Kurban Hakk'a Ta'zim Halka Şefkattir Bismillâhi Allâhu Ekber

0
Kurban Hakk'a Ta'zim Halka Şefkattir Bismillâhi Allâhu Ekber
Kurban Hakk'a Ta'zim Halka Şefkattir Bismillâhi Allâhu Ekber - Adem Ergül
Sayı : 390 - Ağustos 2018 - Sayfa : 6


Bizleri sadece Zât-ı ulûhiyyetine kul olmakla şereflendiren ve kulluğun nasıl yapılacağını da lütfuyla bize öğreten Rabbimize hamdederiz. Kulluk mektebinin üstad-ı azamı olan Habibullah Efendimize de salât u selâm ederiz.
Kulluk müfredatımızın en önemli unsurlarından biri olan ibadetlerimizin şu üç penceresi vardır:
Rabbimize açılan pencere
Halka/mahlûkâta açılan pencere
Kendi öz hakikatimize açılan pencere
Bu yazımızda, “kurban ibadeti” özelinde bu üç pencerenin boyutlarına ve derinliklerine kısa kısa işâret etmeye çalışacağız. Hakikatte bu pencerelerin içeriden dışarıya ve dışarında içeriye alıp verdikleri nice bilgiler, duygular, nimetler ve sırlar vardır ki, bunların hepsinin söz kalıplarına sığması elbette mümkün değildir. Diğer taraftan âbid ve ma’bûd arasında cereyan eden alış verişler, hiç şüphesiz her bir kula özel sırlı hallerdir.
Rabbimize açılan pencerede her bir ibadet, zikirdir, tazimdir, teslimiyettir, hamddir, şükürdür ve nihâyet Allah’a karşı ihlas, samimiyet ve mesuliyet şuuru anlamında takvâ duygusudur. Rabbin azametini, uluhiyyetini, izzetini ve kibriyâlığını, söz, duygu, davranış, remz ve işâretlerle itiraftır, ikrardır ve nihâyet tüm varlığa ilandır. Bu yönüyle ibadetler “Lâ ilâhe illallah” sözünün, bedenimiz, dilimiz ve kalbimizle derinlikli bir ifadesidir. Hac Sûresi’nde kurban ibadetiyle ilgili bu hakikatler şöyle beyan edilir:
 “Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Şu hâlde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!” (Hac Sûresi, 34)
Evet, “Rabbinin adını ansınlar (zikretsinler) diye”. Kurban ibadetinin hem de her bir topluluğa bir ibadet olarak meşru kılınmasının ilk ve en önemli gerekçesi, Rabbi hatırlamaktır.  Bu hatırlama (zikir) sıradan bir hatırlama değil, içinde tefekkür, teşekkür ve hamd barındıran bir hatırlama olmalıdır. Zira “Nice hayvanları kullarına hem boyun eğici ve hem de sayısız nimetlerinden istifade ettikleri bir rızık olarak ihsan ve ikram eden Allah’tır.” Öyleyse bu ibadet, tamamen baştan sona zikir duyguları içinde ifa edilmelidir. İhlaslı bir niyetle başlamalı, “Bismillâh-i Allâhu Ekber” diyerek Hakk’ın divanına arzedilmelidir. Kurban tamamen kesilip sonuçlanıncaya ve hatta dağıtılıp ikram edilinceye kadar da hemen her safhasında bu uyanıklığı korumaya çalışmalıdır. Zikrin olmadığı yerde gaflet vardır ve ibadette gaflet, ibadetin değerini düşüren bir fonksiyon icra eder.
“Sizin ilahınız bir tek ilahtır” denilerek de başka başka tanrılar adına böyle bir ibadetin icra edilmemesi gerektiğine işaret edilir. Yalnız O’nun adına can verilebilir. Kurban bir adanıştır. Tüm adanışlar Allah adına olursa bir ibadet olur. Bu sebepledir ki Allah’tan başkası adına kesilen kurbanlar, leş hükmündedir ve etleri yenilemez. Bunu yapanlar da en büyük günahlardan biri olan şirke yaklaşmışlardır. Yine bu fiili işleyenler haksız yere bir cana kıymış sayılırlar.
Bu hatırlamanın (zikrullahın) hangi derinlikte olması gerektiğine de âyet-i kerimenin devamında şöyle dikkat çekilir:
“…(Ey Resûlüm!) Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen o mütevazı müminleri müjdele!” (Hac Sûresi, 34- 35)
Şuuru titreten ve yüreği ürperten bir hatırlama. Bu titremenin içinde hem Rabbin azamet ve celâl tecellisi, hem de muhabbet ve cemâl esintisi vardır. Sanki içinde korku ve ümit barındıran bir duygu yoğunluğunda kurban ibâdetinin ifası istenmektedir.
