EVLAT!

0
EVLAT! - Ahmet Taşgetiren
Sayı : - Ekim 2017

Evlat!

50 yılı bulan yazarlık hayatımın sorumluluğu ile yazmak istiyorum sana. Nerede, hangi kültür – hayat tarzı muhitinde olduğuna bakmaksızın, “Kimin evladı” olduğunu önemsemeksizin, sadece bu “Memleketin evladı”, sadece “İnsan evladı” olduğunu dikkate alarak yazmak istiyorum. Genç yüreğine ulaşmak için yazmak istiyorum.

Evlat!

Sakın şaşırma. Sakın yadırgama. Sakın “Niye bana” diye sorma. Sakın “Neden böyle bir gündem ki” diye baştan sesimden kopma.

Evlat!

Namaza çağıracağım seni.

Hadi göz göze bakalım. Kalb kalbe duralım.

Senin dipdiri yüreğine dipdiri bir namaz coşkusu lazım evlat!

Namaz en çok sana lazım evlat! Dua en çok sana lazım.

Sanma ki yaşlanınca durulur Allah’ın huzuruna. Sanma ki, eller titremeye başladığında duaya kalkar. Sanma ki, hastaların, ayağı sürçenlerin, yere düşenlerin, ezilenlerin işidir Yaratan’a yönelmek.

Sen hele bir bak, namazla buluştuğunda nasıl bir insansın. Yüreğini Rabbine yönelttiğinde içinde nasıl bir yükseliş hissedersin, nasıl bir güçle donanırsın. Nasıl başka insan olursun.

Evlat!

Kimin evladı olursan ol, ümmetin evladısın. Hepimizin evladısın. Kendi çocuklarımla birlikte hitap ediyorum sana. Sen bizimsin.

Onun için can evimden sesleniyorum. Namazla buluş, namazdan kopma, namaza devam et, namazı ikame et, namazı yaşa, namazsız kalma.

Yani Rabbinden kopma, Rabbinle buluş, Rabbine yakın ol, Rabbine bağlan, Rabbini an.

Namaz bütün bunlardır çünkü. Rabbinle ilişkindir namaz.

Evlat!

Namazı yaşamak diri yaşamaktır bir bilsen. Bir kere her gün beş defa ayağa kalkıyorsun, yerlerde sürünmek mümkün mü böyle bir insan için?

Günde beş defa içini dışını arındırıyorsun. Kirlenmek, kirli kalmak mümkün mü? Elini, yüzünü, kulaklarını, ağzını, dilini, başını – beynini görünen görünmeyen kirlerden arındıranda kir - pas olur mu? Evlat, namazlı dünya pırıl pırıl bir dünyadır, günde beş defa su ile buluştuğun, su gibi aziz bir kalbi kıvam edindiğin bir dünyadır namaz dünyası.

Kıbleni topluyorsun namaza yürürken, niyetini derleyip topluyorsun. Günde beş kere istikamet duyarlılığını yükleniyorsun, günde beş defa kalbini bir eylemde yoğunlaştırma eğitimi yapıyorsun. Kararsızlık olmaz namaz gencinde, zihni dağınıklık olmaz, istikamet savrukluğu olmaz. Düz yürürsün, kararlı yürürsün ve Rabbine doğru yürürsün.

Vaktin farkına varırsın namaz bilincini kuşanırsan. Vakit, Allah’ın huzuruna durulacak bir takvimdir namaz insanı için. Vakit kaybedilmez. Vakit bilinçtir. Vakit randevudur. Vakit ömürdür. Vakit saniyeleri kollanacak bir emanettir. Vakit disiplindir.

Evlat!

Günde beş vakit sadece namaza hazırlandığın anları düşünsen, sana verilen Rabbani eğitimin, nasıl diri bir insan inşa etmeye yönelik olduğunu görürsün. Günde beş vakit namaza hazırlanan insanla hazırlanmayanın farkı, yukarda saydığım donanımı yaşayıp yaşamama farkıdır.

Geldin, geldin, geldin ve durdun Divanına Rabbin.

Geldin, geldin, geldin ve “Allahüekber” dedin.

Bir büyük, bir ulvi bilinci yüklendin, seslendirdin. İnanan insanın özgür yüreğini haykırdın:

Allahüekber.

Allah büyük yüceliklerden yücedir. Senden, benden yücedir, bütün muktedirlerden yücedir, bütün kudretleri bahşedendir, gençliği bahşedendir. Senin sesinle yükselir “Allahüekber” nidası. Ne güzel yakışıyor hadi seslen onu. Hadi seslen Rabbinin huzurunda. Senin sesin yükselsin semalara. Yüreğin “Allahüekber" desin.

