Evlerimiz Mesken Mabed ve Mektep Olsun

Ev mektebimizin en önemli dersi, hiç şüphesiz yaratılış misyonumuz olan “Allah’a güzel kul olabilme”nin hem temsili ve hem de talimi olmalıdır. Bu yönüyle evlerimiz bir mabeddir. Bu mabedler, temelleri takva üzere atılmış tertemiz mahaller olarak tanzim edilmelidir. Zira bir Allah adamının ifadesiyle “Huzurlu bir aile hayatı da ibadettir”.

Tüm canlı varlık, bir yuvaya ihtiyaç hissedecek şekilde yaratılmıştır. O yuva, bir yönüyle varoluşunun beşiği, büyüyüp serpilerek hayata hazırlandığı bir terbiye ocağı, sığınağı, barınağı, neslinin zuhur mahalli ve nihayet huzur ve sükûn yurdudur. Söz konusu olan insan olunca, onun yuvası da bu fonksiyonlara ilaveten mabed ve mektep özelliklerini de bünyesinde taşır. Biz bu yazıda evlerimizin hususiyle mabed ve mektep oluşu üzerinde durmuş olacağız. Zira bugün yuvalarımızın bu fonksiyonlarında da aşınmalar, ihmaller ve kayıplar ortaya çıkmış görünmektedir. Hatta daha da acısı ev/aile sokağa taşınmış veya sokak eve taşınmış bir haldedir. Sokağın çekiciliği, iletişim teknolojilerinin sanal bir alem oluşturarak insanı çok yönlü sarıp sarmalaması, ailedeki sükûneti berhava etmiş ve sonuçta evlerimiz, içinde huzur soluklanan, kulluğun zevkine erilen, ilim, irfan ve edep öğrenilen meskenler olmaktan büyük oranda çıkmaya yüz tutmuştur.

Pandemi süreci, yeniden eve dönüşe ve yuvalarımızın keşfine vesile olabilirse, celal içre bir cemâl tecellisine diğer bir ifadeyle musibet zarfının içinde bir nimete de erişmiş olacağız demektir. Öyleyse evlerimizin yeniden mesken, mabed ve mektep olması için yaşadığımız bu dönemi bir fırsat imkanına dönüştürmek gibi bir niyete ve cehde soyunmak, hem kendimiz ve hem de toplumumuz için en mühim sâlih amellerden biri sayılacaktır. Ev tarumar olmuş ise aile dağılmış, her türlü sapkınlık kolayca işlenir hale gelmiş demektir. Bu yönüyle nesli kurtarmanın ilk hamlesi, evle alakasını sıhhatli hale getirmek olmalıdır.

İnsan, muhitinin çocuğudur, denilir. Onun madde planında en yakın muhiti, ailesi ve nihayet evidir. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın ifadesiyle “Hayatı muhite mutabakat (uyum) diye tarif ederler. Öyleyse en yüksek hayat, en yüksek muhite mutabakat demek olur.” Bu gerçekten hareketle denilebilir ki, aile muhitinin iklimi, kişiliğimizin mayalanmasında, yükseliş ya da alçalmasında son derece etkin bir öneme sahiptir.

Temelleri sarsılmış evlerin yeniden inşasında öncelikle İbrahim ve İsmail -aleyhimesselam- misali dua ve niyaz dolu bir gönülle Rabbe yönelerek, yalnız O’na teslim olmuş Müslüman bir aile topluluğu olmaya azmetmek gerekmektedir1. Zira İbn Ataullah el-İskenderî’nin de ifade ettiği gibi “Rabbiyle yola çıkan kimse yolda kalmaz, işi aksamaz. Yalnız kendine güvenerek yola çıkanın ise işi zor ve yolu sarp olur. Nihayette başarılı olmanın alameti, başlangıçta Hakk’a yönelmektir.”

Evlerin mabedleşmesi ve mektepleşmesi, öncelikle eşlerin sâlih ve saliha oluş derecesiyle doğru orantılıdır. Zira mekânın şerefi orada oturanların şerefi kadardır. Öyleyse ailenin kuruluşunda ve devamında eşlerin uyumu, yetişkinlik düzeyleri ve gelecek vizyonları önemlidir. Gelişmenin ve yetişmenin üst sınırı yoktur. Eşler, her gün bir adım daha tekâmül etmenin önemine inanmalıdırlar. İlimde, irfanda, beceride, edep ve ahlakta sürekli terakki hedefi, aile mektebinin kalitesini sürekli artıracak ve böyle bir ocakta olmaktan herkes huzur duyacaktır. Öyleyse ev ikliminin omurgası olan anne-babaların bu yönüyle sürekli beslenmesini gündeme almak gerekecektir. Ülkemizde bulunan çok sayıda vakıf ve derneklerimizin var olan hizmetlerine ilave olarak “Aile Gelişim Merkezleri/Akademileri” oluşturmaları, neslimiz ve geleceğimiz adına son derece hayatî bir hizmet olacaktır. Anne-babalar, ilim, irfan, beceri ve iletişime dair eksikliklerini bu merkezlerde giderebileceklerdir. Bu merkezler, aynı zamanda ailenin kurulmasında öncülük edebilecek, problemlerin çözümünde de yol gösterici danışmanlıklar yapabileceklerdir. Büyük ailelerin yerini alan çekirdek aileler, ancak böylesi desteklerle varlıklarını sıhhatli bir şekilde yürütme imkânı bulabileceklerdir. Aksi halde boşanmalar artacak, aileler dağılacak, sahipsiz nesiller sapkın hareketlerin kurbanı olacaktır.

Ev mektebimizin en önemli dersi, hiç şüphesiz yaratılış misyonumuz olan “Allah’a güzel kul olabilme”nin hem temsili ve hem de talimi olmalıdır. Bu yönüyle evlerimiz bir mabeddir. Bu mabedler, temelleri takva üzere atılmış tertemiz mahaller olarak tanzim edilmelidir. Zira bir Allah adamının ifadesiyle “Huzurlu bir aile hayatı da ibadettir”. Bu evlerin içinde helal ve harama dikkat edilir, Allah adı çokça zikredilir, O’nun kelâmı gece-gündüz okunur ve dinlenir, kimi köşeleri secdegâh edilirse, elbette bu evler bir mabed sayılacaktır. Yine buralarda Allah için muhabbetler, merhamet tezahürleri ve karşılıklı saygı, edeb ve ikramlarla nice nice faziletler sergileniyorsa, böylesi evler hiç şüphesiz ilâhî rahmet ve sekinetin indiği bir huzur cennetidirler. Böylesi bir eğitim yuvasının yerine ikame edilebilecek bir başka mekân da yoktur. Bir mütefekkirin ifadesiyle “İnsan yetiştirilmez; insan yetişir. Bize düşen insanın içinde yetişebileceği güzel bir iklim oluşturmaktır.”

Ev okulunun önemli bir dersi de ilişkiler ağı içerisinde kazanılması gereken eskilerin “âdâb-ı muşeret” dediği “hayat dersleri”dir. İnsan çoğu zaman taklitle öğrenir. Aile, geleneğin ve göreneğin aktarıldığı önemli bir ocaktır. Okullarımızın bu ihtiyacı tümüyle karşıladığını ne yazık ki söyleyemiyoruz. Efendilikten, nezaketten, zarafetten ve incelikten haberdar olmayan ya da hiç umursamayan ve kabalığı, dağınıklığı ve hoyratlığı özgürlük ve özgünlük zanneden bir neslin işaretleri artık görünür oldu. Ev içinde belli vakitlerde, odalar arası geçişlerde bile izin alınmasını emreden bir dinin mensupları olarak “Ev okulu âdâb listesi”ni yeniden hatırlamak ve hayata geçirmek gibi bir sorumluluğumuz vardır.

Ev okulu, bir beceri kazandırma atölyesi gibi de hizmet görebilmelidir. Ufak bir musluk tamirini bile yapamayan, bir prizi nasıl değiştireceğini bilemeyen, yaşı ilerlemiş olmasına rağmen neyi nereden alabileceğine dair bir tecrübeye erişememiş nesillerin kabahati, ev okulunun muallimleri olan ana-babaya aittir. Neslin yetişmesi, sadece onlara hizmet etmekle değil, onları hizmete alıştırmakla ve hizmete katmakla mümkün olabilecektir. Bunun da eğitim yeri çoğu zaman ev okullarımızdır.

Ev okulu, çocuklarımızın akademik başarılarının da en önemli destekleyici kurumu olmak durumundadır. Bunun için ev içinde çalışma ortamlarının sıhhatli oluşturulması, okul dışı danışmanlıklardan zaman zaman istifade ve doğru bir arkadaş çevresi kurma noktasında tabii bir rehberlik gibi eğitim yardımları, neslimizin muvaffakiyeti için atılması gereken önemli adımlardır.

Yine ev okulu, dışarıdan alınan zihnî ve duygusal yaralanmaların tedavi edildiği bir şifahane özelliğine de imkân nispetinde sahip olmalıdır. Duyguların korunması, bulanıklaşan zihinlerin durulması görevi de çoğu zaman anne-babaya düşmektedir. Ev okulu muallim ve mürebbiyeleri olan anne-babalar, bu nevi fonksiyonları bizatihi yerine getiremeseler de gerekli dış yardımların alınmasını ciddiye almak gibi bir vazifeleri vardır. Bedenî hastalıkların tedavisine koştuğumuz kadar ve belki ondan daha çok manevî hastalıkların şifası için ilgili tabiplerle buluşmak ve buluşturmak ev okulunun olmazsa olmaz sorumlulukları arasındadır.

Dipnotlar: 1) Bkz. Bakara Sûresi 127-128.

PAYLAŞ:                

Adem Ergül

1965 yılında Konya’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini burada tamamladı. 1985-1989 yılları arasında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde lisans eğitimi aldı. Aynı fakültede lisansüstü eğitimine de

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle