Ayın Notları

0
Sayı: Temmuz 1995

Bosna'da Tarih ve Talih Dönüyor

Bosna Hersek, Uluslararası kuruluşların tüm kararlarına rağmen 3 yıldır katliamlara açık bir ülke konumundaydı. Başta Saraybosna olmak üzere birçok şehir için "açık hava hapishanesi" tanımı yapılıyordu. Sırplar abluka altına aldıkları şehirleri yoğun bombardımana tabi tutuyorlar, şehir sokaklarına çıkan halkı uzun menzilli silahlarla avlıyorlardı. Şehirlere gıda yardımlarının girmesini engelliyorlar, halkın susuz kalması için şehrin ana giriş şebekelerini kapatıyorlar. Son olarak Tuzla kentinde Sırpların attığı havan mermileri sonucu 15-25 yaş arasında 71 kişi öldü. Saraybosna'da su kuyruğunda beklerken 9 kişi hayatını kaybetti. Geçen yıl öldürdükleri Bosna Hersek Başkan, yardımcı Hakkı Turayliç'in ardından bu ay Dışişleri Bakanı İrfan Ljubijankiç'in helikopterini düşürerek Adalet Bakan Yardımcısı İzzet Muhammedağiç ile birlikte 5 arkadaşını daha şehit ettiler.

Sırplar o kadar azmışlardı ki İrfan Ljubijankiç'in cesedine karşılık esir Sırpların takas yapılması gibi teklifleri ortaya sürüyorlardı. Sırpların zulmüne bekçilik yapmaktan başka bir işi olmayan, maskaraya dönen BM Koruma Gücü NATO aracılığıyla bölgeden kaçma hazırlığı yapıyordu. Kaçışın adını ise "Kararlı Çaba" koymuşlardı.

Bosna'ya kara gücü göndereceğini açıklayan Amerika, düşürülen F-16 pilotunun Sırpların elinde esir olduğu haberini alınca kesinlikle Sırplara herhangi bir müdahalelerinin olmayacağını açıklıyordu. 6 gün sonra verici sinyallerle yerini tespit ettiği pilotunu teknik bir operasyonla kurtaran Amerika, pilotu kahraman ilan etti. Ardından pilotun filminin çekileceği açıklamaları yapılıyordu.

Göstermelik NATO bombardımanı Sırpları iyice azdırıyor, Tuzla ve Saraybosna'ya bombalar yağdırıyorlardı. Sonra herhangi bir saldırı için Pale şehri yakınlarındaki mühimmat deposuna yakaladıkları 3 BM subayını bağlayıp canlı kalkan olarak kullanıyorlardı. Rehine olarak mühimmat depolarına bağlanan askerlerin arasında kendi askerlerinin de bulunduğunu öğrenen Kanada ve Rusya BM Güvenlik Konseyi toplantısında hava saldırılarına karşı çıkınca yeni bir müdahale kararı alınamıyordu.

Bosna - Hersek için uygulanan silah ambargosunun kalkması isteklerine Batı dünyası "Boşnaklar savaşı yaymak istiyorlar" gerekçesiyle karşı çıkıyorlardı.

Her şey birbirine karışmış görüntüsü içinde Batı'nın oyalama taktiğiyle Boşnak halkı vuruluyor, vuruluyordu.

Aliya İzzetbegoviç artık Batı dünyasından tamamen ümidi kesmiş olmalı ki; "BM'nin gizlice çekilme planı yapmasına gerek yok. Ülkemizde, sadece kendisini savunmaya çalışan, çok uluslu bu güç işe yaramıyor. BM çekilse daha iyi olur. Ben kendi ordumuza güveniyorum" diyordu.

Bu sözler Bosna savaşında bir dönüm noktasını haber veriyordu. Hakikaten ateşkes süresi boyunca disipline edilen ve modern silahlarla donatılan Boşnak ordusu geçen günlerde Saraybosna'da giriştiği yarma harekatı ile savaşın kaderini değiştirmeye başladı.

Büyük bir saldırıdan korkan Sırplar ise bölgeyi terk etmeye başladılar. Birçok yerde Sırplarla göğüs göğüse çarpışan mücahitlerin kahramanlıkları Sırpları şaşkına çeviriyor. Müslüman askerler bundan üç sene önce Avrupa'nın en büyük askeri gücü olan Sırplara kök söktürüyorlar Sırplar büyük kayıplar veriyorlar. Sırpların moral olarak çöktüklerini ve mevzilerini terk eden 9 Sırp askerini arkadaşlarının kurşuna dizdiği, zorunlu seferberlik emrinin verildiği haberleri doğruluyor.

Saraybosna çevresindeki yığınaktan ve Müslümanların harekatından endişelenen Batı dünyası ise Boşnaklara "Sırplara saldırmayın" mesajları veriyor Daha düne kadar Sırplara doğru dürüst bir yardımı olmayan Batı, Boşnakların ufak bir harekatından tedirginlik duyduğunu belli ediyor. Fakat Avrupa 3 yıldır katliam alanına dönen Bosna'ya hiçbir şey yapmamasının faturasını ağır ödeyecektir. 3 yıl önce korunmasız konumdaki bu insanların kurdukları ordu önümüzdeki günlerde ne destanlar yazacak göreceğiz. Batı'nın payına bundan sonra daha çok utanç düşecek...



Bir uyarı da BAB Asamblesi'nden...

Türkiye'yi Önüne Gelen Uyarıyor

Türkiye bu günlerde kısır iç siyasi çekişmelerin, seviyesi düşük tartışmaların esiri olmuş durumda. Dış dünyada aleyhine gelişen olayları görmezlikten geliyor. Bu tavır ise hiç de hakketmediğimiz sonuçları beraberinde getiriyor. Bunun en son örneği BAB Asamblesi'nin aldığı bir kararda yaşandı.

Konu şu; İspanyol Senatör Aifonso Cuco hazırladığı bir raporda "Kürtlere siyasi ve idari özerklik verilmesini, Kıbrıs'taki Türk askerinin geri çekilmesini, Yunanistan'la ilişkilerde Türk tarafının anlaşmaya yanaşmadığı" gibi Türkiye aleyhine olan bir dizi kararı BAB Asamblesi'nde Yunanistan ve İngiltere'nin desteğiyle kabul ettirdi. Oysa Başbakan Tansu Çiller Paris'e kadar gitmiş BAB Asamblesi'nde, pazarlamacı medyamıza göre, ayakta alkışlanan bir konuşma yapmıştı. Hatta yine basınımıza(!) göre Paris gezisi "Türkiye'ye çok büyük puan" kazandırmıştı ve Çiller üyeleri müthiş(!) etkilemişti.

Oysa basınımız Çiller'in Paris fethini(!) 9 sütuna sığdıramazken, BAB Asamblesi, Çiller'i ayakta alkışlayan(!) üyelerin oylarıyla Türkiye'yi suçlu gösteren kararı kabul ediverdi. Bu işte bir terslik olduğu kesin. Çiller'in müthiş(!) etkisinin zaferi yeni kutlanırken böyle bir kararın kabul edilmesinde bir yanlışlık olmalı değil mi? Karar kabul edildiğine göre müthiş etki yanlış olmasın?



REFORMCU MANTIK SÜRÜYOR

Devletin Laik İslâm Arayışı

Bundan yaklaşık bir yıl kadar önce Cumhurbaşkanı Demirel üst düzey bazı devlet yetkilileriyle yaptığı bir toplantıda İslâm'la laikliği bağdaştıran, tamamıyla hoşgörüyü esas alan bir kitap hazırlanması kararlaştırmıştı. Bu kitapla verilmek istenen anlayış Demirel'in yeni devlet anlayışının en önemli ayaklarından birim oluşturacaktı. Laikliğin halkın inançlarıyla çatışmacı görüntüsü yok edilecekti. Hedef laiklikle İslâm'ı devlet çatışı altında birleştirmekti. Bunun için İslâm'ın yeni bir yorumu yapılmalıydı. Laiklikle çatışma arz eden tarafları tıraşlanmalıydı. Devlet çözüm olarak dini laikliğe uydurma yöntemim seçiyordu işte bu kitap bu maksada yönelik ciddi(!) bir çaba olacaktı.