Namazdasın. Huzurdasın. Rabbin çağırdı, geldin. “Geldim Rabbim” dedin. Seni unutmadım. Seninle ahdimi unutmadım. Ellerim temiz geldim. İçimi – dışımı arındırarak geldim. Engelleri aşarak geldim. Yüreğimi toplayarak geldim. Burada, her şeyi yeni baştan formatlayarak dönmek istiyorum hayatın içine. İrademi yeniden kuşanarak. Bilincimi yeniden kuşanarak.

Namazdasın. Fatihadasın. Niyazdasın. Duadasın. Okuyorsun. Hemen karşında durduğunu hissettiğin bir Varlığa hitap ediyorsun. Oysa Yaradan’a sesleniyorsun. O’nunla konuşuyorsun adeta.

Bu yakınlığı hisset evlat!

Namazdan çıkarken o yakınlıkla buluştuğun ve sana gençlik dahil her şeyi veren Kudret’le iletişim kurda yakınlığını hisset. İste orada, ebedi gençlik verilsin sana. İste orada, ufuklara uçma gücü verilsin. İste orada yücelere tırmanma cehdi verilsin. İste orada, izzet verilsin, şeref bahşedilsin, kudret lutfedilsin. “İnna lillah”ı kuşan orada.

Evlat namazdasın. Kıyamdasın. Duadasın. Niyazdasın.

“İyyake na’budu, dedin, iyyake nesteıyn” dedin. “Sen” diye hitap ettin Rabbine. Çünkü O (c.c.) sana böyle bir yakınlık dili bahşetti. Başka tüm kulluk alanlarından sıyrıldın, Tek Allah’a bildirdin kulluğunu. Yardım için kapısı çalınacak olan da “Ancak” O’dur.

Evlat, namazdasın.

Alnında secde şavkıması var.

Çeperini yarmış buğday başakları gibiydi Allah elçisinin ilk elinden tutan gençler, alnındaki secde izi ile onlara benzedin sen de.

Evlat namazdasın. Omuzunu yanındaki kardeşine dayamışsın. Dipdiri bir yürekle durmuşsun namaza, mü’min saflara dipdiri bir yürek koymuşsun. Yanındaki ak sakallı dede senden besleniyor bilemezsin ki, beli bükülmüş ihtiyar senden besleniyor, gözündeki feri kaybetmiş insan, seni görünce hayatı yeniden görür hale geliyor. Sen besliyorsun camiyi evlat! Sen olmazsan aç kalır camiler, hasret duyar diri yüreklere.

Evlat namaz kıl.

Rasulullah Efendimizin çağrısına uyar gibi, O’nun elinden tutup da saflara girer gibi, O’nun arkasında tekbir almış gibi dur namaza. Kalbini raptet O’nun imametine.

Nerdesin şimdi bilmiyorum. Sokakta mı, bir internet kafede mi, eğlencede mi, muhabbette mi bilmiyorum. Namaz, sadece imamın işi değil evlat. Sadece din eğitimi alan gencin işi değil. Sadece dindar aile çocuklarının işi değil. Sadece Mekke’de, Medine’de doğanların işi değil. Sadece fakir – fukaranın işi değil.

Kim ve nerede olursan ol, namaz seni çağırıyor evlat!

Yaratan’la alakamızı koparmayacaksak, namazdan kopmayacağız evlat!

Evlat!

Ya namazsız olsaydın. Günleri saatleri, nasıl tükendiklerinin farkında olmadan tüketseydin.

Hayatın anlamını kavramamak demek namazsız yaşamak. “Niye varsın ki...” Bunun cevabı verilebilir mi Yaratan’a sorulmadan? Namazla doğacak yaratılış gayen ruhuna, emin ol!

Vur patlasın, çal oynasın değil hayat.

Bozuk para gibi harcanacak şey değil ömür.

Vaktin en değerlisini onu Yaratan’a verirsen, O (c.c.) sana bereketli ömürler lutfeder. Zaman içinde zaman bulursun.

Namazsız olmak! Genç zamanları namazsız geçirmek! Bu, 10 yıl, 20, 30, 40, 50 yıl sonra derin pişmanlıkları göze almak ve kayıpları telafi etmek için çırpınmak demektir. Heyhat nasıl kapanır ki o mesafe?

Evlat!

Başla bugün. Şimdi, hangi vakitte ise, oradan yürü Rabbinin huzuruna. Oradan alnına secde ize taşımaya bak. Neden erteleyesin ki?

Kınamalara aldırma. “Gençken ne işin var namazda niyazda!” gibi sözler senin, benim, insanlığın düşmanlarına aittir. İnsanların ağzından çıksa da, Şeytan’ın söylettiği sözlerdir. Aldırma onlara.

Sen Rabbine kulak ver. Rahman olan O’dur, Rahim olan O’dur.

Ezanlarımızdaki “Haydin namaza – Haydin kurtuluşa” çağrısı bir kere daha çağlasın içinde sevgili evlat, namazlarımız kurtuluş yolculuğunun kilometre taşları olsun. İnşaAllah!

Yorum Yazın

Facebook