Altınoluk Müelliflerine Saygıyla…
1986 yılının Mart ayında yayın hayatına başlayan Altınoluk Dergisi, kırkıncı yılını tamamladı. İstikametini ve istikrarını bozmadan, 40. Yılı tamamlamamıza bizi muvaffak kılan Allahımıza hamd-ü senâlar olsun. Kırk kere maşallah, binlerce Elhamdülillah diyoruz. Başarımız ancak Allah’ın yardımı iledir.
Bir dergi, sadece en güzel kâğıtlardan, renkli baskılardan ve albenili şık tasarımlardan ibaret değildir. Bazen cümleler, kelimeler, sayfalar dolusu yazı bile tek başına bir dergiye ruh vermeye yetmez. Dergiyi dergi yapan; okuyucusunu doğruya ve güzele çağıran, gönülleri irfanla buluşturan, istikameti muhafaza eden, münkerden sakındıran; Kur’ân ve Sünnet çizgisinden ayrılmayan yazılarıdır. Çünkü inancımız bunu emreder. Biliriz ki satırlarımıza yazılan her söz bir gün tartılacak; hem de dosdoğru tartan bir teraziyle… Bu da omuzlarımızdaki büyük mesuliyettir. Altınoluk ilk sayısından beri her sayfasında, her cümlesinde, hatta tasarımda kullandığı her resimde ve reklamlarında bile buna özenle titizlenmiştir.
*
Altınoluk Dergisinin internet arşivine bakanlar sayfanın en altında hemen şunu göreceklerdir: 40 yıl, 480 dergi, 1357 yazar ve 13583 makale.
Gönüllerde derin izler bırakan bu uzun soluklu ve bereketli yolculuğun şifresi bu rakamlarda gizli. 1357 yazar sayısına dikkatinizi çekmek isterim. Bir dergi için bu çok büyük bir rakam. Hele mânevî bir camia ile özdeşleşmiş bir derginin bu kadar farklı isme sayfalarını ve gönlünü açabilmesi büyük bir zenginlik. Farklı meşrep, mezhep, renk farkı gözetmeksiniz, İslam adına güzel ve doğru sözü olan kalemlere kucak açmak, herhalde ilk gün yola çıkarken büyüklerimiz tarafından önümüze konulan “Ümmet-i Muhammed’e hizmet…” misyonunun bir bereketi olsa gerek. Dün olduğu gibi bugün de, mesuliyet şuuru ve sorumluluğu ile kalemini tutan her yazar, sayfalarımızda; ilimle edebi, fikirle hikmeti, tefekkürle irşadı buluşturmak için kendine yer bulabiliyor. Bu noktadan baktığımızda dergimiz, bir süreli yayın olmanın çok ötesine geçmiş; bir mektep, bir gönül ocağı olmuştur adeta.
Kalem ehline, kırık dökük cümlelerle kelam etmek yazıların en zoru olmalı. Dergimizin ilk sayısından bugüne kadar, yazı, mülakat ve şiirleriyle katkı sunan kalem ve kelam sultanlarına bir vefa olarak, haddim olmadan aşağıdaki satırları paylaşmak isterim.
*
Yazarlarımıza bir teşekkür ve vefa borcumuzu ifade edeceksek, ilk zikredeceğimiz isimler, tasavvuf ve gönül dünyamıza yön ve şekil veren Mahmud Sami Ramazanoğlu ve Sadık Dânâ müstear ismiyle yazılarını kaleme alan Musa Topbaş üstazlarımız olmalı.
“Söz, kalpten çıkarsa kalbe ulaşır” derler. Sami Efendinin, ‘Musahabe’, Musa Efendinin ‘Ayın Sohbeti’ yazıları derginin ana kimliğini oluşturan, kalpten kalbe ruhlarımızı besleyen, iki cihan saadetinin yollarını gösteren temel menbamız oldu. Bu yazıları, tasavvuf geleneğinin önemli bir irşad metodu olan -günün şartlarına göre şekil değiştirmiş- mektubat geleneğine benzetebiliriz. O gün mektuplar müridana özeldi. Bugün ise dergiler vasıtasıyla onbinlere, tavsiye, uyarı ve nasihatleri ileten, ibadet hassasiyetini, peygamberi ahlâkı, tasavvufi inceliği öğreten bir kaynak oldu.
1994 yılında ilk yazısını kaleme alan Osman Nuri Topbaş hocamızda bu geleneği canlı bir şekilde devam ettiriyor elhamdülillah. Altınoluk sayfalarında “Mesnevî Bahçesinden” gönüllere hikmet taşıyan, “Tarihten Günümüze İbret Işıkları” ile hafızamızı canlandıran, “Gönül Bahçesinden” ile iç dünyamıza merhamet ve huzur verecek hizmet ve sorumlulukları hatırlatan yazıları için kendilerine şükranlarımızı sunuyoruz. Bugün ümmet coğrafyasının birçok noktasında yetim başı okşayan, bîçâre kardeşlerine ikram ve ihsanda bulunan, her türlü hizmet için koşturan dertli gönüller varsa onun intibaha getiren kıymetli ikaz, irşad ve teşviklerinin büyük tesiri vardır.
Allah “kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin” ediyor. Kalem, doğruyu ve güzeli yazdığında bu yeminin mânâsına sadakat göstermiş olur. Altınoluk sayfalarında yer alan Allah dostları da bu sıdkın en güzel temsilcileri olarak gönüllerimize iz bıraktılar. Onların istikametli duruşu ve sâdık dili, dergimizde kalem oynatan diğer yazarlarımız için de âdeta bir deniz feneri gibi daima yol gösterici oldu.
*
Abdullah Sert Bey, dergimizin kurucusu ve yöneticisi olarak yayın çizgisini hiç bozmadan; kesintiye uğramadan, sarsılmadan ve istikrarla tam kırk yıldır bu neşriyat hizmetini sürdürmüştür. Bu büyük başarının hakkını teslim etmek bize düşer. Zira bir orkestradan istikrarlı ve ahenkli bir ses yükseliyorsa, bunun arkasında şefin -yani yöneticinin-gayreti, dirayeti ve özverili emeği vardır.
Ayrıca, idari vazifelerinin yanında, dergimizin ilk sayılarında “Abdülhalim Toprak” imzasıyla kaleme aldığı yazılarla; bugün ise “Habîbullah’ın İzinde” köşesinde devam ettirdiği irşad ve tefekkür çizgisiyle, büyüklerinden devraldığı kıymetli emaneti yeni gönüllere taşımayı sürdürmektedir.
*
Dergimizin bu bereketli yolculuğu, nice emek, sabır ve gayretlerle bugünlere ulaşmıştır. Altınoluk’un her sayısında hissedilen bütünlük, dengeli yayın politikası; büyük ölçüde, her hafta düzenli toplanmayı başaran yayın kurulunun, uzun yıllara yayılan istikrarlı bir emeğin neticesidir.
Bu uzun soluklu irfan yürüyüşünde, derginin istikametini muhafaza eden, yayın sorumluluğunu taşıyan isimlerin yeri her zaman müstesna olmuştur. Bu isimlerin başında, 2019 yılı Mart ayına kadar 33 yıl boyunca Altınoluk Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini deruhte eden Ahmet Taşgetiren gelmektedir.
Otuz üç yıl boyunca, değişen zamanlara rağmen değişmeyen bir yayın ahlâkını muhafaza etmek; kolay olmayan, fakat büyük bir dikkat gerektiren bir vazifedir. Bu süre zarfında Altınoluk; savrulmadan, popülizme kapılmadan, kökleriyle bağını koparmadan yoluna devam etmişse, büyüklerin tavsiyeleri yanında, Ahmet Taşgetiren’in belirleyici emeğini de burada not etmemiz gerekir.
Kaleme aldığı sunuş yazıları, Altınoluk’un okuyucuyla kurduğu ilk gönül köprüsü olmuştur. Bu yazılar; sadece bir takdim, kuru bir editoryal metin olmamış adeta o sayının bir solukta okunan özeti olmuştur.