Bu düşünce hemen pratiğe konuldu. Çiller'in onayı ile YOK bu hedefe uygun çalışmalar yapabilecek öğretim üyelerini belirledi; Prof. Hüseyin Atay, Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Beyza Bilgin, Prof. Ramı Ayaş, Dr. Arif Güneş ve Dr. Hasan Elik Yazar kadrosunu ele aldığınızda kitabın hangi çizgide oluştuğunu tahmin etmek zor değildi. Önsözde ise kitabın hazırlanış sebebi hakkında "Dinin egoist hesaplar ve iştahlar nedeniyle yozlaştığı" iddia edilerek yeni bir dinin ortaya çıktığı ve bu dinin gerçek olmadığı söyleniyordu. "Gerçek bir İslâm dini" iddiasıyla ortaya çıkan bu kitapta laiklik ve örtünme konusunda ise şunlar söyleniyor.

"Laiklik, din gerçeğini egoları hesabına kullanmak için Allah'ın iradesini saptırarak "din" adı altında kendi keyiflerini egemen kılmak isteyen ilginç; karşı bir savunma ve nefes alma çaresi olarak keşfedilmiştir."

Örtünme konusunda ise yaklaşım oldukça gülünç; "İçimiz temiz olduktan sonra salt dış örtünmenin bir anlam taşımayacağı açıktır".

"İslâm Gerçeği" adıyla hazırlanan bu kitap devletin dine müdahalesinin ilk örnekleri değil elbet. Cumhuriyetten sonra dinde reform uğrunda cansiperane çalışanlar eksik olmamış ama hepsi de akim kalmıştır. Çünkü din Allah'ın koruması altındadır. İslâm ne şu, ne de bu ilkenin salatası olmaz. Vaktiyle buna ön ayak olan isimler halkın gönlünde karalanmıştır. Bir kez daha bu yola tevessül edenler hayırla yad edilmeyeceklerini unutmasınlar.



KIBRIS:

Rumlar Batı Desteği ile ilerliyor

Türkiye Kıbrıs konusunda uzun zamandır hangi politikayı izliyor? Ya da Kıbrıs Türkiye Gündemi'nin neresinde yer alıyor, bilen var mı? Ne yazık ki iki soruya da olumlu cevap verebilmek mümkün değil. Oysa Kıbrıs davasında badireli bir dönemden geçiliyor. ABD ve Batı, Kıbrıs'ı Rum tarafının arzuladığı bir noktaya çoktan getirdi bile. En son İngiltere ve ABD'nin hazırladığı bir plana göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin toprakları yüzde 35'ten, 25'e indiriliyor. Oysa daha önce BM Genel Sekreteri Butros Gali'nın hazırladığı bir haritaya göre, Türk tarafına yüzde 28.2 bir pay teklif ediliyordu. Bu tartışmalı plan bile kabul edilmemişken İngiltere ve ABD'nin yüzde 25'ı dayatması konunun ciddiyetini göstermesi bakımından çok önemli. Yeni plana göre Türk tarafının narenciye deposu olan Güzelyurt ile yerleşime kapalı olan Maraş bölgesi tamamen Rumlara bırakılıyor. Bunlar İngiliz-ABD planının bazı parçaları. Diğer taraftan BAB (Batı Avrupa Birliği), sanki tek sorumlu Türk tarafıymış gibi, "adada güven ortamı Türkiye'nin askerlerini Kuzey Kıbrıs'tan çekmesiyle sağlanır" diyerek İngiliz-ABD planını desteklediğini gösterdi. Bunlar bir taraftan tezgahlanırken, Rumlar da Avrupa Birliğine girmek için önemli adımlar attılar. Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB üyeliği takvimi işlemeye başladı. Rum Kesimi AB'ye girdiği zaman uluslararası platformlarda, adadaki tek meşru devlet gibi muamele görecek. Bu arada Rum tarafının, alem olarak, özellikle Rusya kanalıyla, ağır silahlarla ve Türkiye'yi menzili içine alan füzelerle donatıldığı da unutulmamalı.

Son gelişmeler üzerine Denktaş şunları söylüyor; "Batı, Kıbrıs'ı Yunanistan'a tamamen entegre edecek bir yol seçti. Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki hakları tehlikededir. Kıbrıs Rumu, Yunanistan ile entegrasyon yapmıştır. Bunu AB'ye girmek yolu ile bütün Kıbrıs'a yaymaya çalışmaktadır. Çözüm AB üyeliği ile sınırlandırıldı. BM bize baskı yapıyor. AB baskı yapıyor. Yunanistan'ın Rumlarla entegrasyon için yaptığı anlaşmalar derhal Türkiye ile KKTC arasında da yapılmalıdır."

