DÜŞÜN!

0

Amelin cılız, cüce, dışın kelli felliyse,

Hem Perşembe’nin hâli, Çarşamba’dan belliyse,

Üstelik canın cennet istediyse, gel düşün!

Düşün ki nasîb olsun sana en güzel düşün!

Derler ki kırk kere düşün, bir kere kes. Çünkü bir kere kestin mi zaten olan olmuştur. Kumaşı bir daha eski hâline çeviremezsin. Kırk kere düşün, bir kere çak! Çünkü çiviyi bir kere çaktın mı, ya çok zor çıkar ya çıkınca ardında iz bırakır, ahşaba yazık edersin. Kâidedir, edeptir, vazîfedir, ibâdettir: İlle düşün!

Kırk kere düşün, bir kere yak! Kırk kere düşün, bir kere bak! Hatta bir basamak daha yukarıya çıkalım, “Allah tektir teki sever!”, diyelim ve kırk bir kere düşünelim, bir kere söyleyelim.

Çünkü düşünce, düşmekten korur. Çünkü düşününce, hareket aceleye, âkıbet karambole gelmemiş olur. Eğer vakti iyi kullanmak dilersen, hızlı düşün; fakat ille de iyice düşün.

Her ne kadar sonunu düşünen kahraman olamaz, deseler de sen düşün. Maksadın sıradan bir kahraman olmak mı, yoksa Hakk’a râm olmak mı, artık karar ver. Karârının gereğini yerine getirirken, her adımında yine düşün ki yolun ve sonun selâmet olsun.

Meselâ, Allah’ın yaratmış olduğu birbirinden şifâlı onca gıdâ varken, neden yapay ve sentetik yiyeceklere bu kadar düştün, bir düşün. Zahmette rahmet olduğunu duyduğun hâlde, neden sabredemeyip kolaya kaçtığını ve bu kolaycılığın vücûdunda ve rûhunda ne kadar da çok tahrîbâta yol açtığını bir düşün.

Saati kurmadan yatarsan kalkamayacağını, vakti belirlenmiş bir programa geç kalırsan içeri alınmayacağını, yetişemezsen uçağı kaçıracağını, yıkanmazsan ter kokacağını, bunun da hem îtibârına hem sağlığına zarar vereceğini bile bile neden gevşeklik ve tembellik ettiğini bir düşün.

Fâizli bir bankada hesap açtırdığın zaman cehenneme doğru yol almaya başlamış olacağını, evinde neşe, kesende bereket kalmayacağını bile bile yine de neden zayıf düşüp elini, kolunu, izzetini ve vakarını böyle kolay kaptırdığını bir düşün.

Namazlarını kılmadığında, hem huzûrunu hem sıhhatini hem de âhiretini hebâ ettiğini bilirsin. E ne diye dünyanın bitmek bilmeyen işleriyle oyalanır da secde fırsatlarını kaçırmayı seçersin? Ne diye hâlâ gündeminin birinci sırasına “Allah’a kul olmak” hedefini almamış olabilirsin, bir düşün.

Kazâ yapmak, sakatlanmak korkusuyla durur, sabırla yeşil ışığın yanmasını beklersin. Bedenini korumak için yeşili bekleyebilen sen, neden rûhunu korumak için Allah’ın sınırları içinde kalıp bekleyemezsin? Yeni aldığın bir eşya için kullanım kılavuzuna uyarken, seni senden iyi bilen Yaratıcının yine senin için göndermiş olduğu kılavuza, yani Kur’ân’a uymakta neden yeterince ciddiyet ve sabır göstermezsin, bir düşün.

Oburca ve bencilce yemek yediğinde kilo alacağını hesap edersin de sorumsuzca davrandığında solundaki amel defterinin kabaracağını niçin düşünmezsin, bir düşün. Yıl boyunca tembellik eden birinin, sene sonunda gireceği sınavlardan iyi notlar alamayacağı kesinken, ömrünü, nefsine uymak ve keyfince yaşamakla geçiren birinin, ölüm ânında ve kabirde tâbî tutulacağı sınav, kim bilir nasıl da çetin ve dehşetli olacak, düşünmez misin?

