Adaleti İkâme Etmek

Adaleti İkâme Etmek

"Ey mü'minler! Siz bilcümle umûrunuzda âdâleti ikâme ve muhâfaza edin. Eğer nas arasında muamelâta da şehâdet ederseniz adâlet üzere şehadetinizi yapın velev ki nefsiniz aleyhine ve yahud valideyn ve sair akrabâlârızın aleyhine olsun. Adâlet ve insafdan ayrılmayın. Şehâdet ettiğiniz kimse ister ganî olsun ister fakir olsun. Sizin için fakrınden dolayı fakir tarafına veya gınasından dolayı ganî tarafına meyletmeniz caiz değildir. Zirâ; Allah Teâla ganî ve fakir her ikisi için de ehakk ve evladır. Şu halde hakdan dönüp de hakkı tağyir ile hevay-ı nefsinize tabî' olmayınız. Eğer hevay-ı nefsinize ittibâ' ederseniz ahiretde azab görürsünüz. Zirâ Allah Teâlâ sizin amelinizi bilicidir." (Nisa süresi/132) buyurulmuştur.

Bu ayet-i celîlede «kavvâm» : Mübâlâğa ile bir şey üzerine kaim olmak. «Kıst» da adâletdir. Vâcib Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri bu ayet-i celîlede bilcümle kullarına adâlete şiddette riayet etmek lazım olduğunu, zulm ve cevr etmekten sakınmâlârını, cemî' umûr ve muamelatta şehâdet ettiklerinde Allah Teâlâ rızası için eda edip tarafeynden birine meyletmek caiz olmadığını beyan buyurmuştur. Binaenaleyh şehâdeti kendi nefsi aleyhine veya ebeveyni ve sair akrabası aleyhine mazarratı mücib olsa da doğru şehadet etmek vâcibdir.

"Ey mü'minler! Siz Allah Teâlâ'nın emrine itaat edin ve ibâdete kaim olun ve adâletle şehadet edin ve bir kavme buğzunuz sizi adâlet etmemenize sevk etmesin. Her şeyde ve herkes hakkında adâlet edin. Zirâ takvâya en yakın olan adâlettir. Allah'tan korkun. Zirâ Allah Teâlâ sizin amelinizi bilir.» (Maide süresi/8)

Hadîs-i şerifde:

"Bir saat icray-ı adâlet etmek altmış senelik ibâdetden hayırlıdır,» buyuruluyor.

Yine Hadis-i şerifde buyurulmuştur ki:

"Yedi sınıf vardır ki Arş-ı âlânın gölgesinden başka gölge olmadığı bir günde Cenab-ı Hak onları arş-ı âlâ gölgesinde gölgelendirecektir. İşte bunlardan birincisi de imam-ı adildir. Yani her umûrunu adâlet dairesinde yapan ümerâ ve ulü'l-emirdir.»

Hazret-i Âişe -radıyallahu anha- der ki: Benî Mahzum kabilesinden bir kadın bir şeyi sirkat ettiğinden hadd-i şer'î olarak onun elinin kesilmesi lazım geldi. O kadının elinin kesilmemesi için "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine kim söyleyebilir dediler?" O'na bu hususta söylemeğe hiç bir kimse cesaret edemedi. Ancak Usame' bin Zeyd söyledi. Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Usame'ye cevaben:

- Beni İsrail zamanında eşrafdan biri bir şey sirkat ederse onun elini kesmezler idi. Hadd-i şer'î icra edilmezdi. Fakat zayıf ve fukaradan biri sirkat ederse onun elini keserler idi. Eğer o hırsız, kızım Fatıma bile olmuş olsa yine onun elini elbette keser idim, diye buyurdu.

Diğer bir rivayete göre; Usame'ye hitaben; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

- «Hudüd-ı ilahiyyeden bir hadd-i şer'i hakkında şefaat mi ediyorsun?» diye Üsameye tevbih buyurdu. Yani bu iltimas ve şefaat kabul olunur şey değil demektir.

Hazret-i Ebû Bekir -radıyâlâhu anh- da ilk hutbesinde şöyle buyurdu:

- İçinizde haklı olan zayıf başkasından hakkını alıncaya kadar benim nazarımda kavîdir. Ve içinizde kuvvetli olan haksız da başkasının hakkı kendisinden alınıncaya kadar benim nazarımda zayıfdır. Ben Cenab-ı Allah'a ve Peygamber'e itaat eder isem siz de bana itaat ve yardım ediniz. Yanılır isem bana doğru yolu gösteriniz. Eğer ben Cenab-ı Allah'a ve Peygamber'e isyan eder isem sizin bana itaatiniz lazım gelmez,»

Câbir bin Abdullah -radıyallahu anh-'dan rivayete göre: Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Her kişi -ister zalim olsun ister mazlûm olsun- müslüman kardeşine yardım etmelidir. Din kardeşi zalim ise irtikab etmekte olduğu zulümden; nehyetmelidir. Bu da zalim için bir nusret ve yardımdır. Mazlûm ise esasen nusret ve yardıma muhtaç ve müstahaktır.» (Tecrid-i Sarih Tercemesi, 4/254)

Şehl İbn-i Muaz -radıyallahu anh-'dan rivayete göre; Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Her kim bir mü 'mini bir münâfıkdan himaye eder korursa kıyâmet günü Cenab-ı Hak bu himaye eden mü'minin vücudunu cehennem ateşinden sıyanet için bir melek gönderir.» (Sünenî Ebi Davud)

İbn-i Abbas -radıyâlâhu anh-'ın Kitab-ı Tevbîhi'nde rivayetine nazaran Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu hadîs-i kudsîyi beyan buyurmuştur:

"Cenab-ı Hak azze ve celle Hazretleri:İzzetim ve celalim hakkı için eninde sonunda zalimden mazlûmun intikamını alırım. Yine böyle bir mazlûmun zulme uğradığını görüp de mazlûma muavenete gücü yettiği halde yardımını esirgeyen katı yürekli kimseden de mazlûmun intikamını alırım.» buyuruyor.

Hiç şüphe yoktur ki, Cenab-ı Hakk' ın emanında olan mazlûma zalimin zulmetmesi Hak Teâlâ Hazretlerinin emanında olmasını tanımamak demektir ki, pek büyük bir günahtır. Bunun derecesi de işlediği zulmün ve mazlûmun haline göre cezası şiddet kesbeder.