Psikosomatik: Ruhun Bedendeki Sıkıntıları

Tedavide birinci ve en önemli basamak hastamızı tanıya inandırmak, ikna etmektir. Sonra psikiyatrist ve psikoterapistten yardım almak gerekir. Maalesef bizim memlekette bir yakınınızı yüksek tansiyonun tedavisi için “deli doktoruna” gitmeye ikna etmeniz zor ama oraya gitmeden tedavi olmak da –bu grupta- imkânsızdır.

Hastane bahçesinin en mutsuz insanları, dertlerine derman bulamayanlardan ziyade anlaşılmamış olduklarını düşünenlerdir.

Midem yanıyor, delinecek gibi oluyor, sırt ağrısından ölüyorum, iki ekmek taşıyamıyorum diyen büyükler ya da her taramada bir tutam saçı elinde kalan gençler...

Bir ümitle yapılan hastane ziyaretinin dönüşü: “Bu doktor da beni anlamadı, psikolojik” dedi, ‘uyduruyormuşum’” cümlelerini mutlaka duymuş, belki de kullanmışsınızdır.

Başka bir sahne: “Sinirlendirmeyin Hacı Baba’yı asabi tansiyonu var” dendiğinde yarım doktor üçüncü sınıf talebesi kardeşimiz atlar, “ne alakası var sinirle, tansiyon yüksekliği renin-anjiotensin-aldosteron sistemindeki düzensizliğe bağlıdır” cümlesi ile engin bilgisine dayanarak hastalıkların altında mutlaka organik bir sebep olduğu zannını dile getirir.

Çok acılı yiyen, çay-kahveyi fazla tüketenlerde midede oluşabilecek yaranın ciddi karın ağrıları oluşturması herkes tarafından anlaşılabilir. Ama altta yatan kötü alışkanlık ya da hastalıkla ilişkilendirilebilecek bir kusur yokken mide şikâyetleri nasıl açıklanabilir?

Vücudunuzda sizi rahatsız eden bir durum var ve bunun gözle görülür, elle tutulur bir karşılığı yok, bu nedir? Ruhun, bedende kendini gösteren sıkıntıları desek biraz daha kolay anlaşılır mesele. Üzüntü, dert, sıkıntı gibi durumlar - fıtraten içine kapanık insanlarda daha belirgin olarak- vücuda da sirayet etmeye başlar. Organik bir sebep olmaksızın hastalık belirtileri hissedilmeye başlanır.

Doktor için zordur, çünkü bu şikâyetler kanser gibi ciddi durumlardan başlayarak onlarca hastalık nedeniyle belirmiş olabilir. Hepsini tek tek elemek gerekir. Hâlbuki tanımlanmış bir hastalık olsa üçüncü değilse beşinci sırada tanı konurdu.

Hasta için zordur, çünkü maddimanevi o kadar gayrete rağmen şifayı bırakın tanıya bile ulaşılamamıştır. Bir de bu tip durumlar gençlik gibi duyguların yoğun yaşanıp, dışa yansıtılmasının yetersiz olduğu durumlarda daha sık görüldüğü düşünülürse “pirincin taşının ayıklanması” daha ciddi bir sıkıntı olur.

Esasında bu hastalıklarda da -bir kısmı tam açıklanamamış olmakla birlikte- en azından laboratuvar düzeyinde tespit edilen bozukluklar vardır. Tiroit organınızdaki nodülden salınan fazla tiroit hormonunun çarpıntı yapması, nodül çıkarıldığında hastanın düzelmesi ne kadar normalse, mutsuz olduğu iş yerine geldiğinde salınan stres hormonları nedeniyle gerilen, çarpıntısı başlayan birinin de en son ihtimalde iş değiştirmesi ile düzelmesi o kadar benzer birbirine. Tiroksin hormonu yüksekliğini anlayışla(!) karşıladığımız gibi, kortizon hormonu yüksekliğinin hastalık sebebi olabileceğini kabullenmeliyiz.

“- Doktor bey iş yerine daha yaklaşırken, göğsüm sıkışmaya başlıyor, verin bir kalp ilacı düzeleyim” talebine olumlu karşılık aldığınızda kullanacağınız ilaç plasebo etkisi ile sizi bir müddet rahatlatır. Ama o kadar... Sonra kaldığınız yerden devam edersiniz. Sayısı artan, daha ciddi ilaçlar kullanarak hatta… Bu sebeple çözümü sorunun olduğu yerde aramak gerekir.

Bu grupta en sık görülen durumlar;

Kalpte sıkışma hissi

Migren

Saç dökülmesi

Tansiyon yüksekliği

Fibromiyalji en meşhuru olmak üzere kas ve eklem ağrıları

Mide – bağırsak hastalıkları (reflü, ülser, irritabl bağırsak hastalığı gibi)

Birçok çeşidi ile egzamalardır.

Tetiği çeken psikolojik bir problem olur. Dert; ne kadar büyük (ölüm gibi), süresi uzun ve etkilenilen yaş hassas bir dönemse (çocukluk gibi) o nispette ciddi bir hadiseyi tetikler. “Otonom sinir sistemi” devreye girer. Düşmanın büyüklüğüne göre savaşmak ya da kaçmak arasında bir tercih yapılır. Bu sitemin etki etmediği organ neredeyse yok gibidir: organların kanlanması, belirli hormonların salınması ya da ağrı algısı gibi…

En sık örneklerden biri; artan asit salgısı; midede delinmeye kadar gidebilecek yaralara neden olur. Sebep midenin bir tümörü bile olsa az çok bir tedavi ihtimali varır. Kitle çıkar, şikâyet biter. Ancak sorunu tetikleyen gözle görülmeyen bir etkense ilaç ya da cerrahi söz konusu değil ne olacak?

Sorunun kaynağına inilmesi gerekir.

Birkaç bin yıl öncesine Sokrates’e atfedilen bir söz var “Ne başsız bir gözü, ne de bedensiz bir başı tedavi etmek uygun değildir.” Bütüncül yaklaşalım diyor yani. Mide asidi çoksa bunun sebebi beyinde de olabilir, ruhunda da. Gerekiyorsa görüntüleme metodlarını mutlaka kullanalım ama bir yere varamadıysak hekim olarak hastamızı, hasta isek kendimizi dinleyelim.

Tedavide birinci ve en önemli basamak hastamızı tanıya inandırmak, ikna etmektir. Sonra psikiyatrist ve psikoterapistten yardım almak gerekir. Maalesef bizim memlekette bir yakınınızı yüksek tansiyonunun tedavisi için “deli doktoruna” gitmeye ikna etmeniz zor ama oraya gitmeden tedavi olmak da -bu grupta- imkânsızdır. Geçen sayılarda konuşmadan bahsedip beyinde şu merkez, bu nöron diyerek çok mekanik bir hadiseyi gündeme getirmiştik ama çok korkan bir çocuğun neden kekeme olduğu sorusuna cevap getirememiştik. Şimdi söyleyelim ki sorun uzarsa çözüm problemin kökenine inip o problemle bir psikolog eşliğinde mücadele etmektir.

Bütüncül olarak sağlıklı, külliyen afiyette geçecek günler dileriz.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle