Ahmet Ataç Ağabey

Geçtiğimiz ay Rahmet-i Rahmân’a tevdi ettiğimiz, Kayseri’deki manevi hizmetlerin öncülerinden Ahmet Ataç ağabeyimiz dakikliği, edebi, hizmet ve cömertliği ile maruf bir bey efendi idi. Hak dostlarına âşık, yaşayışı ve muameledeki titizliği ile yektaydı. Onun hizmetinden Kamerun’dan Kayseri’ye birçok gureba ve fukara istifade etmişti.

Cömertlik en önemli özelliği idi. Hele ramazanda ayrı bir merhamete bürünürdü. Zekat dışında hayır hesabına da çok dikkat ederdi. Eline ekstra bir para gelse, yılbaşını beklemeden hemen onun zekatını verirdi. Hayır kuruluşlarına boya malzemesi verilince ya hiç almaz ya da sembolik bir ücret alırdı.

Hediyeleşmeye çok dikkat ederdi. En büyük özelliklerinden birisi de israfa dikkat etmesiydi. Çok lüks ayakkabı ve elbise almazdı. Hatta cami çıkışı, arkadaki kardeşlerini bekletmemek için ayakkabımı kolay giyebileyim diye bir numara büyük aldığına şahidizdir.

Kendisine yapılanı, hakaret bile olsa affeder, ama İslami konularda kesinlikle taviz vermez ve hakkın yerine getirilmesine dikkat ederdi. Şehadetimiz o yöndedir ki Hacı Ahmet Ataç ağabeyimden inşallah şeriat da incinmemiştir, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de incinmemiştir.

Torunu anlatıyor:

Allah’a “Sevgili Rabbim” Peygamberimiz’e (s.a.v.) “Sevgili Peygamberim” deyip, çoğu zaman cümlelerini tamamlayamadan gözyaşlarına boğulan bir Allah adamı, Peygamber âşığı...

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti seniyyelerine değer veren, çevresindekileri “sağel” konusunda uyaran, gece namazına seher vakitlerine bağlı bir seher kuşu...

Başka İslam coğrafyalarındaki müslüman kardeşlerimizi bize anlatan, “Onlar bizim komşumuzdur; Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ne buyuruyor; komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” diyerek bizi yetimlere öksüzlere yardıma sevk eden, onları koruyup gözeten bir yetimler babası...

Kendine has dünyasında her zaman gülleri, fesleğenleri ve orkide çiçekleri olan, bağlarındaki ağaçlara yetiştirdiği sebzelere ilahiler söyleyen zikir çektiren bir zarif beyefendi... Davetli davetsiz hânesine kim gelirse, hatta komşulara, oradan geçenlere ikramlarda bulunan, hayvanların da hakkını gözeten, “Uğur” ismindeki kuşuna zikir çekmeyi öğreten, kedilere yemeklerini hazırlayıp uyuduklarında rahatsız olmamaları için fısıldayan, kendine has “geel pisi pisi” diye seslenip çevresinde toplayan bir kedicik babası...

Kendisine her yıl umre ziyareti nasip olmuştu. Her seferinde ehlinden olanları sırasıyla götürüp onları da mutlu etmiş bir cömert babaydı. Bir sene vize çıkmaması sebebiyle gidememişti, o sene beyaz umre kıyafetini giyip “Medine’ye gidemedim varamadım” ilahisini söyleyip gözyaşı dökmüş, sevgili Peygamberimize (s.a.v.) olan hasretini bu şekilde ifade etmişti.”

Son söz olarak; “Ebu Damdam’ın dediği gibi benim de herkese hakkım helal olsun, sizler de şahit olun” deyişini hatırladığımız Ahmet Ataç ağabeyimizin malum hastalıktan şehiden gittiğine inanıyor, Rabbimizden kendisine rahmet niyaz ediyoruz.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle