Küreselleşen Terör Mağdurlar ve İhya Edilenler

0
Küreselleşen Terör Mağdurlar ve İhya Edilenler - Beytullah Demircioğlu
Sayı : 358 - Aralık 2015

Küreselleşen Terör Mağdurlar ve İhya Edilenler - Beytullah Demircioğlu

Sayı : 358 - Ocak 2016


Dış politik gündemi açısından son yılların en yoğun geçen ayını geride bıraktık. Bir tarafta aylardır hazırlığı yapılan ve başarı ile gerçekleştirilen G20 zirvesi, diğer taraftan artık küreselleşen terör olgusu ve Ortadoğu’da vekâleten yürüyen savaşların doğrudan savaşa evrilmesi tehlikesini bir-arada yaşıyoruz…
Derinleşen mülteci problemi… Doğu ile Batı dünyası arasındaki güven bunalımına ilişkin olumsuz yansımalarla dolu oldukça iç karartan bir tablo…
Lübnan, Fransa ve Mali’yi kana bulayan terör saldırıları tüm dünyada büyük bir tedirginliği de beraberinde getirdi, “dünya terör çağına mı sürükleniyor?” sorusu ile birlikte…
 Özellikle Ortadoğu’daki kaosun ve kan gölünün dolaylı ya da direk müsebbibi gösterilen Batı dünyası, küreselleşen terörün kendi kapılarını da çalması karşısında inanılmaz bir panik ve korku yaşıyor.
Mısır’da Şarm-uş Şeyh havaalanından kalkan ve 217 kişinin ölümüyle sonuçlanan uçak kazasının, kaza olmadığı ve uçağın IŞİD tarafından düşürüldüğü ilan edildi…
 Lübnan’da Hizbullah’ın kontrolü altındaki bölgede gerçekleştirilen ve 45 kişinin hayatını kaybettiği intihar saldırısını da IŞİD üstlendi...
Peşi sıra Irak ve Yemen’de benzer intihar saldırıları gerçekleştiren örgüt en çok ses getiren eylemini ise Batı’nın kalbi olarak gösterilen Fransa’da gerçekleştirdi…
Ardından El-Kaide bağlantılı “Murabitun” örgütünün gerçekleştirdiği Mali’deki rehine krizinde 27 kişi hayatını kaybetti…
 Paris’i kana bulayan saldırılar silsilesi sonucu 130 kişi hayatını kaybetti. Irak’ta, Suriye’de neredeyse hayatın parçası haline gelen saldırıların Batı’nın tam kalbinde gerçekleşmesi tam bir şok etkisi yaptı.
 Tamamı Fransız vatandaşı, IŞİD mensuplarınca gerçekleşen Paris saldırısı hem 11 Eylül 2001’den bu yana bir Batı başkentini vuran en kanlı, hem de İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Fransa’da gerçekleşen en ölümcül saldırı olarak tarihe geçti. Bu yüzden saldırı Fransa’nın 11 Eylül’ü olarak nitelendi.
Saldırının nedenleri sorgulanırken yapılan yorum ve analizlerde Ortadoğu ile Batı medyasının yaklaşımları arasında ciddi farklılıklar vardı. Saldırıya ilişkin Batı medyasında, Ortadoğu’daki savaşı kendi ülkelerine taşıyan “yabancı savaşçılar” gerçeği ile yüzleşmenin ortaya çıkardığı tedirginlik ön plana çıktı.
Ortadoğu ve Türkiye medyasında yer alan yorum ve analizlerin pek çoğunda,  terörü hiçbir biçimde mazur görmemek kaydı ile öne çıkarılan vurguyu ise; “Bomba eken katliam biçer” betimlemesiyle özetlemek mümkün.
  Batı dünyasının terör karşısındaki çifte standardı, başkalarının teröristini terörist olarak görmemesi, hatta onları koruyup kollaması, devlet terörünü estiren İsrail’i koruma kalkanı altına almaları hatırlatılarak Batı’nın terör konusundaki sorunlu yaklaşımına vurgu yapıldı.
Afganistan ve Irak ile başlayan İslam coğrafyasının işgal süreçlerinin neden olduğu maddi, manevi, beşeri, sosyal tahribatın büyüklüğünün altı çizildi ve bunun en büyük müsebbibinin Batı dünyası olduğu tesbiti yapıldı. IŞİD gibi örgütleri ortaya çıkartan Guantanamo ve Ebu Gureyb hapishanelerinde yaşananlar küresel terörün ortaya çıkışında  sebep-sonuç ilişkisi bağlamında bir kez daha hatırlatıldı…
Ortadoğu coğrafyasının demokratikleşmesi yönünde büyük umutlar beslenen Arap isyanlarında halklardan yana değil, kendi çıkarları için, bölgen zalim, despotik yönetimlerinden yana tavır alan, bir günde iki bin göstericiyi katleden darbecilerin ayaklarının altına kırmızı halılar seren Batı dünyasının bu anlamdaki kötü sicili gündeme getirildi.
Tüm bu tespitlerin ışığında Batı’nın yıllardan beri özellikle Ortadoğu başta olmak üzere Asya’dan Afrika’ya İslam coğrafyasında neden olduğu yıkımın, kaosun faturasını bugün ödemeye başladığı yorumları ön plana çıktı…

