“Dinini Basit Bir Dünyalığa Satar”

Kişinin dinini satışa çıkarması kadar aşağılık bir durum yoktur. Nitekim İmam Malik’e, “aşağılık herif kimdir” diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Dinini sermaye yapıp yiyen kimsedir.”

“İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar.” (Bakara, 16).

“Zifiri karanlık gecenin dilimleri gibi olan fitneler ortaya çıkmadan hayırlı işler yapmaya acele edin. O fitne geldi mi kişi; mümin olarak sabahlar akşamına kâfir olur; mümin olarak akşamlar da sabaha kâfir çıkar. Dinini basit bir dünyalığa satar.” (Müslim, İman: 186; Tirmizî, Fiten: 30).

Ticaret kelimesi hem müsbet hem menfi manaları ile Kur’an-ı Kerim’de sekiz ayet-i kerimede, dokuz defa geçer. Mekkeli müşriklerin kazançları ticarete dayanıyordu ve hayatlarının önemli bir parçasını teşkil ediyordu. Onlar için ticaretin kârlı olması gerekiyordu. İşte tam da onların en dikkat gösterdikleri konu üzerinden Allah Teâlâ bildiriyor: “Ticaretleri kâr etmedi. Zarar ettiler.” Zaten hidayeti satıp, sapıklığı almanın başka bir sonuç vermesi de düşünülemezdi.

Dünya ticareti kâr üzerine kurulduğu gibi, ahiret ticareti de kâr üzerine kuruludur. Dünyalık ticaretin kârı mal üzerinden hesaplanırken ahiretlik olanınki Saff Sûresi’ndeki şu âyetlerde beyan edilir:

“Ey iman edenler! Sizi pek acı bir azaptan kurtaracak çok kârlı bir ticaretin yolunu size bildireyim mi? Allah’a ve Rasûlü’ne gerektiği gibi inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, sizin için hayırlı olan budur. Böyle yaparsanız Allah sizin günahlarınızı bağışlar, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere; sonsuz nimet ve ebedî mutluluk diyarı olan Adn cennetlerindeki çok güzel köşklere yerleştirir. En büyük başarı ve kurtuluş işte budur! Hoşunuza gidecek bir başka lutuf daha var: Allah’ın yardımı ve pek yakında gerçekleşecek bir fetih! Mü’minleri müjdele!” (Saff, 10-13).

Allah ile yapılan ahiret ticaretinde aldatmaca, kandırmaca ve cayma olmaz. Bu ticarette Allah, kulundan malını, canını ve en değer verdiği şeyleri alır. Kul bütün bunları rıza ile karşılar ve işini Yüce Allah’ın iradesine ve takdirine teslim eder. Nitekim Tevbe Sûresi 111. âyette Hak Teâlâ kulundan canını, malını cennet karşılığında aldığını beyan eder.

Buna karşı bir takım kimseleri de dünya hayatının yanıltıcı ve büyüleyici süsleri yoldan çıkarmış, hakikatten saptırmıştır. Bunlar dünyaya dalmış; sapıklığı, küfrü ve yeryüzünde anarşi çıkarmayı tercih etmişlerdir. Ahiretlerini, hidayeti verip karşılığında dalaleti almak suretiyle mahveylemişlerdir. Hadis-i şerifteki ifadesi ile, dinlerini basit bir dünyalığa satmışlardır. Kişinin dinini satışa çıkarması kadar aşağılık bir durum yoktur. Nitekim İmam Malik’e, “aşağılık herif kimdir” diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Dinini sermaye yapıp yiyen kimsedir.” “Aşağılıkların aşağısı kimdir” denilince de “Başkasının dünyasını imar için kendi dinini tahrip eden kimselerdir” cevabını vermiştir.

Bu tür kimseler zamanla çoğalacaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz ahirete yakın fitnelerin artacağını söyler. Zifiri karanlık gecenin parçaları gibi bu fitneler üzerimize akıp gelmektedir. Akşamdan sabaha, sabahtan akşama insanların imanlarını kaybettikleri bir zaman diliminden bahseden Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bunun nedenini açıklama sadedinde, dinini basit bir dünyalığa satar, buyurur.

Dünyalık denilen şey; insana sunulan ve onu ahiretinden uzaklaştıran her şeydir; maldır, mülktür, baş olma sevdasıdır, çoluk-çocuktur. Hâsıl-ı kelam Allah’ı değil de dünyalığı talep eden bir kimse imanını tehlikeye atmış olur. Oysa bir Müslümandan beklenen ise her şeyini dini için feda edebilmesidir. Yani ticaretini dini lehine yapmasıdır. Müslüman bir kimse dinini ve dindarlığını bir kazanç kapısı haline getiremez. Müslümanlığını pazarlayamaz.

Şeytanın Âdemoğlu ile olan amansız bir düşmanlığı vardır. Şeytan, insanı yoldan çıkarmak ve imanını çalmak ister. Doğrudan yoldan çıkaramadığı kimseleri farklı yollarla saptırmaya çalışır. Şeytana karşı güçlü olmanın yolu Allah Teâlâ ile girilecek olan bir ticarettir. Bu ticaret; kaybı, kesâdı ve batması olmayan bir alışveriştir. Çünkü bu ticarette din; satılan bir meta değil, aksine uğruna her şeyin feda edildiği bir değerdir. Bu yüzden kaybı yoktur. Allah Teâlâ bu ticaretin mahiyetini ayet-i kerîmede bizlere şu şekilde beyan eder:

“Doğrusu Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı hakkıyla edâ edenler ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allah yolunda) gizli ve açık sarf edenler asla zarar etmeyecek bir ticaret umarlar.” (Fâtır Sûresi/35: 29. âyet) Bu âyetin bizlere bildirdiğine göre Allah’ın şu kulları, kaybı olmayan bir ticaret içindedirler:
a) Kur’an-ı Kerîm okuyanlar,
b) Namazı dosdoğru kılanlar,
c) Allah yolunda infak edenler.
Bu infakı yerine göre saklı yaparlar, duruma göre de aşikâr/açıktan yaparlar.

Bu kimseler bahtiyar Müslümanlardır. Hem dünya hem de ahiret kazancını elde etmeye muvaffak olmuşlardır. Zira bir yandan dünyalık kazanırken diğer yandan dini vazifelerini yerine getirerek de ahiretlerini kurtarmaktadırlar.

Kısaca iki türlü ticaret vardır: biri Allah ile yapılan diğeri ise dünya ile olan ticarettir. Tercih biz kullara kalmıştır; ya ebedi olanı ya da geçici olanı seçeceğiz. Bu dünya hayatı ne kadar uzun sürerse sürsün kısa ömürlüdür, gelip geçicidir. Ahiret ise ebedi hayatın, ölümsüzlüğün olduğu yerdir. Bu basit ve gelgeç dünya için ebedi bir hayatı kaybetmek ne büyük bir hüsrandır.

Rabbimiz bütün ümmet-i Muhammedi, Allah ile kârlı bir ticaret yapan mesut Müslümanlardan eylesin… Âmin

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

1