“Ben Müslümanlardanım” İkrârında Buluşmak

0
“Ben Müslümanlardanım” İkrârında Buluşmak
“Ben Müslümanlardanım” İkrârında Buluşmak - İsmail L. Çakan
Sayı : 388 - Haziran 2018 - Sayfa : 12


Günümüz İslâm toplumlarında ümmet-i Muhammed’den olmanın ötesinde kâmil mü’min kıva-mını yakalayabilmek için kimi dini gurup ve cemaatlere mensup veya müntesip olmayı mecburiyet ve hatta zarûret derecesinde gerekli sayan düşünce ve teşebbüslere rastlamak, yaygınlık kazanmış toplum-sal bir gerçeklik haline gelmiştir. İşte tam da bu noktada hatırlanması gerekli bir âyet-i kerime’de Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعۤا اِلٰى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ
“Allah’a çağıran, sâlih amel işleyen ve “Ben Müslümanlardanım” diyen kimseden çağrısı (ve konumu) daha güzel olan kim vardır?”1
Bu âyet-i kerime, çağrı/davet, söylem - eylem uyumu ve konum belirleme ve ilanı açılarından inananlar için paylaşılacak yegâne ölçü ve biricik buluşma ilkesi anlamı taşımaktadır. Bu çerçevedeki bir mü’min varlığı, konum ve davet (hal ve kâl) bakımından “en güzel/ahsen” olma seviyesini kazan-mış, başlı başına üstün bir değer niteliğine ulaşmış demektir. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “ إِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الْجَنَّةِ وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يَكُونَ صِدِّيقًا Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk hayra ve üstün iyiliğe iletir. İyilik de Cennet’e iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir.” 2
Öte yandan yine bu âyet-i kerimeye göre Ümmet-i icabet anlamında, bütün imtiyaz ve sorumlu-luklarıyla birlikte  ümmet-i Muhammed’den olmak için kelime-i tevhidi ya da kelime-i şehâdeti söyle-mek yetmektedir. “Ben müslümanlardanım” demek ise, hiç bir ayırıma ve dışlamaya lüzum kalmadan ümmeti kucaklamak, ümmet ufkuna sahip çıkma anlamına gelmektedir. Bu ikrar ve beyan, “müslümanlardan olmak için” müslümanlar arasında bulunan sosyal ve dini grupların hiç birini ayrıca ve özellikle zikretmeye ve öne çıkarmaya ihtiyaç ve gerek bırakmamaktadır.
Âyet-i kerime, insanlık bazında “müslümanlardanım” diye özel, müslümanlar çerçevesinde ise herhangi bir etnik köken veya dini grup belirtmeyip “müslümanlardanım” genelliğiyle “tarafını/safını belirleme” anlamı taşımaktadır.
O halde müslümanın, ümmet-i Muhammed içindeki yerini alması için  “ben müslümanlardanım” demesi kâfi gelmekte ve herhangi bir gruba veya dini cemaate mensup olması, onun imanî kimlik ve kişiliği ve de sonucu açısından -kimilerinin iddia ettiğinin aksine- asla “gerekli veya zorunlu” bir nitelik arzetmemektedir.
“Müslümanlardan olma” vurgusu, Kur’ân-ı kerîm’de Peygamberlere yönelik olarak da yer al-maktadır. Nitekim “Ben müslümanlardanım” ikrarının, “buluşma noktası” niteliği şu âyet-i kerime-lerde bütün açıklığı ve “Allah Teâlâ tarafından emredilmiş” olma özelliğiyle dikkat çekmektedir.
فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَأَلْتُكُمْ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِي إِلَّا عَلَى اللَّهِ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنْ الْمُسْلِمِينَ
“Eğer yüz çevirirseniz, ben zâten sizden bir ücret istemiş değilim. Benim ücretimi sadece Allah verir. Bana Müslümanlardan olmam emredildi.”3
