KASİDE-İ BÜRDE’YE NAZÎRE (NEHCÜ’L-BÜRDE)

0

Ey nefis, her ne kadar dünya sana güzel ve güleryüzlü görünse de O, ağlatan herşeyi senden gizlemektedir.
Ne yamandır şu dünya, türlü renge bürünür

Saklar çirkin yüzünü, sana güzel görünür

Görünüşe aldanan ömür boyu sürünür

İyi düşün, dünyanın gel aldanma süsüne

O bir ömür hırsızı dikkatle bak yüzüne

Her gülüşünde onun ağzını takva sayesinde kapat. Nitekim yılanın zehiri dişini kırmakla önlenir.
Her gülüşünde onun ağzını tıkayıver

Takva ile kirini bir güzel yıkayıver

Dünyayı bilmek için kalp gözünle bakıver

Dişini kırar isen zehirini önlersin

Korkma artık yılandan varsın yanına gelsin

İnsanlık var olalı beri herkes onun izdivacına talip ve herkes onun peşindedir. Fakat, o kadim zamandan beri hiç dul kalmamıştır.
İnsanlık var olalı herkes dünyaya tâlip

Her seveni aldatır, her isteğinde gâlip

Kendisi bir acûze, gönüllere o sahip

Devri kadimden beri o hiç dul kalmamıştır

Gaflet ne yaman bir şey, kimse ders almamıştır.

Zaman gelip geçer, fakat kötülüğün (günahın) açtığı yara Âdem’i hep ağlatmıştır...
Zamandır gelip geçer, ardında izi kalır

Günah vicdan yarası, silinmez sızı kalır

Gözyaşı ve tövbeyle Allah’a arzı kalır

Günahı küçümseme, hele bir bak ne oldu

Hatayı işleyince Âdem Cennetten oldu

Dünyanın verdiği mutluluk veya mutsuzluğu pek önemseme. Söz konusu ölümse, çiçek koklamakla kömür dumanı solumak aynı şeydir.
Herkes dünyadan yana koşsa da akın akın

Ne mutluluğa güven ne mutsuzluktan yakın

İncinme hiç kimseden, incitmekten çok sakın

Ölüm kaçınılmazsa yok sebebin kıymeti

İstersen duman kokla ister çiçek demeti

Dünyanın kurduğu tuzakları görmeyip gaflet içinde uyuyan niceleri var; halbuki dünya hep uyanıktır. Eğer ümitler ve hayaller olmasa kimse uyuyamazdı.
Hayat nedir, dünya ne, farkına varmayanlar

Silkinerek gafletten uyanıp kalkmayanlar

Sürünmeye mahkumdur gayesiz yaşayanlar

Dünyayı imar eden ümittir, hayallerdir

Bunu gerçekleştiren büyük şahsiyetlerdir

Bazen dünya sana nimet ve âfiyet sunar, bazen çok acı ve ıstırap verir.
Dünya ikiyüzlüdür, nimet verir güldürür

Bazen abus yüzüyle kahreder süründürür

Felek her an çarkını bu şekilde döndürür

Pek kendine güvenme, felek aynı felektir

Ona hiç güven olmaz, karakteri dönektir

Dünya kaç kez aklını çelip seni saptırdı. Basireti bağlanan kimseye bitkinin acı suyunu en güzel içecek ve acı hıyarı da en iyi yiyecek diye pazarlar.
Câzibesiyle dünya kaç kez aldattı seni

Kısır görüşlülükle hayli bunalttı seni

En sonunda sıradan avama kattı seni

Acı bitki suyunu içirir şerbet diye

Verir acı hıyarı âfiyetle ye diye

Vah zavallı nefsim dünya senin başına ne işler açtı. [Bak işte] amel defteri siyah, saçlar ise ağarmış.
Gitti gençlik dönemi, vah zavallı nefsim vah

Ağardı saçlar artık amel defteri siyah

Bir fırsattı gençliğim, anlayamadım eyvah!

Hele bir bak şu dünya neler açtı başına

Merhameti yok onun, bakmaz gözün yaşına

Ben o nefsi günah merasına salıverdim, fakat mide fesadına uğramaması için ibadet perhizini ihmal ettim.
Mera günah alanı, nefsimi salıverdim

Canının çektiğini bir güzel yesin dedim

Midesi bozulmasın diye tedbir almadım

Oysa çok fazla yemek beden için zehirdir

Nefis eğitiminde ibadet panzehirdir.

O, zevk veren şeyleri elde etmek için şuursuzca atılır. Birde gençlik arzuları nefsi tahrik edecek olsa o hemen dalıverir.
Zevke düşkündür nefis, görünce dayanamaz

Şuursuzca atılır gafletten uyanamaz

Sonucu neye varır, durup hesaplayamaz

Bir de gençlik dürtüsü onu tahrik ederse

Kabul eder her sözü, o yönde kim ne derse.

Senin durumun ancak ahlak ile düzelir. Öyleyse nefsi ahlak ile düzelt ki dürüst ve düzgün olasın.
Hayatın ahlak ile bir güzel düzen alır

Her şeyini yitirsen ahlak sermayen kalır

O sermayeyle insan hızlı mesafe alır

Kişi ancak ahlakla arınır ve düzelir

Din ahlakın kaynağı, dürüstlük dinden gelir

Nefis iyi bir yol izlediğinde mutluluğun zirvesindedir. Kötü bir yol tuttuğunda ise tehlikeli bir alanda âdi şeylerle beslenir.
Nefis iyi yol tutsa kazanır âbad olur

Sabretse güçlüklere başarır hep şad olur

Kötü yol izler ise daima berbad olur

İlimle irfan ile ruhunu donatanlar

Onlardır değerlere en çok değer katanlar

Nefis kendi keyfince hareket edip zevke düşkün olunca, gemi azıya alan küheylan gibi şâha kalkar.
Zevkine düşkün nefis azıtır, tuğyan eder

Tanımaz edep haya, ahlaka isyan eder

Sensin diyen herkese sınırsız ihsan eder

O bir küheylan gibi gemi azıya almış

Kâr etmez öğüt vermek, işi Allah’a kalmış

Mağfiret karşısında günahım ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın beni en iyi şekilde koruyacağını ümit etmekteyim.
Kuldan beklenen kusur, yaradandan gufrandır

Affetmek, bağışlamak Allah’ın şânındandır

Onun rahmet deryası engin Bahri Ummandır

Büyükse de günahım kesemem asla ümit

Gufranı karşısında hiç olur muyum nevmit

Kıyamet günü zorda kalınca ben, her iki dünyada bela ve sıkıntıların giderilmesine vesile olan o zâta ümidimi bağladım.
Kıyamet korkulu gün, başım darda kalınca

İşlediğim günahın hesabı sorulunca

Gizli saklı yaptığım yüzüme vurulunca

Sığınırım Resülün o gün şefaatine

Belki bağışlar Rabbim o zâtın hürmetine

O gün perişan bir halde ondan isteğim şefaat şerefine nail olmaktır. Bu isteğim onun için gayet kolay bir şeydir.
O gün günah yükünü iki büklüm taşırım

Bu perişan halimle huzura yaklaşırım

Meded senden diyerek eline yapışırım

Şefaat konusunda senin için güçlük yok

Kapında bekleyenin haddi yok hesabı yok

O gün takva sahibi olan salih amelini takdim ederse, ben de pişmanlık gözyaşlarımı takdim ederim.
Takva sahibi olan gelir salih amelle

Bense gözyaşlarımı arz ederim elemle

Huzurundayım Rabbim, ümidimle emelle

Layık mı keremine beni yüzgeri etmek

Mahşer halkı önünde kuluna mahcup olmak

Ahmed Şevkî

Geleneksel Arap şiirinin modern dönemdeki en başarılı temsilcilerinden sayılan Ahmed Şevkî, 1868’de Kahire’de doğdu. Küçük yaşta anneannesi tarafından Hidiv İsmail Paşa’nın himayesine verildi ve onun sarayında büyüdü. İlk ve orta eğitimini tamamladıktan sonra 1885’te Kahire Hukuk Fakültesi’ne girdiyse de hukuktan pek hoşlanmadığı için aynı fakültenin Tercüme Bölümü’ne geçerek 1887’de oradan mezun oldu. Doğuştan sahip olduğu şiir kabiliyetinin gelişip ortaya çıkmasında şair olan Arapça hocası Muhammed el-Beysânî’nin teşvik ve yardımlarının büyük payı vardır. İlk şiirlerinin yayınlanması üzerine sarayda bir memuriyete atandı. Kısa bir süre sonra Hidiv Tevfik Paşa tarafından, yarım bıraktığı hukuk tahsilini tamamlamak üzere 1888’de Fransa’ya gönderildi. Bu sırada Batı edebiyatını yakından tanıma fırsatı bulmuştu. Dört yıl sonra tahsilini tamamlayıp Mısır’a dönünce Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın divanında Frenk kalemi müdürlüğüne getirildi. Birinci Dünya Savaşı yıllarında İngilizler tarafından 1915’te İspanya’ya sürülmüş ve bu durum 1919 yılı sonlarına kadar devam etmiştir. Bu sırada şair Endülüs İslam medeniyetini, Arap ve Batı edebiyatlarını inceleme imkânı bulmuştur. Kendisi Mısır’a döndüğünde bir kahraman gibi karşılanmıştır. 1927’de Mısır Ayân Meclisi üyeliğine seçilen Ahmed Şevkî 1932’de Kahire’de vefat etmiş ve resmi törenle defnedilmiştir.

Arap edebiyatında uzun süren bir durgunluk döneminden sonra ortaya çıkan, gerek şiir gerekse nesir alanında yazdığı eserlerle edebiyata yeni bir soluk getiren Ahmed Şevkî’ye “emîru’ş-şu‘arâ” unvanı verilmiştir.

Yazdığı birçok kaside arasında Ahmed Şevkî’nin Peygamber efendimiz için kaleme aldığı iki kasidesi onu şöhretinin zirvesine taşımıştır. Bu iki kasidede o, 1296’da vefat eden hemşerisi Muhammed el-Bûsîrî’yi örnek almıştır. Bunlardan ilki Nehcü’l-Bürde, ikincisi el-Hemziyyetü’n-nebeviyye’dir. Burada tercümesini sunduğumuz ve yeni baştan şiirleştirdiğimiz ilk kaside 190 beyit olup konu ve muhteva itibariyle Bûsîrî’yi izleyen Ahmed Şevkî’nin, Bûsîrî kadar başarılı olduğunu söylemek gerçekten zordur. Fakat ikinci kasidesi Bûsîrî’ninkinden daha başarılı ve daha şairanedir. Her iki şairimize de Cenâb-ı Hak’tan rahmet niyaz ederken, gençlerimizin bu geleneği yaşatmaları hususunda sanat değeri yüksek eserler vücuda getirmeleri en samimi dileğimdir.

Yorum Yazın

Facebook