Karakter Eğitimi ve Rol Model

0
Karakter Eğitimi ve Rol Model - İrfan Gündüz
- Sayfa : 27

İnsan, bedeni ile biyolojik bir varlıktır. Her insan, belli kapasitede, zihnî, hissî ve fizikî yeteneklerle donatılmıştır. Bu yetenekler, insanın hem genetik kodlarında, hem de manevî lâtifeler ve cevherler olarak rûhunda mevcuttur. Bu açıdan her insan ruh ve bedeninin birbirini etkilemesiyle ortaya çıkan bir mîzaç ve kişiliğe sâhiptir.İnsanın, yaratılışından gelen bu fıtrî yeteneklerin oluşturduğu bileşkeye “mîzaç” denmektedir. Daha sonra çevrenin de etkisiyle kişi, bu veriler istikâmetinde kendi karakterini inşâ eder. Yaratılıştan gelen bu yetenekler üzerine, aile ve toplum tarafından inşâ edilen karakter sonucu her insan, bir benlik ve kişilik kazanır. Dolayısıyla insanın doğuştan getirdiği özellikler üzerine dokuduğu alışkanlıklar, ahlâkî değerler, toplum kurallarının tamamı “karakter” kavramı ile açıklanır. Mîzaç ve karakter münâsebetinde çocuk, ergenlik dönemine geldiğinde kişilik motifi olarak kendini ortaya koyar. Bu kişilik, her insana kendine has farklı özellikler kazandırır.
Kişilik ise; doğuştan gelen biyolojik özelliklerle, çevreden gelen sosyal tesirlerin birbirine yaptıkları etkilerle meydana getirdiği âhenkli bir bütündür. Kişilik, bir insanı nesnel veya öznel yanlarıyla diğerlerinden farklı kılan duygu, düşünce ve davranış özelliklerinin tümüdür.
Karakter: Kişiye has davranışlar olup, insanın bedenî, hissî ve zihnî etkinliğine çevrenin verdiği değerdir. Bireyin karakteri, kişisel özelliklerle, içinde yaşanılan çevrenin değer yargılarından oluşur. Bu değer yargılarını benimseyip benimsememe karakteri oluşturur. İnsanlar, kişilik özelliklerinden dolayı değil, karakter özellikleri dolayısı ile sorumludur. Bu yüzden kişilik ve karakter eğitimi birbirini tamamlamadıkça, hem kendi hayatımızı, hem de aile ve toplum hayatımızı geliştirmek çok zordur.
Başkaları tarafından görülme riski olmaksızın insanın yaptığı şeyler, onun gerçek karakterini yansıtır. Gothe: “Aile; kişinin kendisini olduğu gibi gösterdiği yerdir.” derken kişinin aile dışında ve toplumda maskeli dolaştığına işâret eder. Burada önemli olan husus, bu mizaç özelliklerini baskılamak değil; onların yüzlerini iyiye çevirmek veya kontrol altına alarak, kendine ve başkalarına zarar vermesini önlemektir. Bu açıdan karakter eğitiminin temelinde, baskın ve güçlü olan olumsuz mizaç özelliklerini frenlemek, zayıf olan veya bulunması gereken karakter özelliklerini de geliştirmek esastır.
İnsan neleri tekrar tekrar yapıyor ve bunlardan huzur buluyorsa, o davranışlar onun karakteristik özelliğini yansıtır. Karakter sâhibi olmadan, bilgi ve beceri sâhibi olmanın bir değeri olmadığı gibi, tehlikeli bir tarafı da vardır. Doğruyu, iyiyi ve güzeli bilmek ile doğru, iyi ve güzeli yapmak arasında derin fark vardır. Önemli olan, neyin doğru, iyi ve güzel olduğunu bilmek değil; doğru, iyi ve güzel olanı yapacak heyecana sâhip olmaktır. Bir nevi farklı tohumlar mesabesindeki mizaç ile farklı topraklar ve iklim mesâbesindeki karakter bizim kişiliğimizi, benliğimizi belirler. Mizacı bir ağacın köklerine benzetirsek, karakter de bu ağacın dalı ve meyveleri diyebiliriz. Karakterle kişilik arasındaki fark ise; karakter yaratılıştan gelen özelliklerin insan üzerinde şekillenmesidir. Kişilik ise sonradan aklına, fikrine, yetiştiği ortama ve kültürüne göre şekillenen insanın kendi kendisine biçtiği bir kıyâfettir. Bu kıyâfet kişinin kendi bilinci ve İrâdesiyle oluştuğu için sorumluluğu da, cezâ ve mükâfâtı da o oranda oluşur. “Karakter eğitimi” ise kelime olarak; “bireylerde belli bir ahlâkî anlayışa göre bazı özellikleri geliştirmeye yönelik eğitim.” anlamına gelmektedir.
Şahsiyet kavramı; Latince “Personality” kelimesi ile açıklanır. Persona Eski Yunan edebiyatında yüze takılan maske anlamındadır. Bu sebeple bazılarına göre şahsiyet, başkalarına gösterilen ya da gösterilmek istenilen yüz ve maskeli benliktir. O halde şahsiyet, doğrudan ahlâklı olmakla ilgilidir. Buna göre şahsiyeti, başkalarına gösterdiğimiz ahlâkî davranışların bir bütünü olarak ele almak pek de eksik sayılmaz.
