Farkındalık Çağrısı

0
Farkındalık Çağrısı
Farkındalık Çağrısı - İsmail L. Çakan
Sayı : 397 - Mart 2019 - Sayfa : 26

Altınoluk’un son üç sayısında (Aralık 2018-Şubat 2019) işlemeye çalıştığım iman mutluluğu ve koruma sorumluluğu konusunun âhirete uzanan boyutu ile yakından ilgili, fakat gerçekten ilginç bir çelişkiye dikkat çeken bir hadis-i şerifi, o yazıları tamamlayıcı (tetimme/zeyl) olarak yorumlayıp paylaşmak istedim.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
مَا رَأَيْتُ مِثْلَ النَّارِ نَامَ هَارِبُهَا وَلَا مِثْلَ الْجَنَّةِ نَامَ طَالِبُهَا
“Kurtulmak için kaçanı gaflet uykusunda olan Cehennem benzeri bir yer ve yine kavuşmak için koşanı gaflet uykusunda olan Cennet benzeri bir yer görmedim/bilmiyorum.” 1

Gaflet ve Tembellik
Uyku, kültürümüzde gaflet ve tembellik göstergesi olarak değerlendirilir. “Uykucu adam” ile “tembel adam” ifadeleri hemen hemen aynı anlamda kullanılır. Uyanık olduğu halde, uykuda imiş gibi çevrede olup bitenlerle ilgisi olmayanlar da “uyur-gezer” veya “gaflet uykusunda” diye nitelendirilir.
Hadisimizdeki uykuda olan ya da uyuyan kişi ise, biraz daha ileri derecede bir gafleti temsil etmektedir. Zira Cehennemden uzak olmak isteği, bilinçli bir niyet ve arzuya dayandığı halde, o isteğe yaraşır bir uyanıklığa sahip olmayan kişi uykuda olmakla nitelendirilmiştir. Bu ise pek tabii olarak “ömürlük bir gaflet uykusu” anlamına gelmektedir.
Aynı şekilde Cennete kavuşmak arzusu da bilinçli ve değerli bir istek olmasına rağmen, oraya girmenin gereği olan yararlı ve güzel işler yapmamakta ısrar etmek de yine anlaşılması ve anlatılması çok zor uzun süreli bir gaflet ve eylemsizlik halini oluşturur.
Farkındalık uyarısı
Bilinen bir gerçektir ki, âhiret inancı ve hesap kaygısı olan herkes, tabii olarak cehennem korkusu ve cennet ümidi taşır. Duaları, birinden uzak kalmak, ötekine kavuşmak dileği üzerine kuruludur. Kişi “Allah rızası”nı dilerken de aslında cehennemden uzak kalmayı cennete kavuşmayı ister. Zira Allah Teala’nın razı olduğu kulunu cehenneme koymayacağını bilir.
Bilinen bir başka gerçek de şudur: Cehennemden uzak kalmak ve cennete kavuşmak kendiliğinden oluverecek bir bahtiyarlık değildir. Her mutluluk gibi bu iki bahtiyarlığın da bir bedeli vardır. Nitekim bir âyet-i kerimede “ الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا Allah, ölümü de dirimi de hanginizin daha güzel ameller işleyeceğini denemek için yarattı”2 buyrulmaktadır.

Hiç kuşkusuz “güzel amel”ler işleyebilmek için önce uyanık olmak, sonra da “ihsan” duygusuna sahip olmak yani Allah’a O’nu görüyormuş gibi kulluk yapmaya çalışmak gerekir. Biz O’nu görmüyor isek de en azından O’nun bizi gördüğü kesin gerçeğini3 akıldan çıkarmamak lazım gelir. Zira Allah Teâlâ bir âyet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ وَاِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
“Kim Rahmân (olan Allah’ı) zikretmekten gâfil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar, onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.”4
Bir başka âyet-i kerimede ise ne yapılması gerektiği, Efendimize hitaben şöyle bildirilmiştir:
 وَاذْكُرْ رَبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخِيفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنْ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ وَلَا تَكُنْ مِنْ الْغَافِلِينَ
“Sabah ve akşam boyun büküp yalvara yakara, derin bir ürpertiyle ve kendin işitecek kadar bir sesle Rabbini an. Sakın gâfillerden olma!”5
Hadisimizde vurgulanan uyku halinin “Allah’tan gâfil olmak” anlamına geldiği, âhiret mutluluğunu isteyenin ise, bu manada gâfillerden olmamakla yükümlü bulunduğu bu âyet-i kerimelerden açıkça anlaşılmaktadır.
Cehennemden kaçan ve cennete koşan kimsenin uzak kalması gerekli gaflet uykusunun çaresine bir hadis-i şerifte şöyle işaret buyrulmuştur.
فَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يُزَحْزَحَ عَنْ النَّارِ وَيَدْخُلَ الْجَنَّةَ فَلْتُدْرِكْهُ مَنِيَّتُهُ وَهُوَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَيَأْتِي إِلَى النَّاسِ مَا يُحِبُّ أَنْ يُؤْتَى إِلَيْهِ
“Kimin cehennemden kurtarılıp cennete konulmak hoşuna giderse, ölümü kendisini, Allah’a ve âhirete inanmış olarak bulsun ve yine insanlara karşı da kendisine nasıl davranılmasından hoşlanırsa, öyle davransın.“6