Aynı zamanda, çağın meselelerine ölçülü, derinlikli ve ufuk açıcı bir bakışla kaleme aldığı kapak yazıları, hadiseleri Müslümanca bir perspektifle değerlendirme imkânı sunmuştur her zaman.
Bu vesileyle, taşıdığı sorumluluk ve yazıları için Ahmet Taşgetiren’e gönülden teşekkür ediyoruz.
*
Hem yazılarıyla hem de ilk yayın kurulunda yer alarak derginin muhtevasına büyük katkı sunan Raşit Küçük, Hasan Kamil Yılmaz, İsmail Lütfi Çakan, M. Yaşar Kandemir hocalarımız ile Mustafa Eriş Bey’in hizmetlerini şükranla anıyor; bu kıymetli emeklerin Altınoluk’un istikamet ve çizgisini daha da güçlendirdiğini özellikle belirtmek isteriz. Çünkü biz, ‘gönül erlerini’, ‘altın silsileyi’ ve ‘saadet çağının simalarını’; ‘canım arzular seni’ diyen âşık yiğitleri; sünnet hassasiyetini ve siyeri onların satırlarından okuyup gönüllerimize nakşettik.
*
Altınoluk Dergisini tek cümleyle tarif et deseler; “Kur’an ve sünnetin tefsiri” diye özetlerdim. Bu mânâda ‘Kur’an Aydınlığı’ yazılarıyla Fahrettin Yıldız’ı, ‘Kur’an Günlüğü’ köşesiyle Cafer Durmuş’u, tefsir yazılarıyla Ömer Çelik hocayı da anmalıyız burada.
Farklı zamanlarda kalemleriyle dergimize değer katan Ali Rıza Temel, Necdet Tosun, Murat Kaya, Adem Saraç, Kerim Buladı, Ali büyükçapar, Rabia Brodbeck, İdris Arpat, Vahit Göktaş, Ethem Cebecioğlu, Ekrem Bektaş… ve burada isimlerini tek tek zikredemediğimiz nice yazarımıza da vefa ve şükran borcumuz var.
*
Altınoluk’un yayın hayatı; ülke içinde terör, siyasi çalkantılar ve toplumsal dönüşümlerin yaşandığı yıllardan geçerken, asıl sarsıcı imtihanlar çoğu zaman İslâm dünyasında ve ümmet coğrafyasında gerçekleşti. Afganistan’ın işgali, Irak-İran savaşı, Bosna’da yaşanan zulüm, Çeçenistan’daki çatışmalar, Irak’ın yeniden işgali, Arap Baharı süreci, sayısını bile hatırlamakta zorlandığımız iç savaşlar… Bunların yanı sıra hâlen devam eden Doğu Türkistan’daki ağır insanlık dramı ve Filistin’de İsrail’in sürdürdüğü katliam ve vahşet, uzun yıllardır gözümüzün önünde yaşandı. Öte yandan, sözde “özgürlük” ve “demokrasi” iddiasındaki Batı dünyasında, İslâm’a yönelik korku ve düşmanlığı siyaset malzemesi hâline getiren İslamofobi hastalığının bugün dahi yaygınlaşarak sürmesi, kabul edilemez büyük bir ayıptır. Böylesi bir tabloda Altınoluk’un suskun kalması elbette düşünülemezdi; nitekim dergimiz daha ilk sayısından itibaren, dünyanın neresinde olursa olsun tek bir Müslümanın bile derdini kendi derdi bilerek hadiseleri sahiplendi.
Altınoluk, mazlumun yanında durmayı; zulmün karşısında, hak ve adaletten sapmadan doğruyu söylemeyi bir düstur edindi. Bu istikametin neticesi olarak, yıllar boyunca dış politika gündemine dair pek çok kapak dosyası hazırladı.
Bu sahipleniş, M. Ahmed Varol’un “İslâm Dünyası” yazılarıyla daha ilk sayıda başladı. Ardından dış politika editörümüz Beytullah Demircioğlu’nun otuz beş yılı aşan “Dünya Gündemi” köşesi; derinlikli analiz, değerlendirme ve tahlilleriyle Müslümanca bir duruşun sesi hâline geldi. Bu yazıları düzenli takip edenler, günlük haber akışında çoğu zaman çarpıtılan ve yüzeyde bırakılan gelişmelerin perde arkasını daha sağlıklı görme; meselelere daha isabetli bir nazarla bakma imkânı buldu.