Abdest almaya üşendiğinde namazının kabul olunmayacağını bilirsin. Telefonunu şarj etmediğinde kısa bir süre sonra kapanacağını, musluğu açık bırakırsan evi su basacağını, uykunu almazsan, gün içinde verimli olamayacağını bilirsin. İyi bilirsin ki yaşadığın her an, diğerine bağlı bir halka gibidir. Bezm i ezelde yaratılman, döllenip ana rahmine alınman, doğman, büyümen, yaşlanman, ölmen, kabre girmen, mahşerde dirilmen, hesap vermen ve ebedî mekânına yerleştirilmen… Her biri sırlı ve zorlu halkalarla dolu bu zinciri ve hiç birini küçümsemeden, yaptığın en küçük bir yanlışa bile nasıl da tevbe etmen gerektiğini bir düşün.

Suyunu vermeyi ihmâl edersen bitkinin kuruyacağını, aylarca bekletirsen pirincin kurtlanacağını, kapını açık bırakırsan densizin birinin içeri dalacağını, yün kazağı kaynar suda yıkarsan, çekip küçücük kalacağını, üzerine sinek bile konmazken ısrarla margarin yemeyi seçersen damarlarının tıkanacağını bilirsin. O halde vazifelerini, biriktirmeyip bölüşmeyi, tedbiri ve takdiri bir düşün.

Keskin bir viraja yüz kilometre hızla girmeye kalkışırsan aracının savrulacağını, gözlerini haramdan korumazsan gönlünün afallayacağını, ayakkabının birini giyer de diğerini  giymezsen yürürken topallayacağını bilirsin. O vakit ölçüyü, dengeyi, helâli ve haramı bir düşün.

Sarımsağı mantıya katıp iştahla yersen ağzının kokacağını, ucuza getirmek için pazara geç saatte gidersen, çürükler arasında sağlam aramak zorunda kalacağını bilirsin. Mâdem bu kadar bilirsin, sabrı, nefsine hâkim ve hayırda aceleci olmayı da bir düşün.

Düşüncesiz olmak sana hiç yakışır mı? İnsan; dediğinin, demediğinin, ettiğinin, etmediğinin, yediğinin, yemediğinin hesâbını vereceğini düşününce, zaten dert edecek başka bir şey kalır mı?

Her şey biter… Böbreğin ağrısı geçer, dişin iltihabı kurur, gönül yangınları sükûn bulur… Sadece Allah için yapılan hizmetin ucu bucağı sonu yoktur. Bizden evvel var olmuş, bizden sonra da var olacak şey, Hak yolunda canını, malını, zamanını ve bütün diğer imkânlarını seferber etmişlerin ardında bıraktığı aydınlıktır. Gözlerin, bu hakîkatli ışıkla hiç kamaştı mı, bir düşün.

Sadece bir kere söylemekle, ancak tebliğ mes’ûliyetini omuzlarından indirmiş olursun; fakat muhatabında müspet bir değişim olmuyorsa, sen sadece kendi kendine söylenmiş olursun. Eğer sen, daha çok seviyorsan, daha çok söyle. Davranışta müspet değişime sebep olana kadar emek ver. Bâtılın, yanlışın ve çirkinin ısrarcıları karşısında, hakkın, doğrunun ve güzelin ısrarcısı olmazsan, vazifeni tam yapmış olur musun, bir düşün.

Üzülmesin, diye kandırmakla, başka türlü görünmeye ve göstermeye çalışmakla nereye varacaksın? Asıl yapılması gerekenin, üzüleceğini bildiğin işten vazgeçmek olduğunu bilmez misin? Eğer sen, düşünmeden attığın adımlar sebebiyle ayakların kayıp düştüğünde, tekrar tekrar doğrulmak adına, yoldukça tekrar çıkan otlar ve dikenler kadar kararlı ve gayretli olmazsan, hiçbir zaman başaramazsın. Üstelik âtıl kalırsan, bâtıl sevinir, buna da dayanamazsın, bir düşün.

O pek cüz i irâdenle tercih edebileceğin birçok doğru ve birçok yanlış var. Sen elbette bunlardan dilediğini seçebilirsin. Mâdem ki saçının sakalının gür olması için verdiğin kadar, amelinin ve îmânının gürlüğü için de emek vermen gerektiğini bilirsin, mâdem ki şu dünyanın minderi, süsü için ödediğin bedel kadar, kabir aydınlığın ve cennet ferahlığın için de bedel ödemen gerektiğini bilirsin, bir düşün.

Amelin cılız, cüce, dışın kelli felliyse, hem Perşembe’nin hâli, Çarşamba’dan belliyse, üstelik canın cennet istediyse, gel, düşün! Düşün ki nasip olsun, sana en güzel düşün!

Âmin.

Yorum Yazın

Facebook