“Yalnız O’na teslim olun” buyrularak da Kurban ibadetinin, yüreğimizde “Biz her şeyimizle (malımızla ve canımızla) Allah’a aidiz” şuurunun oluşmasına vesile olması istenir. Zira teslimiyet, müslümanlığımızın omurgasını teşkil eder. Bunun tezâhürü, malıyla ve canıyla Hak uğrunda cihad edebilmek, gayrete soyunabilmektir. Diğer bir ifadeyle Hakk’a adanmaktır. Hakk’a adanmış erlerden olmak, kullukta ön saflarda yer almak demektir. Hayatı ve malı fıtraten seven ve bu konuda aşırı hırslı olan bir insanda böylesi bir ruhun oluşması kolay değildir. İşte kurban ibadeti, canlı ve yaşanan bir adanış sahnesi olarak, kula bu kaliteyi aşılayıcı bir rol üstlenir.
Kurban ibadetinde kuldan Allah’a doğru yükselen yegane öz de, kulun yüreğinde oluşan bu yüksek ruh halidir ki, Kur’ân-ı Kerim bu hakikate “takvâ” ismini verir. Âyet-i kerimede şöyle buyurulur.
“Elbette kestiğiniz kurbanların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmayacaktır. Ancak O’na sizin takvanız erecektir.” (Hac sûresi, 37)
Kurban ibadetinin halka bakan penceresi ise şefkat, merhamet, ihsan ve ikram penceresidir. Yine Hac Sûresi’nin 36. Âyetinde kurbanın bu yönüne şöyle işaret edilir:
“…Allah adına kestiğiniz o kurbanlardan hem kendiniz yiyin, hem de kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin. Böylece onları sizin buyruğunuza verdik ki, şükredesiniz.”
Kurban ibadetinde sanki şöyle bir incelik var: Önce kul, kendi adına asaleten kurbanını Hakk’a tam olarak teslim eder. Allah Tealâ da kulun bu adanış ruhuna bakıp onun kurbanını kabul eder. Sonra da hem kurban sahibine ve hem de diğer kullarına bir ikram olarak, o kurbanın etini hem yemesi ve hem de yedirmesi için kurban sahibi kulunu kendine vekil eder. Ve böylece kul, Hak adına vekâleten Hakk’ın rahmetinin âdeta tevzi memuru olur. Bu yönüyle kurban, yeryüzüne açılan bir gök sofrasıdır. İşte burada bu sofradan nasiplenen herkesten Hakk’a karşı bir şükür beklenir. Şükür, iman nişanıdır. Nankörlük ise körlük ve inkâr alametidir. Kim şükrederse, kendi lehine yeni yeni ilâhî nimet kapılarının açılmasına vesile olurken, nankörlük eden de nice nice nimet kapılarını kendine kapatmış olur.
Kurban ibadetinin kendi öz benliğimize açılan penceresi ise kişiliğimizin hem arınması, hem bereketlenmesi ve hem de Hak katında kıymet kazanmasıdır.
İnsanda kan dökücülük özelliği, meşru bir şekilde ulvî duygulara dönüşmektedir. İnsan gelişiminin önündeki en büyük kilitlerden biri olan cimrilik ve bencillik kilidi, büyük bir merasimle açılmaktadır. Hak katında en yüksek kulluk seviyesinin gereklerinden olan adanmışlık ruhu ve takvâ, özbenliğe kurban sayesinde aşılanmaktadır. Yine bunun gibi İbrahim ve İsmail –aleyhimesselâm-’ın şahsında zirveleşen “Hakk’a tam teslim olma kıvamı”na bir kapı aralanmaktadır. Hakk’ın kullarına Hak adına ikramda bulunarak, yüksek bir vekâletin muhatabı olmakla da, yeryüzünde halife olarak yaratılmış olmanın ulvî mazhariyetinden bir nasip alınmış olmaktadır.
İşte böyle bir ibadet en güzel bir kıvamda îfa edilmelidir. Rabbimiz bu ibadeti, ihsan kıvamında âdâb ve erkânına riayetle yerine getirenleri sevindirecek nice müjdelerinin olacağına işâret eder ve buyurur ki:
(Ey Resülüm!) Vazifelerini ihsan kıvamında güzelce yapan muhsinleri (iyilik ve güzellik erbabını) müjdele.” (Hac Sûresi, 37)
Evet, kurbanda et vardır; ama kurban, etten çok çok ötede sırlarla dolu ulvî bir kulluk nişânıdır..

 

Yorum Yazın

Facebook