*
Altınoluk Dergisi, yayın hayatı boyunca yalnızca yazılı metinlerle değil; mülâkatlarıyla da bir ilim, irfan mektebi olmuştur. Herhalde Altınoluk dergisinin yaptığı en hayırlı işlerden birisi, memleketimizin ve İslâm dünyasının çetin günlerine şahitlik eden, muhterem âlim, fazıl, salih zevatla yapılan bu derin soluklu sohbetler olmuştur. Hoca efendiler, âlimler ve ilim ehliyle gerçekleştirilen bu sohbetler; Altınoluk’un okuyucuya açtığı önemli ufuklardan biridir.
Ali Yakup Cenkciler, Abdurrahman Gürses, Mahmud Bayram, Fuat Çamdibi, Mehmet Emin Er, Abdulhalim Akkul, Emin Saraç, Cevdet Hoca, Halil Gönenç, M. Asım Köksal… ve daha niceleri; sözleriyle gönüllerimize tesir etmiş, istikametimizi diri tutmuş, hatıralarıyla da bir devrin şahitliğini satırlarımıza emanet etmiştir.
Daha sonra ‘Alimlerimiz’ ‘Allah’ı Hatırlatanlar’ ve ‘Fikir Adamlarımız’ isimleriyle kitap haline getirilen bu mülakatlarda dile gelen her cümle; ilmin edep ile, tefekkürün sorumlulukla, tecrübenin tevazu ile buluştuğu bir zeminde şekillenmiştir. Sorulara verilen cevaplar; sadece bir dönemin meselelerine değil, zaman üstü hakikatlere de işaret etmiş; okuyucuyu düşünmeye, muhasebeye ve en zor günlerde bile istikamete davet etmiştir. Onların sözleri; dergimizin hafızasında olduğu kadar, okuyucuların gönlünde de kalıcı izler bırakmıştır.
Vefat edenlere sonsuz rahmetler diliyor hayatta olanlara da sağlık, sıhhat ve afiyet içerisinde hayırlı hizmet ömürleri niyaz ediyoruz. Bu mülakatların yapılmasında ve yayınlanmasında büyük emekleri olan, Y. Selman Tan, Murat Karaman, Refik Tuzcuoğlu beylere de ayrıca minnettarız.
*
Bu vesileyle; geçmişten bugüne Altınoluk, Ailemiz, Altınçocuk ve Şebnem dergilerinde yazısıyla, fikriyle, emeğiyle katkı sunan, isimlerini burada sayamadığımız bütün yazarlarımıza ve çalışanlarımıza da gönülden teşekkürü bir borç biliyoruz.
Ve son olarak…
Genel yayın yönetmenliği gibi ağır bir idari mesuliyetin yanında, takdim ve gündem yazılarıyla Mehmet Lütfi Arslan Bey’e; dergimizde en çok yazısı yayımlanan kalemlerimizden olan, Adem Ergül ve Süleyman Derin hocalarımıza; istikrarlı çizgimizin muhafazasında emeği geçen ve yayın kurulumuzun diğer üyeleri olan, Beytullah Demircioğlu, Doğan Gökmen, Halit S. Ercivelek, H. İbrahim Kurucan, Ömer F. Demireşik ve Salih Z. Meriç’e gönülden teşekkür ederiz.
Rabbimizden niyazımız şudur: Bu dergide yazılan her satırı, verilen her emeği, yapılan her hizmeti bereketlendirsin; geçmişte emeği geçenlere rahmetiyle muamele eylesin; hayatta olanlara sağlık, sıhhat, afiyet içerisinde hizmet devamı nasip etsin. Altınoluk’un bu kıymetli yürüyüşü; aynı samimiyet ve istikametle, yeni yazı ve yazarlarla daha nice sayılara ulaşsın. “Allah istikametten ayırmasın” güzel duasına amin diyelim hep birlikte…


YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!