Ölümü iman üzere karşılamanın gerekçesini Peygamber Efen-dimiz’in bir başka hadîs-i şerîflerin-de bulmaktayız: يُبْعَثُ كُلُّ عَبْدٍ عَلَى مَا مَاتَ عَلَيْهِ  “Her kul öldüğü hal üzere diriltilir.”7
Âhirete, orada tek geçer akçe olan iman ile gitmek, o hayata yönelik endişelerden emin olabilmenin ve umulanlara kavuşabilmenin olmazsa olmaz şartıdır. Bunun ilk gereği ise dünya hayatını iman üzere uyanık olarak yaşayıp ölümü iman ile karşılamaktır. Çünkü istek ve niyetin gerektirdiği davranışta bulunmak uyanıklık, böyle bir teyakkuz üzere olmamak, sadece dilemekle yetinmek ise fiilen gaflet içinde olmak demektir. Bu da ne Cehennemden uzak kalmak isteyene ne de cennete kavuşmak dileyene yakışır. Aksi halde, hadisimizde dikkat çekildiği gibi Cehennemden kaçanın da cennete koşanın da uyumakta olduğu, -hayret edilecek bir durum, şaşılacak derin ve sessiz bir çelişki olarak- ortaya çıkar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz açıklamakta olduğumuz hadis-i şerifte işte bu garipliği gözler önüne sermiş, genel bir tespit ve ciddi bir uyarıda bulunmuştur.
Burada şu noktaya da işaret etmekte fayda vardır: Hareket halinde olmak her zaman için uyanıklık anlamına gelmez. Zira hadisimizde işaret buyrulduğu üzere kaçmak ve koşmak hareket halinde olmaktır. Ancak her iki hareket de ne yaptığının farkında olmadan, bilinçsizce, gafletle yapılabilir. Ya da bu iki fiilin gerektirdiği farkındalıktan uzak kalınabilir. Tıpkı ibadet ederken, mesela namaz kılarken gaflet içinde olup ne okuduğunu, kaç rek’at kıldığını bilmemek/şaşırmak gibi. Kurtuluşa eren mü’minlerin vasıflarını sayan âyet-i kerimelerde iman’dan sonra ikinci nitelik olarak “ الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ Namazlarında huşu/bilinç/derin saygı içindedirler”8 buyrulmaktadır. Bu da açıkça gösteriyor ki gerçek uyanıklık, yaptığı işin farkında/ayırdında olmaktır. Cehennemden kaçanın ve cenneti isteyip ona koşanın uykuda olması demek, böylesi gerçek bir farkındalıktan uzak kalmak anlamına gelmektedir.
Hadisimiz, yukarıdan beri ifade etmeye çalıştığımız gibi tam bir farkındalık uyarı ve çağrısıdır. Çok açık bir gerçektir ki istek ve beklentisine ya da hedefine ulaşmak isteyen için, gaflet uykusundan uzak, bilinçli/uyanık bir tavır sergilemekten ve gayret göstermekten başka çıkar yol yoktur. Merhum Âkif’in aşağıdaki beytinde dile getirmek istediği de böylesi bir farkındalığın çerçevesini ortaya koymak olsa gerektir:
Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol,
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!9
Dipnotlar: 1) Tirmizi, Sıfatu Cehennem 10 (Hds. no:2651 (Bk. Tuhfetü’l-ahvezi, VII, 228). Tirmizi, hadisin Yahya b. Ubeydillah’ın rivayeti olarak bilindiğini, Yahya’nın ise çoğu ehl-i hadise göre zayıf bir ravi olduğunu, eş-Şu’be b. Haccac’ın onu tenkid ettiğini söyler. Hadisin “hasen” olduğu kabul edilmektedir. Hadis-i şerif’i İbn Ebi Şeybe, Musannef’inde Herim b. Hayyan’ın sözü olarak (XIII,176, 563), el-Beyhaki de yukarıda görüldüğü gibi Ebu Hureyre’den merfu’ olarak rivayet ettikten sonra, bir soru üzerine aynı rivayetin Abdullah b. Mes’ud’dan hem merfu hem de mevkuf olarak nakledilmiş olduğunu belirtir (Şuabu’l-iman, I, 601). Ayrıca hadis-i şerif, Abdullah İbnu’l-Mübârek’in ez-Zühd ve’r-rekâik’inde (I, 9) ve et-Taberânî’nin el-Mu’cemu’l-evsat’ında (II, 177) merfu olarak yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü olarak nakledilmiştir. 2) Bk. el-Mülk (67), 2 3) Bk. Cibril hadisindeki ihsan tarifi ( أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ) 4) ez-Zuhruf (43), 36-37 5) el-A’râf,(7), 205 6) Ahmed b. Hanbel, Müsned, II. 191 7) Müslim, Cennet 83 8) el-Mü’minun (23), 2 9) Safahat, s. 422. İstanbul, 2010 (Acar Bilgi Merkezi bakısı, Ankara Büyük Şehir Belediyesi yayını)

 

Yorum Yazın

Facebook