Bu Nasıl Dernek Aldandık Demek

Değerli emekli arkadaşlarım! Bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Aslında bu konuyu siz de biliyorsunuz ama bazen saflığımıza gelip aldanıyoruz.

– Aldanmayın arkadaşlar!

Bir hafta kadar önce, Korona’dan kalan alışkanlıkla evde oturuyordum. Kapının zili çaldı. Bizim evde zil çalınca kapıyı hanım açar, çünkü gelenlerin büyük çoğunluğu kadın komşulardır.

Bir sebep uydurup gelirler, laf lafı açar. Kapıda yarım saat konuşurlar. Konuşmaktan yorulmazlar da ayakta durmaktan yorulurlar. Hanım:

– Ayakta kaldın, buyur gir içeriye! der.

Bu sırada komşu kadın zaten ayakkabının birini çıkarmıştır, ötekini de çıkarıp girer içeri...

Kahve, lokum, kolonya derken sohbet koyulaşır. Ben bundan şikâyetçi değilim, hatta memnun oluyorum çünkü kahve yapılmışken bir tane de bana gelir. Komşu kadın gidinceye kadar ayaklarımı istediğim gibi uzatırım ve sadece haberlere bakarım. Şimdi gelelim sözün başına:

– Kapının zili çalıyor hanım! dedim.

– Duydum! dedi.

Bazen duymadığı da olur, onun için uyardım... Mutlaka bir komşudur ama bazen elektrikçi, sucu veya doğalgazcı da olabiliyor. Kapı açıldı. Derinden bir-iki mırıltı geliyor. Kulak kabarttım ama duyamadım.

Benim bildiğim konuşmalara benzemiyordu. Konuşma süresi de pek uzun sürmedi. Komşu veya sucu değildi. Hanım kapıyı kapattı, dönüp geldi. Yüzünde bir mutluluk vardı. Belli ki bu mutluluk biraz önce kapıda yapılan konuşmalardan yansımıştı:

– Kimdi o? diye sordum.

– Ne bileyim... Yardım topluyormuş, dedi.

– Verdin mi?

– Bozuk para yoktu, on lira verdim.

– Makbuz?

 – Yoo! İstemem! dedim.

Hanımın huyudur, marketten de fiş almaz... Al bakalım doğru yazmış mı? Bazen yanlışlık oluyor. Benim başıma geldi. Bir mal iki kere yazılmış... Hiç yazılmamış da olabilir, hak geçmesin... Neyse! Biraz kaşımı çattım:

– Hanım! Kapıdan böyle yardım toplanmaz ki, dedim.

– Napim? Topluyor işte...

– Kimsin? Nesin? diye sorulmaz mı?

– Söyledi ama... Galiba: “dört ayaklı doğanlar derneği” gibi bir şey söyledi.

– Nasıl bir dernek bu?..

– Ay ne bileyim! Herhalde sakat doğmuş...

– Dört ayaklı hayvan olmasın! Baktım ki hanım gittikçe benim üzerime dönüyor. Ben zaten söylediğimi söyledim sözü fazla uzatmadım.

 * * *

Değerli emekli arkadaşlarım!

Şimdi geldik en son örneğe... Olay dün oldu. Kapının zili çaldı. “İnşallah komşudur” dedim ve kahve içmeye hazırlandım. Tam ayaklarımı uzatmıştım ki hanım geri geldi:

– Kapıda yardım toplayan bir adam var! dedi.

Demek ki bir önceki uyarılarımın bir etkisi olmuş. Hemen kalkıp kapıya koştum.

Uzun boylu, iyi giyimli, kravatlı bir adam, çantasını yere koymuş eline kâğıt kalem almış. Otuz iki dişi görünür durumda gülümsüyor. Ben soruncaya kadar o gülüşünü hiç bozmadı.

– Buyurun! Bir şey mi istediniz? dedim.

O gülüşünü hiç bozmadan, karnından konuşur gibi fısıldadı.

– Efendim ben “ayakkabısı çalınanlar derneği”nden geliyorum!

– Ne?

– Her yıl kapımızın önünden veya camilerimizden kaç çift ayakkabı çalındığını biliyor musunuz?

– Yoo!

– Yardım etmek ister misiniz?

– Yoo!

– Yani yalınayak mı gezsinler?

– Yoo!

– Demek yardım edeceksiniz!

– Yok be adam! Ayakkabılarına sahip çıksınlar!

O kadar şiddetli bağırmama rağmen adam gülüşünü ve duruşunu hiç bozmadı:

– Peki efendim! diyerek eğilip çantasını aldı. “İyi günler” diyerek aynı gülümseme ile çıkıp gitti... * * * İşte böyle değerli emekli arkadaşlarım. Ne demek istediğimi anladınız:

– Siz de “kapıdan aldatılanlar derneği”ne yardım etmek ister misiniz?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle