İslâm'da ve Beşeriyette En Yüksek Ahlâk Afv ve Musâmaha

0
İslâm'da ve Beşeriyette En Yüksek Ahlâk Afv ve Musâmaha - M. Sami Ramazanoğlu
- Sayfa : 30

Allah-u Teâlâ buyuruyor:
“Ya Ekreme’r-rusûl! Halk ile afv ve mülâyemete yapış; aklen ve şer’an iyi olan şeyleri emret! Delil kabûl etmeyen musır cahillerden yüz çevir, mücâdele etme!” (Âraf Sûresi, 199) yahut “Habîbim, halkın kusûrlarını afvet! Mâruf ile emret! Kendini bilmez câhillerden yüz çevir.” şeklinde tefsîr edilmiştir.
Mâruf, Cenâb-ı Allâh’ın vahiyle iyiliğini haber verip beyân buyurduğu şeydir. Bu âyet-i celîlede Cenâb-ı Hakk kullarına üç şeyi emrediyor:
1- Halk ile münâsebet ve muâmelede afva sarılıp insanların kusûrlarını bağışlamayı âdet ve huy edinmek.
2- Emr bi’l-mâruf; Allah Teâlânın emirlerini halka nasihatle duyurmak, münker ve fenâ şeylerden sakındırmakla hayırhah olmak.
3- Söz dinlemez, delîle kanaat etmez, muannid ve küfründe ısrarlı olan kimselerden uzak durmak; yüz çevirmek, Ebû Cehil ve etbâı gibi.
Bu âyet-i celîlede her ne kadar Rasûlullah -sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem-’e hitab buyurulmuşsa da hakîkatte hitâb umûm mü’minleredir. Binaenaleyh biz mü’minlerin de mü’min kardeşlerimizin kusûrlarına bakmayarak onlara afv ile muâmele etmemiz lâzımdır.
Beyzâvî ve Hâzin’in beyânları veçhile bu âyet-i celîle mekârim-i ahlâkı cem etmiştir. Câfer-i Sâdık hazretleri “Kur’ân-ı azîmü’ş-şânda bu âyet-i celîleden ziyâde mekârim-i ahlâkı, cem eden bir âyet yoktur.” demiştir.
Sahih-i Buhârî’de Abdullah bin Zübeyr -radıyallahu anh-’ın rivâyetine göre “Allah Teâlâ, Peygamber’ine insanların ahlâkından afva sarılmasını emretti.” demiştir.
Fahr-i Râzî’nin beyânına nazaran bu âyet-i celîle nâzil olduğunda Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- Cebrâil -aleyhisselâm’dan bu âyetin ahkâmını izâh etmesini istemiş, Cibrîl-i emîn de:
– Yâ Rasûlallah, Rabbin teâlâ, senden sıla-i rahmi kat edene sıla etmekle, seni mahrûm edene atıyye ihsân etmekle, sana kötülük edene iyilik etmekle emrediyor, demiştir. İşte islâmiyette ve beşeriyette en yüksek ahlâk budur.
Fahr-i Râzî, Fethûl-beyân ve Hâzin’in beyânlarına nazaran bu âyet-i celîle nâzil olunca Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in:
– Gadabımızı ne yaparız yâ Rabbî, demesi üzerine gadab halinde şeytanın vesvese fitnesini izâle yolunu göstermek üzere şu âyet-i celîle nâzil olmuştur:
“Habîbim, eğer sana şeytandan bir vesvese ârız olursa o vesveseyi def etmek için Allah Teâlâya ilticâ et! Zîra Allah Teâlâ senin duânı işitici, halini bilicidir.” Binaenaleyh biz mü’minler şeytanın vesvesesine dûçâr olduğumuzda derhal Allah Teâlâ hazretlerine ilticâ ve ondan istiâze etmemiz vâciptir.
*
Buhârî Şerhi’nde Abdullah ibn Abbâs der ki:
Necid eşrâfından ve müellefe-i kulûbdan Uyeyne ibn Hısn Medîne’ye geldi. Yeğeni Hürr ibn Kays’a misafir oldu. İbn Kays, Hazret-i Ömer’in yakınlarındandı. Meclisinde genç ihtiyar bir takım hâfızlar ve fukahâ da bulunurlardı. Halîfe halkın işlerini bunlarla görüşürdü. Uyeyne yeğenine:
– Ey kardeşimin oğlu! Halîfenin yanında yüksek mevkîin var, benim için bir müsâade alsan da ziyaret etsem, dedi. O da müsâadeyi aldı, Uyeyne Hazret-i Ömer’in huzûruna girdiğinde,
– Ey Ömer, bize ne bol dünyalık verirsin, ne de aramızda adâletle hükmedersin, dedi.
Hazret-i Ömer öfkelenerek Uyeyne’nin üzerine yürüdü. Şehâmetli Halîfe, bu dağlı mütegallibeyi tepeleyeceği sırada yanındaki yeğeni İbni Kays müdâhale ederek:
– Yâ Emirel-mü’minîn! Allah Teâlâ, Peygamberine “Habîbim! Halkın kusûrlarını afvet, mârûf ile emreyle! Kendini bilmez cahillerden yüz çevir.” buyurdu. Uyeyne de o cahillerden biridir, dedi.
İbn Kays, bu âyeti okuyunca o haşmetli halîfe olduğu yerde çakılmış gibi kımıldamadan kaldı, bir adım ileri gitmedi. Bizler de Hakk kelâmı dinlediğimizde böyle boyun eğmeliyiz.
Ramazanoğlu Mahmud Sâmi, Musahabe-6, S. 114-117

 

Yorum Yazın

Facebook