Bu âyet-i kerime, Hz. Nuh’tan kendisiyle tartışan kavmine söylemesi istenen bir beyândır. Aşa-ğıdaki iki âyet-i kerime de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizden muhataplarına yönelt-mesi istenen sözleri açıklamaktadır:
قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي شَكٍّ مِنْ دِينِي فَلَا أَعْبُدُ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ أَعْبُدُ اللَّهَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُمْ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنْ الْمُؤْمِنِينَ
“Şöyle de: “Ey insanlar! Şâyet benim dinimden şüphe ediyorsanız; bakın, ben Allah’ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam. Ben ancak sizin canınızı alacak olan Allah’a kulluk ederim. Çünkü bana mü’minlerden olmam emredildi.”4
إنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذِي حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَيْءٍ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنْ الْمُسْلِمِينَ
“(De ki:) Ben bu beldeyi muhterem ve mukaddes kılan ve her şey Kendisine âit olan o beldenin Rabbine, yalnızca O’na kulluk etmek ve Müslümanlardan olmakla emrolundum.”5
Öte yandan, İslâm’ı en özlü ve açık olarak tanımlamasını isteyen sahâbi Süfyân b. Abdillah es-Sekafî’ye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in “Allah’a inandım de, sonra da dürüst/müstakim ol!”6 diye verdiği cevabın genelliği de “ben müslümanlardanım” buluşma noktasının bir başka açıklaması niteliğindedir.
Ayrıca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e “Müslümanların ilki olma” talimatının verilmiş olduğu gerçeğini de Kur’an-ı Kerim’den öğrenmekteyiz.
“De ki: Ben saf ve samimi bir inançla Allah’a yönelerek O’na kulluk etmekle emrolundum. Ve bana Müslümanların ilki olmam emredildi.” Müslümanların ilki’nin arkasından gidebilmek, ona ümmet olabilmek için “ben müslümanlardanım” ikrarına sahip çıkmak en sağlıklı ve kestirme yol olsa gerektir.
Netice itibariyle “ben müslümanlardanım” ikrarı, ümmet fertleri için etnik ve her terlü gurupsal farklılıkların üstünde ve önünde “buluşma noktası”dır. Önemli olan bu noktadaki birlikteliği, bir başka ifade ile din kardeşliğini öteki beraberliklerin de ancak kendisiyle anlam ve değer kazandığı asıl fazilet ve gerçek olarak içselleştirip öylece yaşamaya çalışmaktır. Ümmet olarak bütünleşmenin başlangıç adımı ve yapısal özelliği bu olsa gerektir.
Halkımızın büyük bir zevkle dillendirdiği “Elhamdülillah müslümanım” veya “Elhamdülillah ben bir müslümanım” sözlerini, “Elhamdülillah ben müslümanlardanım” derinliği içinde kullan-mak ümmet bilincine işaret ve çağrı açısından daha uygun gözükmektedir.
Elhamdülillah ben müslümanlardanım.
Dipnotlar:  1) Fussılet (41 ), 33. Âyet-i kerime, Mekke’de nâzil olduğu için henüz ezan ve müezzinler söz konusu değildi. Bu sebeple âyette Hz. Peygamber’in konumu ve ikrarı bildirilmektedir. Âyet-i kerime’nin, durumları Efendimizin ayette belirtilen vasıflarına uyum gösteren -müzzinler dahil- tüm müslümanları kapsadığı açıktır. 2) Buhârî, Edeb 69; Müslim, Birr 103-105 3) Yunus (10), 72 4) Yunus (10), 104 5) en-Neml (27), 91. 6) Müslim, İman  62; Tirmizi, Zühd 61; İbn Mâce, Fiten 12; Darimi, Rikak 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 413. Tirmizi ve İbn Mâce’deki rivayette hadisin söylenme/vürud sebebi olarak Süfyan b. Amr’ın “sımsıkı sarılacağım temel ilke nedir” diye sorduğu bildirilmektedir.

 

Yorum Yazın

Facebook