Hesap Gününde Kardeşlik

0
Hesap Gününde Kardeşlik
Hesap Gününde Kardeşlik - Y. Selman Tan
Sayı : 385 - Mart 2018 - Sayfa : 17

Mevlüt Çördük Hocaefendi'den Hatıralar -2


Y. S. TAN: Mevlüt amca sizin eviniz de, vazifeniz de Erenköy’de olduğu için herhalde Sami Efendi ve Musa Efendi ile sık sık görüşüyordunuz.
M. ÇÖRDÜK: Evet mesela; Sami Efendi üstadımız yaşlanmadan önce haftada bir gün pazara erkenden çıktığını görürdük. Kimse gelmeden, kimsenin nazarı değmeden alışverişini yaparlardı.
Sami Efendi Hazretleri üstadımızın bir Bursa ziyaretlerinde fakir de oradaydım. O gün hava birden çok basıklaştı ve bunaltıcı bir hal aldı. Sami Efendi üstadımız havaya bir müddet baktıktan sonra “Bir koç getirelim ve kurban edelim inşallah” dedi. Hemen çok büyük bir koç getirildi, Sami Efendi üstadımız cübbesi ile ayakta koçun başında, tazim içinde kurban kesimi sırasında bekledi.
MUSA EFENDİ’NİN İNCELİĞİ
Bize Musa Efendi üstadımızın çok emeği olmuştur. Onunla beraberliklerimiz daha çok oldu. Herkesin gönlünü almasını çok iyi bilirdi. Size bununla ilgili birkaç örnek anlatayım:
Bir seferinde Bursa’dan birlikte dönüyorduk, arabayı Musa Efendi kullanıyordu. Bizim eve yaklaştığımız zaman ara sokağa girmesini istemedim ve “Efendim bir bina var ben caddede ineyim” dedim. Buyurdular ki “Biz aldığımız yere bırakırız.” Adamı dünyayı dolaştırırsınız ama o iki adımlık yer için ilave bir nezaket sizin gönlünüzü fetheder.
Yine bir gün kar lapa lapa yağarken Musa Efendi sırf ziyaret için yürüyerek bizim eve gelmişti. Bize “Bir sütlü kahvenizi içmeye geldim” demişti.
Musa Efendi üstadımızın ailesiyle birlikte ailecek çok umre yapmışlığımız olmuştur. Böyle bir umrede tavafı yapıp dışarı çıktığımız zaman validemiz Musa Efendi’ye saatinin düştüğünü söyledi. Tavaf sırasında oradaki görevliler Musa Efendi’yi görünce hemen davet edip Hacer ül Esved’i hepimize öptürmüşlerdi. O anda aklıma geldi, saat Hacer- ül Esved’i öperken düşmüş olabilirdi. Sessizce yanlarından ayrıldım ve tavaf edenlerin arasından geçip Hacer- ül Esved’i öpenlerin ayaklarının altından girip Kabe’nin duvarının dibini kontrol etmeye başladım. Baktım saat orada duruyor hemen alıp kendilerine vermiştim.
İlk haccımı 1970 yılında yapmıştım. Elimdeki parayla kıt kanaat haccımı tamamlayabilmiş, eve dönerken sadece hurma alabilmiştim. ‘Çocuklara oyuncak filan bir şey alamadım’ diye içimde bir düşünce vardı. Oradan ayrılmadan birkaç gün önce Musa Efendi cebime bir şey koydu ve kulağına eğilerek “Bununla çocuklarınıza hediye alırsınız” buyurdu.
Musa Efendimiz benim hacca gidebilmem için çok dua etti. Elhamdülillah hemen hemen her sene onlarla birlikte hacda bulunduk.
Şimdi oturduğum evin alımında bile ilgisi, duası hiç eksik olmamıştır. Daha ev yokken topraktan daireyi satın almıştım. Bina yapılırken ev fiyatları 10 katına 20 katına yükseliverdi. Musa Efendi üstadımız o aralar her gördüğünde sorardı “Tapuyu aldın mı?” diye. Musa efendimiz bizim güzel insanlar olmamız için çok gayret sarf etmiştir.

FAİZE KARŞI BÜYÜK HASSASİYET
Y. S. TAN: Efendim Musa Efen­di’nin muamelatı ile ilgili karşılaştığınız örnekler oldu mu?
M. ÇÖRDÜK: Bir gün bulunduğumuz yere Musa Efendi Hazretleri dışarıdan gelmişti. Elinde bir miktar para vardı. “Bankada para unutulmuş ona da faiz işlemiş, işletmişler o yüzden bu para haram paradır” dedi. Sonra parayı destesi ile yırttı ve bana vererek “Bunu götür kubura at” dedi. Ben de götürüp attım.
*
Musa Efendi bir de “Ağabeylerime manevi ders aldırma hususunda çok zorlandım ama elhamdülillah vefatlarından önce ikisi de ders aldılar” derdi. Etraftan ağabeylerine “Nuri bey sen takva sahibisin, Haccü’l Haremeynsin ne gerek var ders almaya?” diyorlarmış. Musa Efendi “Gerek olmaz olur mu, seyri sülük olmadan takva sahibi olunur mu?” derdi.

KABE’NİN ÖRTÜSÜNÜ KESMEYİNCE
Y. S. TAN: Efendim sizin şöyle bir hususiyetiniz var. Maşallah hiç kimsede olmayan mukaddes emanetler sizde mevcut. Eviniz müze gibi. Bunları nasıl topladınız?
M. ÇÖRDÜK: Bir hac döneminde Kabe’nin önünde dua ediyordum. Yanımda da farsça dua eden birisi var. Kabe örtüsünün değişmesine de iki veya üç gün var. Yanımda dua eden İranlı parmaklarının arasına yerleştirdiği jiletle Kabe örtüsünün bir parçasını kesiverdi. Ben de eskiden beri ‘Kabe’nin bir parça örtüsüne sahip olsam’ diye arzu ederdim.
Gençlik saikiyle kendi kendime dedim ki ‘yarın ben de bir İranlı olayım, tedarikli gelip örtüden bir parça keseyim.’ Ertesi gün bir jilet alıp geldim, Bilal Kapısı’nın önüne gelince şöyle bir düşündüm, beni yakalarlarsa “Sen Türksün böyle bir şey yapmak sana yakışır mı?” derlerse ne derim. Yiyeceğim dayağı filan düşünmedim aklıma bu geldi. Jileti kapının önündeki çöpe attım, niyetimden vazgeçip Mescid-i Haram’a girdim.
Türkiye’ye döndüm. Suadiye Camii’nin yakınında oturan emekli bir deniz albayı vardı. Beni hocaefendi olarak zaman zaman evlerine davet ederlerdi. Bir gün o albayla karşı karşıya geldik. Albay “Mevlüt hocam benim kayınpederim sarayda elbiseci başı idi. Bize ondan intikal eden mukaddes emanetler var. Bizim çocuğumuz yok, hanımla “Bu emanetleri kime emanet edelim?” diye düşünürken sen aklımıza geldin, Mevlüt Efendi saklasın diye düşündük, bize bir gelebilir misiniz?” dedi.
Gittik, ilk gözüme çarpan Osmanlı zamanında İstanbul’da dokutturulup o dönemde Kâbe’ye örtülen, bir sene sonra da Kabe’nin üstünden alınıp İstanbul’a getirilen kapı büyüklüğünde bir Kabe örtüsü vardı. Daha başka bazı mukaddes emanetler de vardı. Eve getirince bunlar için gidip bir dolap aldım mukaddes emanetlerin dolabı oldu. Doğru davranınca elhamdülillah böyle bir ikramı ilahiye mazhar oldum.
Daha sonra Piri ekmel Es'ad Efendimizin tesbihi, Sami Efendi’nin, Musa Efendi’nin cübbeleri, büyük dedelerimin elyazması kitapları ile burası bir müze gibi oldu.
HACDA VE UMREDE...
Y. S. TAN: Efendim Hac ve umre yapacaklar için tavsiyeleriniz neler olur?
M. ÇÖRDÜK: 1970’li yıllarda Ravza-i Mutahhara’nın içi de Kabe’deki Haremi Şerif gibi kadın erkek karışıktı. Bir akşam ezanı okunurken oturacak yere bakıyorum. Üzerimde entari var, malum oralarda entari rahat oluyor. Birisi entarimi sertçe çekti, “Şuraya otursana” dedi. Ben de “Orada kadın var, onu rahatsız etmeyeyim” dedim. Bana “Zaten kadın entarisi giymişsin ya farketmez” demesin mi? “Hasbunallah bu adamda bir dert var ama dur bakalım” dedim.
Namaz bittikten sonra yanına gidip “Tanışalım efendim ben Suadiye Camii görevlisiyim” dedim. Adam “Ben de orduda yüzbaşıyım” dedi. “Siz yüzbaşı iken nasıl hacca gelebildiniz?” dedim. Dedi ki “Ben Kıbrıs harekatına iştirak ettim, O zaman kendi kendime ‘bu harekatdan salimen çıkarsam ilk işim hacca gitmek olacak’ diye karar verdim. Kıbrıs harekâtı bitip birliğime döndükten sonra bu kararımı Genelkurmay’a yazılı dilekçe olarak ilettim, izin verdiler geldim. Geldim ama şu şu sıkıntılarla karşılaştım” diye anlatmaya başladı. Oradaki temizlik anlayışından, müslümanların durumundan, eğitimsizliğinden dolayı epey kafası karışmış vaziyetteydi.
Ben de kendisine “Peygamber Efendimiz “Önce arkadaş, sonra yolculuk” buyuruyor. Siz buraları iyi bilen birisi ile gelseydiniz rahat ederdiniz. Ayrıca burası 10 bin nüfuslu küçük bir şehir. Bir mevsimde buraya 100 bin kişi gelince kalabalık oluyor. Siz evinizde 5 kişiyi misafir edebilecekken 50 kişi gelirse ne yaparsınız?” diyerek adama anlattım. Yüzbaşı ne dediyse ona güzel güzel cevaplar verdim. Sonra yüzbaşı bana “Hocam Allah senden razı olsun, ben buraya Müslüman olarak geldim fakat farklı dönecektim. Bütün düşüncelerim, inancım altüst olmuştu” dedi.
Hac ve umre yolculuklarında, etraftaki yanlışlıklarla uğraşmamak gerekir. Buna hazırlıklı gitmek gerekir.
Orada gereksiz yere konuşmamak gerekir. Oranın kendi imtihanları olduğunu bilmek gerekir. Hacca gidenlere özellikle sabır ve samimiyet tavsiye ederiz.
Göz mümkün olduğu kadar etrafa kapalı olmalıdır. Hacı veya umrecinin yolculuğunun başından sonuna kadar bir ibadetin içinde olduğunun şuurunda olması gerekir.
Mübarek beldelerde dile çok dikkat edilmesi gerekir. Konuştuğunuz şey olumlu veya olumsuz başka yerlerde konuşulmasına göre çok daha çabuk tecelli ediverrir. Erenköyden Mahmut Kalfa isimli bir arkadaşımız vardı. Haremi Şerif içinde onunla birlikte yürürken eskiden açık olan zemzem kuyusunun önüne geldik o sırada Mahmut Bey'in ayağı kayıp yere düştü. Ben elinden tutup kendisini kaldırırken şakayla karışık dedim ki "Mahmut ağabey buralarda kendine dikkat et bir anda gidiverirsin." Bunun üzerine Mahmut Bey ellerini kaldırdı "Ah nerede" dedi. Akşam rahatsızlandı sabah da ruhunu teslim etti . Kendisini Cennet ül Mualla'ya defnettik.
Mehmet OKUR: Mevlüt amca sizin hac seferiniz 50 defa oldu mu?
M. ÇÖRDÜK: Bunu hiç kimseye söylemedim de, Allah bilir saymadım da. Çünkü Allah muhafaza en korktuğum şeylerden birisi niyetimin bozulması, işin içine riyanın karışmasıdır. Çünkü ben bu ibadetlerimi Rabbim için yaptım. Cenab-ı Hak onun karşılığını ahirette versin inşallah.

DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
Y. S. TAN: Efendim konuşmamız müddetince hep niyetin sıhhatinden ve samimiyetten bahsettiniz. Kulluk imtihanında başka nelere dikkat etmek gerekiyor?
M. ÇÖRDÜK: İlk yapılacak şey haramlardan uzak durmaktır.
Sükûtu ihtiyar etmek lâzımdır. Hepimizin dilimizden dolayı çekileceğimiz epey bir hesap olur tahmin ediyorum.
Sonra eksik bıraktığımız, çoğunlukla yapmadığımız şey tefekkür. Kuran-ı Kerim bizi hep tefekküre davet ediyor. Hadis-i şerif’de “Bir anlık tefekkür 70 yıllık nafile ibadetten hayırlıdır” buyuruluyor. Her şeye tefekkür nazarıyla bakmaya çalışmak lâzımdır. Etrafımızdaki her şey düşünce vasıtasıyla bizi Rabbimize ulaştırmalıdır.
Çok sevdiğimiz bir torunumuza bakarken “Ya Rabbi sen bunu ne kadar güzel yaratmışsın, sana şükürler olsun” diyebilmeli.
“Ya Rabbim bu yavrucağı sevme duygusunu veren Sensin, onun için Sana teşekkür ederim” diyebilmeli. Rabbimiz bize vermezse nereden sevgi duygusunu bilebileceğiz ki…
Ondan sonra da Allah-u Teâlâ’ya devamlı şükür halinde olmalıyız.
Hiç unutmayınız ki, her zaman için beterin beteri vardır. Sadece evin içinde yürüyebilen hasta bir insan bile kendinden daha zor durumda olan felçli, kirpiğini oynatamayan insanı düşünüp haline şükretmesi lâzımdır. Şükür önemli bir nimettir, herkese verilmemiştir. Şükrü geliştirmek için hep kendinden aşağıda olana bakmak lâzımdır.
Buradan da Cenabı Hakk’a layık-ı vechile teslim olabilme noktasına geliyoruz. Rabbim hepimize kendisine tam bir teslimiyet nasip eylesin. Manevi yolda nefs imtihanı kuvvetli olur. Rabbim bizleri nefsine uyanlardan ve onun zebunu olanlardan eylemesin, amin.


HESAP GÜNÜNDE KARDEŞLİK
Y. S. TAN: Efendim Sami Efendi Hazretleri’nin sohbetlerinden en çok hatırınızda kalan bir şeyi anlatır mısınız?
M. ÇÖRDÜK: Sami Efendi üstadımızın en çok bahsettiği şeylerden birisi, bir kıyamet sahnesiydi. Şöyle anlatırdı:
“Mahşerde mahkemeyi kübranın önündeki bir gence Cenab-ı Hak buyuracak ki; “Ey kulum senin bir hasenen daha olsa seni cennetime koyacağım. Tanıdıklarına git onların sevaplarından bir tanesini iste ve tekrar huzuruma gel.”
O genç annesine gidiyor, talepte bulunuyor annesi ona “Oğlum benim muhakemem daha kurulmadı, kendim kurtulup kurtulamayacağımı bilemiyorum. Anladım ki burada en küçük bir sevabın bile ayrıca değeri varmış” diyor.
O genç daha sonra babasına gidiyor ve benzer bir cevap alıyor. Me’yus bir şekilde Cenabı Hakk’ın huzuruna dönüyor. Allah-u Teala “Ey kulum benim rızam için birbirinizi sevdiğin bir kardeşin yok muydu?” diye soruyor.
O genç Allah rızası için sevdiği kardeşlerinden birisine müracaat ediyor. Arkadaşı ona “Tamam kar­deşim arzu ettiğin kadar seva­bı­mı al, bari sen kurtul” diyor. O genç gidip Cenabı Hakk’a durumu anlatınca Rabbimiz buyuruyor, “Bir kul böyle dehşetli bir günde kardeşi için bunu yaparsa Ben de her ikinizi birden affediyorum” buyuruyor. Allah için birbirini seven o iki arkadaş Cennet’e alınıyorlar. Sami Efendi Hazretleri bu kıssayı sık sık anlatırlardı.
Üstadlarımızın kıymetini bilmemiz lâzımdır. Onlar olmasaydı biz birbirimizi tanıyabilir miydik? Birbirimize ahiret kardeşi olabilir miydik? Elhamdülillah yaşadığımız bu manevi güzelliklerden istifade edebilir miydik?
Aynı şekilde Peygamber Efendimiz olmasaydı biz İslam’la şereflenebilir miydik?
Kıyamette mahşer günü arkasında ümmeti olmak üzere Rabbimizin huzurundan varıp boynunu büküp “Ümmetî” diye yalvaracak olan büyük peygamber bizim peygamberimizdir. Ona ne kadar salât-ü selam göndersek azdır. İnşallah kendileri bizden razı olurlar.
Y. S. TAN: Mevlüt amca son olarak neler söylemek istersiniz?
M. ÇÖRDÜK: Rabbim bizleri rızâsına uygun ameller işleyenlerden eylesin. Amin.
Rızasına muvafık olmayan işlerden muhafaza eylesin.
Allah bizleri kendisine layık bir kul, Habibine layık bir ümmet, üstadlarımıza layık bir evlat olmayı nasip eylesin.
Allahımdan en büyük isteğim, yolumuzu kıyamete kadar berdevam eylesin inşallah. Ümmeti Muhammed’e birlik beraberlik, kardeşlik sevgisi, dirlik, düzenlik ihsan eylesin.
Cenab-ı Hak İslam düşmanlarına fırsat vermesin. Müslümanlar üzerine kurmuş oldukları her türlü desiseyi kendi üzerlerine makus eylesin inşallah. Amin.
Cenab-ı Hak hepinizden razı olsun. Bunun mütebakiyesi başta üstatlarımız olmak üzere inşallah hepimiz kıyamette beraber olalım. Amin.

MUSA EFENDİ’NİN VEFATINDA...
Y. S. TAN: Musa Efendi’nin vefatı sırasında son hizmetlerini de siz yaptınız herhalde...
M. ÇÖRDÜK: Musa Efendi üstadımızın vefatından bir gün önce ayağı kesilmişti. O ayağı hastaneden aldık, güzelce yıkadık sonra gül suyu ile kokuladıktan sonra kefenledik ve Sahrayıcedit Mezarlığı’na götürüp defnettik. Ertesi günü cuma saatlerinde üstadımız vefat ettiler. Ve mübarek naaşını Kemalettin hocamla birlikte yıkayıp kefenledik. Sonra mezara da fakir indirdim. Bir gün önce defnettiğimiz ayağı kefenin içine yerleştirerek vücudu ile birleştirdim, sonra defnettik.

 

Yorum Yazın

Facebook