Ümmetin Acısı Acımız Olsun

Rasûlullah Efendimiz mescitte sahabeleri ile birlikteyken Mudar Kabilesi’nden bir topluluk çıkageldi. Fakirlikten üzerlerinde doğru dürüst giyecekleri olmayan bu garibanların halini gören Allah Rasûlü çok üzüldü, öyle ki yüzünün rengi değişti. Hemen evine girdi. Sonra çıkıp Bilâl’e ezan okumasını emretti. İnsanlar toplanınca iki rekât namaz kıldırdı, akabinde şu ayetleri okudu:

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan zevcesini var eden ve ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakının! Şüphesiz ki Allah, hepinizi görüp gözetmektedir.” (Nisâ, 1)

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarın için ne hazırladığına baksın!” (Haşr, 18)

Daha sonra: “Herkes, altınından, gümüşünden, elbisesinden, bir ölçek bile olsa buğdayından, hurmasından sadaka versin. Hatta yarım hurma bile olsa sadaka versin!” buyurdu.  Rasûlullah Efendimizin üzüntülü hali herkese o kadar tesir etti ki insanlar sadaka vermek için sıraya girdiler, nihayet yiyecek ve giyecekten iki yığın oluştu. Bunu gören Fahr-i Âlem Efendimizin yüzünde güller açtı, mübarek siması altın gibi parlamaya başladı. (Müslim, Zekât, 69)

Rasûlullah’ın ümmetinden olmak şu dünyada ulaşılabilecek en büyük nimettir. Bu nimetin şükrü kendi cinsinden olmak zorundadır. Ümmetten olmak; mazlumların, kalbi kırıkların ve mahrumların her zaman ve zeminde hamisi olmak demektir. Bunu başarabilen ümmet olma liyakatini hak eder. Bunu başaramayanın Rasûlullah Efendimize karşı beyan edecek bir mazereti kalmayacaktır. O yüzden ne yapıp edip önce ümmet şuurunun keyfiyetini idrak etmeli, akabinde bu şuurun gerektirdiği duruş ve davranışa niyet etmeliyiz.

Ümmet şuuru bizim bu dünyada muhtaç olduğumuz en hayati duygudur. Yüreğimiz ümmetin sevinciyle genişleyip, üzüntüsü ile daralmaya başladığı andan itibaren hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. O kalp Allah’ın yeryüzündeki şahidi bir kalbe dönüşecek, o kalbin sevinci âlemi sevince gark edecek, o kalbi üzenler iflah bulmayacak. O kalp dünyanın neresinde olursa olsun her mazlumun acısını dindirecek bir gayret ve merhametle yaşayacak ve yaşatacak.

Bize ümmet diye atan kalpler lazım. O kalp, “ümmetin olduğumuz devlet yeter” diye umut ettiğimiz Canımız Efendimizin “ümmeti, ümmeti…” diye atan kalbinden bir şubedir. O kalp görmediği, bilmediği ve fakat muhabbeti ile dolu olduğu kardeşlerinin özlemiyle çarpan merhamet ve muhabbet odaklı bir kalptir. Kalbimize o kalpten bir hisse düşsün; kalbimiz büyüsün, büyüsün, görmediğimiz, bilmediğimiz ve fakat inanç bağı ile bağlı olduğumuz kardeşlerimizi içine alacak bir genişliğe erişsin.

Ramazan’a erdik, şükürler olsun. Bu mübarek zamanı gelin, ümmet ile yaşayalım. Önce ümmet olmanın manasını düşünüp, yüreğimizi küre kadar genişletecek bir sefere niyet edelim. Ümmetin acısını acımız, sevincini sevincimiz bilelim. “Ensar nereye giderse ben de onlarla giderim” diyen Sevgili Peygamberimiz gibi ümmetin kaderi kaderimiz olsun. Ramazan’da ümmet olma yolunda mesafe kat edelim, acıları dindirip, kalbi kırıkları teselli edelim. Bir sonraki sayımızda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olunuz.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle