Yapmadığını Başkasına Öğütlemen Fitnedir

Huzeyfetü’l-Yemânî hazretleri Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in mahrem-i esrârı olup münâfıkîn ahvâline ve ileride hâdis olacak fitnelerin tafsîline en ziyâde muttalî olan zât idi. “Kıyâmet gününe kadar olmuş, olacak şeyleri Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana söyledi.” dermiş.

Ömer -radıyallahu anhMedîne’de bir cenaze olsa Huzeyfe -radıyallahu anh-’ı gözetler ve onu cemâat arasında göremezse meyyitin münafık olmasından şüphe ederek namazını kılmazmış.

***

Fitne: Aslında imtihan ve ihtibardır ki Türkçe’si sınama demektir. Fitnenin muhtelif mânâsı vardır.

1- Küfür, dalâlet.
2- Rüsvaylık.
3- Belâ ve azâb, fitne-i dünya ve fitne-i kabirden murâd budur.
4- Kıtal, harb-i dâhilî.
5- İnsanın halinin iyilikten kötülüğe dönmesi.
6- Bir şeyi beğenip kalbin ona meyil ve muhabbet eylemesi.

Fitne-i evlâd ve nisâ bu kabildendir. İnsanın ehli yüzünden fitnesi, onlardan dolayı helâl olmayan söz söylemesi, helâl olmayan iş işlemesi; malı yüzünden fitnesi, alması helal olmayan malı alıp helâl olmayan yerlere sarfetmesi; evlâdı yüzünden fitnesi, onlara fart-ı muhabbetle berâber birçok hayrâta onların yüzünden fırsat bulamaması yahut onları geçindireceğim diye helâl, harâma bakmaması; komşusu yüzünden fitnesi, zengin olmasına hoş nazarla bakmayıp hasette bulunmasıdır.

Deniz gibi kuduran fitneden murâd; Hazret-i Osman –radıyallahu anh-’ın şahâdetiyle başlayıp ümmet-i Muhammediye’nin birbirine girmesine bâis olan fitne-i azîmedir ki o günden bugüne kadar sönmemiştir. Anlaşılıyor ki Huzeyfe -radıyallahu anh- ’ın, Muhbir-i Sâdık Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ’den öğrendiğine göre Ömer -radıyallahu anh-’ın vücûdu fitneye karşı sedd-i sedîd imiş. O hayatta oldukça muntazır olan korkunç fitneler hâdis olmayacakmış. Onun için “ondan sana bir şey yok” demiş.

“Kapı, Osman -radıyallahu anh- iken Ömer –radıyallahu anh- kendisidir zannında idi.” diyenlerin de sözünde bir veçhe vardır. Hısn-ı ittihad ve ittilânın dış kapısı Hazret-i Fâruk idi. O hayatta iken iç kal’aya fitnenin hücûmuna meydan kalmadı. Hazret-i Fâruk’un şahâdetiyle dış kapı açıldıktan sonra rüesâyı fitne olan hâinler iç kapı olan Halîfe Zi’n-Nûreyn’e taarruza âsânlık buldular. Hazret-i Ömer -radıyallahu anh-’ın kapının kendi zâtı olduğunu bildiği halde kendisinden sonra gelecek fitneden suâl etmesi fitnenin azametini bildiği ve şâyet tafsilâtını unutmuşsa hatırlaması içindir. Kendi zamanında belki mukaddemâtı zuhûr eder diye korkuyormuş!

Üsâme -radıyallahu anhRasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in şöyle buyurduğunu işittim demiştir:

– Kıyâmet gününde bir kişi getirilip cehenneme atılır da cehennemde onun bağırsakları derhal karnından dışarı çıkar. Ve değirmen merkebinin değirmende döndüğü gibi döner. Bunun üzerine cehennem halkı onun başına toplanıp da:

– Ey filân, hal ve şânın nedir? Sen bize -dünyada- iyilik emredip bizi kötülükten nehyeden -bir öğütçüdeğil miydin derler.

O da:

 – Evet, ben öyle idim. Fakat ben size mârûfu emrederdim hâlbuki kendim yapmazdım. Yine ben sizi münkerden nehyederdim de kendim işlerdim, diye cevap verir.

(Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, 9 / 57) Mahmud Sâmî Ramazanoğlu, Musahabe-3, s.227

PAYLAŞ:                

Mahmud Sâmi Ramazanoğlu

Adana’da doğdu. Babası Ramazanoğulları diye bilinen aileden Müctebâ Bey, annesi Ümmügülsüm Hanım’dır. Adana’da rüşdiye ve idâdîde okuduktan sonra İstanbul’a gidip Dârülfünun Hukuk Fakültesi’ne kaydold

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle