Her türlü ahlaksızlığın bütün insanlığı sardığı bir devirde dahî Fahri Kâinat Efendimiz bu ulvî hasletle temayüz etmiştir. Bunun en güzel örneklerinden biri de şudur.:

Kâbe yeniden inşa edilirken Sertâcü’l Enbiya Efendimiz, amcası Abbas ile birlikte taş taşıyordu. Abbas radıyallahu anh taşların sevgili yeğeninin çıplak omzunu incitmemesi için ızarını (alt elbisesini) omzuna koy dedi. O ise insanlardan uzak oldukları bir yerde ızarını omzuna koymak istediği anda birden yere yığıldı, gözlerine semaya dikerek amcasına:

“- Bana ızarımı göster.” dedi. Hemen onu alıp üzerine örttü."

Hayâ insanı kötülükten ve her istediğini yapmaktan alıkoyan insanî ve fıtrî bir duygu ve takvânın ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla bir kul hayâ sahibi olmadıkça takvâ sahibi de olamaz.

İki cihan güneşi Efendimiz yalnız bulunduğu anlarda bile kendisinden hayâ sınırlarını aşan bir hareket sâdır olmamıştır. Ashabının da aynı hâl üzere olmalarını isteyen Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem onları hayâya ve bunun tamamlayıcısı olan tesettüre davet etmiştir:

“Allah kendisinden haya edilmeye insanlardan daha layıktır." (Ebû Davud) buyurarak, açıkta ve gizlilikte devamlı edep üzere bulunmayı tavsiye etmiştir. Sahabilerini ikaz ederek:

“Çıplaklıktan sakınınız. Yanınızda sizden hiç ayrılmayan melekler vardır. Bunlar ancak ihtiyaç giderirken ve kişi hanımına yaklaştığında ayrılırlar. Onlardan utanınız, onlara iyi davranınız." (Tirmizi) buyurmuştur.

Bir gün açık alanda örtüsüz olarak gusleden bir kimseye rastlamış, bunun üzerine minbere çıkarak:

“- Allah -azze ve celle- çok hayâlı ve gizlidir. Bu sebeple hayâyı ve örtünmeyi sever. O hâlde biriniz gusledeceği zaman örtünsün.” buyurmuştur.

Utanma duygusu ilk insandan beri var olagelmiştir. İlk peygamberden itibaren bu duygunun önemi üzerinde durulmuş, hakkındaki ilahi buyruk hiç değişmemiştir. Rasûl-i Kibriya Efendimiz bu hakikati şöyle ifade buyurmuşlardır:

“İnsanlık, ilk günden beri bütün peygamberlerin üzerinde ittifak ettikleri bir söz bilir: Şayet utanmıyorsan, dilediğini yap!” (Buhari Edeb, 78)

 

***

Geçmişte ferdî planda kalan, toplumun geneline yansımayan, reklamı yapılmayan, özenti oluşturulmayan edep ve haya dışı davranışlar, iletişim vasıtalarının çoğalmasıyla tabiî davranışlar olarak sunulmaya çalışılmaktadır.

İslam bir takva toplumu hedefler. Bu toplumda fertler kişisel olarak hem günahlardan arınmayı hem de faziletlerle bezenmeyi hayatın bir gayesi olarak görür. Dinin onaylamadığı hiçbir davranışın topluma yansımaması için bir taraftan mârufu emreder, diğer taraftan genel mânâda münkiri önleyerek gerekli tedbirleri alır.

Allah ve Rasûlüne itaati terk etmek elbette ki bir cürettir. Ancak Allah ve Rasûlüne itaat etmeye engel olmak daha büyük bir suç ve cürettir. Aynı şekilde yasakları işlemek de kul için bir cürettir ancak ilahî yasakların toplumda yayılmasına vasıta olmak ise daha büyük bir cürettir ve Yüce Kitabımız bu konuda açık uyarılarda bulunmaktadır.

“İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Allah’ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı, hâliniz nice olurdu?

Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Nur, 19-21)

Ümmetini gelecekle ilgili olarak da uyaran Nebiler Sultanı Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

“- Bu ümmetten ilk kaldırılacak olan hasletler hayâ ve emanettir. O halde Allah Azze ve Celle'den bu ikisinin daima kalmasını isteyiniz.” (Beyhaki)

İslam'ın edep ve ahlâk anlayışıyla bağdaşmayan hayat anlayışları toplumda yaygınlaştığında, mü’minler öncelikle ferdî mânâda kendilerini ve sorumlu olduklarını takva zırhıyla korumalıdır. Bunun yanı sıra, her türlü münkerin (kötülüğün) önlenmesinin ilahi bir emir olduğunu idrak ederek hareket etmelidirler. Zira Habib-i Kibriya Efendimiz kötülükler karşısında mü’min kalbinin hangi kıvamda olması gerektiğini şu hadisleriyle çok açık olarak beyan buyuruyor:

“- Allah meleklerinden birine:

‘- Falan şehri(n altını) halkının üzerine çevir!’ diye vahyetti. Melek:

‘- Orada bir kulun var. Sana bir kez göz açıp kapayıncaya kadar bile isyan etmedi.’ dedi. Cenab-ı Hak:

‘- Şehri onun da diğerlerinde üstüne çevir. Çünkü onun yüzü diğerlerinin yaptığı fenalıklar karşısında bir an bile olsun değişmedi. Benim için onlara buğz etmedi.” buyurdu.

Ey Hayy ve Kayyum olan Rabbimiz! Rahmetinle senden yardım diliyoruz. İşlerimizi yoluna koy, bizleri bir an kendi başımıza bırakma, âmin!..