Denktaş "KKTC gerekirse Türkiye ile birleşecektir. Bunu bütün dünya bilsin" diyor

Bir yandan Türkiye'nin AB ile bütünleşme sancısı, diğer yanda Kıbrıs problemi yol alıyor. Görülen o ki bir yerde bu iki mesele kesişecek ve Türkiye, ya Kıbrıs'ı ya AB'yi seçmek zorunda kalacak.



Menzir Krizi

İstanbul Emniyet Müdürü'nün CHP'li Bakanları suçlayan konuşması hükümette sancılara yol açtı.

İstanbul Çağlayan'da DYP İI Merkezi önünde teröristlerce öldürülen polis memuru Rüştü Erdem'in cenaze töreninde İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'in yaptığı konuşma koalisyonda krize dönüştü. Menzir Bu çocuklar kimin için öldü ? Dünden beri bekliyorum. Bir tek başbakan arayıp başsağlığı diledi. Neredesiniz siyasetçiler ? "diye tepkisini dile getirdikten sonra "Ülkemizde laiklik adı altında gizlenmiş birçok dinsiz var. Atatürkçülük maskesi takınmış komünistler var. Ülkeyi karıştırmak isteyenler var. Bu ülkede bölücüler var" dedi. Konuşmasını CHP'yi tenkitle sürdüren Menzir şunları söyledi. "Bugün ülkede bulunanlar yurt dışına çıkıyorlar, yargısız infazdan bahsediyorlar ve bugün yine iktidar koltuğunda oturabiliyorlar. Artık canımıza yetmiştir. Biz bu memlekette devletine, polisine, milletine sahip çıkan insanlar istiyoruz".

Menzir'in sözleri Koalisyonun CHP kanadı için yenir yutulur şey değildi. Özellikle polisin yargısız infaz yaptığını söyleyen İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu'nu isim vermeden eleştirmesi fırtınanın kopmasına yetti. Hacaloğlu işe Menzir'i İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Valiliğine şikayetle başladı. Ardından CHP içinden sesler yükseldi. CHP'nin tüzel kişiliğine sataşan bir devlet memuru derhal atılmalıydı. Konu CHP parti meclisinde gündeme geldi. Parti meclisi üyelerinin pek çoğu Menzir görevden alınsın" diye bağırıyorlardı. Sonuçta iş koalisyon hükümetinin bozulması talebine kadar vardı. CHP koalisyon ortağı DYP'ye "ya biz ya Menzir" dayatmasında bulundu. İşler tam çıkmaza giriyordu ki bir çözüm buldu. DYP Menzir'i görevden almanın yetmeyeceğini, asıl Cumhurbaşkanı'nın tavrının ne olacağını öne sürüldü. Demirel ikna edilmezse Menzir'i görevden almak mümkün değildi.

Bu arada Menzir'e pek çok kesimden destek yağdı. Siyasiler Menzir'in konuşmasının usul olarak yanlış olsa bile söylediklerinin doğru olduğunu ifade ettiler. Halkın ve çeşitli sivil kuruluşların da desteğini alan Menzir, CHP'nin militan tutumuna karşı makamında kalacak mı? Hep birlikte göreceğiz...



CEMAL KUTAY VE İSMET BOZDAĞ YAKIN TARİHİN MUSAHABESİNİ YAPTILAR

"Vahdettin Hain Değildi."

Geçtiğimiz ay Sabah Gazetesizde Nuriye Akman'ın, tarihçi, gazeteci yazar Cemal Kutay ve tarih felsefecisi gazeteci-yazar İsmet Bozdağ ile yaptığı röportaj yayınlandı Aşağıya bu konuşmadan ilginç bölümler alıyoruz.

Cemal Kutay: Nutuk tarih değil, bir zaman kesitini belli bir bakış zaviyesinden değerlendirmeye çalışan ve elindeki vesikalarla iktifa eden bir tespittir Karşı vesikaları düşünmemiş.

Kutay: Elbette (Vahdettin) hain değildi. Dünyanın en namuslu adamlarından biriydi. Ölürken yastığının altından parasızlıktan alamadığı ilaçların reçeteleri çıktı.

...oradan Kaşıkçı Elmasını alıp gidebilirdi. Hakkıydı ailesinindi çünkü. Kesinlikle bunlar namusu mücessem.

İsmet Bozdağ: Padişahın maaşı var, 23 gün çalışmış o ay, yedi gününü kısmış öyle almış maaşı. Çıkıyorum çünkü Türkiye'den Hakkım yok benim bunda diyor. Özetle birinin kahraman olması için birinin hain olması gerekmiyor.

Kutay: Atatürk Vahdettin'e vatan haini dedi ama bence hata etti Ama o günkü şartlara göre onu demesi aşağı yukarı bir çaresiz savunmaydı.

Ben de Milli Mücadele de sarayın hareketini o günün şartlarına göre değerlendirdim ama şimdi elbette ki başka düşünüyorum.

Kutay: (Vahdettin'in Atatürk'e verdiği) 25 bin altın O zaman bu parayla İstanbul'un onda biri satın alınırdı.

Bozdağ: Ben Vahdettin'in Atatürk'e 40 bin altın verdiğini Abdülhamit'in kızı Şadiye Sultan' dan dinledim.

Kutay: Yazdıklarım nedeniyle sonsuz bir münakaşa çıkmasından ve inandığımız kıymetlerin iflasa sürüklenmesinden endişe ettim. Atatürk'ün o kadar düşmanı var ki Onlara malzeme vermek istemedim. Çünkü benim damarlarımı kesseniz Atatürk diye akar.

Kutay: (Vahdettin 'in mezarı) Şam da. Bir Osmanlı Yahudisi cesedi ,San Remo'dan götürdü oraya gömdü.

Çerkez Ethem kanun nazarında hain. Çerkez Ethem'in ailesi müracaat etti cenazesi için, Siz bilirsiniz diye cevap verdiler. Mesele olmadı.

Bozdağ: (Vahdettin) Hain değildi ama gafil de değildi. Gafil olması için Mustafa Kemal'i bulup Anadolu'ya göndermemesi lazımdı. Gaflet hiçbir şey yapmamaktır.

Bozdağ: (Celal Bayar'a bir gün dedim ki) Bize ne öğrettiyseniz yanlış çıktı .Tarih yanlış hatta coğrafya yanlış. Siz bunun sorumluluğunu taşımıyor musunuz?

Şimdi Vahdettin neden gafil olsun? Yani ihanetle karşılaşacağını düşünmediği için mi gafildi? O zaman nasıl vazife vereceksiniz birine memleketin hayrına şu işi yap diye?

Kutay: Elimde selahiyet olsa ve düşüncem sorulsa ilk yapacağım şey Atatürk'e bu hakareti kafi görerek o (Atatürk'ü koruma) kanununu kaldırmak.

Atatürk savcıların hassasiyetine tevdi ve iktifa edilecek adam mıdır?

Kutay: Bir talihsizlik oldu Türkiye'de, İnönü Atatürk'ün halefi oldu 38'den 50'ye kadar İsmet paşa Atatürk'ü en az anlayan adamdır.



ALTINOLUK'tan Açıklama

Dost muhitlerimizde, Altınoluk ve Erkam adıyla, değişik iktisadî teşebbüsler olmakta, dergi okuyucularımız da bu müesseselerle bizim aramızda organik bir bağ bulunup bulunmadığını sormaktadırlar. Bu müesseselerin, Altınoluk ve Erkam Yayınları'nı sevenler tarafından kurulduğunu bilmekle birlikte, herhangi bir yanlış anlamaya meydan vermemek için, bu müesseselerle iktisadî bir münasebetimizin bulunmadığını açıklamayı gerekli görüyoruz. Altınoluk ve Erkam Yayınları'nın, İstanbul Cağaloğlu'nda bulunan dergi ve yayınevi dışında herhangi başka teşekkülü mevcut değildir. Durumu değerli okuyucularımızın bilgisine saygıyla sunuyoruz.

ALTINOLUK DERGİSİ ERKAM YAYINEVİ

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook