İLİM AMEL ZENGİNİ OLMAK

0

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor:

“Allah bir kuluna hayır murad edince onu dinde fakih kılar. Yani o kuluna dînin hükümlerini öğrenmeye istîdad verir. Ona kuvvetli hafıza, anlayış verir. Onu dünyaya tapmaktan korur. Ayıplarını gözlerinde canlandırır. Yani yaptığı kusurun derhal farkına varıp tevbe eder.” (Beyhakî)

İmam Ahmed bin Hanbel hazretleri der ki:

Zühdün yani kalbi dünyanın kötü heveslerinden ayırmanın üç derecesi vardır:

1- Kalbden haram temayülleri söküp atmaktır ki bu, müslümanların avam tabakasının zühdüdür.

2- Helâlin fazla miktarına temayülü kalbden çıkarmaktır ki, bu havassın zühdüdür.

3- Kulu Allah’tan alıkoyan her şeyden kalbi temizlemektir ki, bu da âriflerin zühdüdür.

* * *

“Allah bir kuluna hayır dilediği zaman onun zenginliğini kalbinde yaşatır; ona kalb zenginliği verir. Takvâyı yani Allah korkusunu gönlünde yerleştirir. Allah bir kuluna da şer dilediği vakit fakirliğini iki gözünün önüne getirip gösterir.” (Tirmizî)

Kalbi zengin olanlar hayatta dâima müsterih yaşarlar. Kendilerini kötü ihtiraslara kaptırmazlar. Gönlünde Allah korkusu yerleşenlerin kalbi “yakîn” nûrlarıyla dolar. Gaflet ve günahlardan derhal tevbe ederler. Aç gözlü insanlar malca ne kadar zengin olurlarsa olsunlar kendilerini fakir ve muhtaç sayarlar. Bu hal gözlerinin önünde bir şer, bir belâ olarak dikilip kalır. Bu yüzden onlar dâima ızdırap içinde yaşamağa mahkum olurlar. Kalb zenginliği nasıl büyük bir nîmetse aç gözlülük de öyle kötü ve amansız bir şerdir.

* * *

“Allâh’ın senin üzerine farz kıldığı şeyleri edâ et ki, insanların en çok ve en iyi ibâdet edenlerinden olasın. Allâh’ın sana haram kıldığı şeylerden uzaklaş ki, insanların en yüksek takvâ sâhiplerinden olasın. Allâh’ın senin için takdir ettiği kısmetine, rızka râzı ve kânî ol ki, insanların en zenginlerinden olasın.” (Beyhakî)

Bu hadîs-i şerîfteki “farz” şâ­rihlere göre bütün sünnet ve müstehaplara da şâmildir. Çünkü farz ıtlak olununca kemâline masruf olur. Onun kemâli ise kuldan istenilen bütün ibâdetlerin en güzel sûrette yerine getirilmesiyle hâsıl olur. Hadîs-i şerîfte haramdan uzaklaşmak emrediliyor, demek haramı işlemek şöyle dursun, ona yaklaşmak bile câiz görülmüyor.

* * *

“Helâlinden kazanmak, hayır yollarında sarf etmek sûretiyle takvâya riâyet eden kimsenin zenginliğinde hiç bir beis yoktur. Sıhhatli olmak takvâ sâhipleri için zenginlikten de hayırlıdır. Gönül hoşluğu da nîmet cümlesindendir.” (Ahmed bin Hanbel)

“Zenginlik yalnız mal, para vesâire çokluğundan ibâret değildir. Ancak asıl zenginlik kalb zenginliğidir. Yani kanaattir.” (Buhârî, Müslim)

Harîs olan adam ne kadar zengin olsa dâima fakirdir.

Tayyibî diyor ki: Kalb zenginliğinden murad ilim ve amel zenginliğidir de denilebilir. Çünkü, rûh ancak bu sûrette hazzını almış olur.

* * *

“Birr, rûhun yani vicdânın ısındığı, kalbin yatıştığı şeydir. İsm ise müftîler sana fetvâ verse de rûhun yani vicdânın ısınmadığı, kalbin yatışmadığı şeydir.” (Ahmed bin Hanbel)

Birr, Allâh’ın rızâsını isticlâba (celbetmeye ve çekmeye) medâr olan fiilidir. İmam Nevevî’ye göre ulemâ birr’e, sıla-i rahim, sadâ­kat, lütuf, iyilik, güzel sohbet, iyi muâşeret, tâat, ibâret gibi mânâ­lar vermişlerdir.

Şah Veliyullah Dihlevî der ki: Birr, insanın mele-i âlâya boyun eğmesini, Allâh’ın ilhamına kavuşmada kendinden geçmesini Hakk’ın muradı içinde fânî olmasını gerçekleştirmek (ve kendisini olgunlaştırmak) üzere işlediği her bir ameldir. Cenâb-ı Hakk’a ve Rasûl’üne inkıyad haletini ifâde eden feyze mânî perdeleri gideren her bir ameldir.

Ramazanoğlu M. Sâmi,Musâhabe-5, s. 38-42

Yorum Yazın

Facebook