İnsanın kişiliği, mizaç ve karakter olmak üzere iki bileşenden oluşur. Mizaç stilleri, insanın iç dürtüleri ile doğrudan ilgilidir. Karakter ise, kişiye eğitim ve şuuraltının inşâsı ile kazandırılır. Özellikle yaratılıştan gelen huyların yok edilemeyeceği dikkate alınırsa, karakter eğitiminde insan mîzacında var olan huyların, iyiye, güzele ve doğruya kanalize edilmesi hayatî öneme sahiptir. Mîzacı gereği, farklı fazîletler ve zaaflara yatkın olan insanların tek tip bir karakter eğitimi ile ıslâhı oldukça zordur. O yüzden irşad ve şahsiyet inşâsı mes’elesinde, kişilerin farklı meziyet ve yetenekleri dikkate alınarak, kişiye özel usûl ve teknikler kullanılması gerekir. Sütle beslenmesi gereken bebeği simitle doyurmaya kalkışmak ne kadar tehlikeli ise, insanların fıtrî ihtiyaçları ve seviyeleri dikkate alınmadan yapılan irşad çalışmaları da akâmete mahkûm olur.
Çağımızda akademik psikoloji, objektif olma adına, kişilik ve karakter kavramlarını ve ahlâkî özellikleri ikinci plâna ittiği için dürüstlük, saygı, sadakat gibi karakter alışkanlıkları ortadan kalktı. Yerine, benlik, bencillik, imaj, girişimcilik, girişkenlik gibi mizaç özelliklerini geliştirmeye önem verdi. İşin daha da kötüsü kişilik ile karakter birbirinin yerine kullanılan eş-anlamlı kelimelere dönüştürüldü. Halbuki karakter; kişideki ahlâkî değerleri ve faziletleri açıklarken, kişilik; daha çok insanın benlik ve mizaç özelliklerini tanımlar. Bu açıdan sağlıklı bir hayat sürmek için, insanın hem sağlam bir karaktere, hem de sapasağlam bir kişiliğe sahip olması aynı derecede önemlidir.
İnsan davranışı ister bilinçli, ister bilinçsiz olsun, büyük ölçüde sosyal modelleri görerek benimsenir ve karakteri şekillendirir. Toplumda dil, örf ve adetler, bazı meslekî etkinlikler, dînî uygulamalar ve ahlâkî değerler genellikle başkalarının davranışlarını gözlemleyerek, taklit ederek ve model olarak benimsenir ve öğrenilir. Başkalarının örnek davranışları, çocuk ve gençlerin öğrenme kaynakları arasında önemli bir yere sâhiptir. Onlar birçok sosyal davranış ve tutumu, diğer insanların davranış ve tutumlarını gözlemleyerek öğrenir. Bu yüzden çocuk ve gençlerin sosyalleşmesinde ve kişiliklerinin oluşmasında model alma yoluyla öğrenme son derece önemlidir.
Nazarî bilgileri ne kadar anlatırsanız anlatın alınacak sonuç ile işte şöyle olmanız ve böyle yapmanız gerekir denilerek gösterilen bir örnek daha kestirme ve kısa yoldan netîcenin alınmasını sağlar. Başkalarının örnek davranışlarından etkilenerek kişilik oluşturmanın, çocuk ve gençlerin toplumun sosyal, ahlâkî ve dinî normlarını benimsemelerinde çok önemli bir yere sahiptir. Çocuklar ve gençler, kaçınılmaz olarak büyükleri taklide çalışmakta ve onların örnek davranışlarını benimseyerek kişiliklerini oluşturma çabası içine girmektedirler.
Anne baba, öğretmenler ve yetişkinleri örnek alma, dinî ve ahlâkî kuralların şekil almasında öğretimden daha etkilidir. Örnek alma yoluyla çocuk, aile üyelerinin ideallerini, tutum ve davranışlarını kabullenirken onların dinî inanç ve düşüncelerini de benimsemektedir. Böylece taklit, onun nasıl inanacağını, duygulanacağını ve davranacağını öğretir. Dinî hayatın gerekleri hakkındaki bilgilerin büyük bir kısmı bu yolla öğrenilmiş olur. Taklitle başlayan din, çocuğun kendi kabiliyetine, ailenin ve çevrenin dinî atmosferine göre yavaş yavaş gelişip derinleşerek dinî yaşayışa dönüşür. Böyle bir çevrede yetişen genç, büyüklerin davranışını benimseyerek kendi görüşünden çok, dindar insanların düşünce ve davranışlarının etkisinde kalır ve bu düşünce ve davranışlar onun kendi düşünce ve davranışları haline gelir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; çocuk ve ergenler, diğer sosyal tutum ve davranışlarda olduğu gibi ahlâkî ve dinî tutum ve davranışlar konusunda da en çok kendisine benzemek istediği ve örnek aldığı kimselerden etkilenirler.

 

Yorum Yazın

Facebook