PARİS SALDIRISI, “ESED Mİ IŞİD Mİ
DAHA TEHLİKELİ?” İKİLEMİ
Saldırı en çok kimin işine yarayacak, kim en çok etkilenecekti? Saldırının bölgesel ve küresel yansımaları ne olacaktı? Paris saldırısı, Suriye krizinde bir dönüm noktası olabilir mi gibi pek çok sorunun da cevabı arandı.
Kimi analizlerde Suriye’de koalisyon güçlerinin yoğun saldırıları nedeniyle köşeye sıkışan örgütün, savaşı Batı’ya taşımak istediği söylendi. Yine Suriye krizi konusunda Türkiye’nin tezlerine en yakın ülke olan Fransa’nın hedef haline getirilmesine dikkat çekildi. Kimi yorumlarda ise saldırılarla IŞİD üzerinde oluşturulmak istenilen algıya dikkat çekildi…
Saldırının en çok Esed, İran ve Rusya bloğunun bir de özellikle Batılı silah üreticilerinin işine yaradığı vurgusu öne çıktı. Hem niteliği, hem de zamanlaması itibariyle saldırıların Beşar Esad’a derin bir nefes aldırdığı bir gerçek. Batı’nın en üst düzey diplomatları, 380 bin kişinin katili olan Esed’in görevden alınması hedefiyle Viyana’ya gidiyordu. Paris saldırısı ile Esed’in üzerinde baskı kurmanın işe yarayacağı bir zamanda baskı hafiflemiş oldu.  Dolayısıyla “Esed mi IŞİD mi daha tehlikeli?” ikilemindeki Batı dünyası için ibre yeniden IŞİD’in daha tehlikeli olduğu yönüne döndü.

IŞİD VE KÜRESELLEŞEN TERÖRÜN MAĞDUR ETTİKLERİ
Esed’in iktidardaki ömrünü biraz daha uzatan Paris saldırısı en büyük darbeyi ise hiç şüphesiz mülteciler ve Avrupa’daki Müslümanlara vurdu. Saldırıların ardından, Avrupa sınır güvenliğini arttırdı. Yeni güvenlik politikaları, Avrupa ve Balkan ülkelerinde sığınma bekleyen göçmenleri zor durumda bıraktı. Mültecilere kapılar kapanırken, ırkçı saldırılar patladı. Yüz binlerce mazlum, canlarını kurtarmak için kaçtığı Avrupa’da yeni bir dehşetin içine düştü.  
Ortaya çıktığı günden bu yana sergilediği vahşet örnekleriyle dünyada İslamofobiyi körükleyen çevrelerin ekmeğine yağ süren örgüt Paris saldırısı ile “İslam eşittir terör” yaftasını vurmak isteyen İslam düşmanı çevrelere yeni bir malzeme daha vermiş oldu.
Saldırı sonrası Fransa başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde başörtülü kadınlara ve sakallı insanlara karşı saldırılar başladı.  Müslümanlara gece 20.00’den sonra sokağa çıkma yasağı getirilmesi dahi teklif edildi. Daha nice faşizan uygulamalar bizzat Avrupalı siyasiler tarafından gündeme getirildi…
IŞİD’in yeni stratejisinin savaşı Batıya taşımak olduğu göz önüne alındığında Batı’daki Müslümanlar açısından da daha zor günlerin kapıda olduğunu söylemek mümkün. Batı’daki Müslümanlara yönelik baskılar, faşizan politikalar ise IŞİD gibi terör örgütlerinin saflarını genişletmesini beraberinde getireceği beklentisini doğurmuş bulunuyor. Charlie Hebdo katliamı sonrası gibi Paris saldırıları sonrasında da Batı Avrupa ülkelerinden IŞİD’e katılımın artması bekleniyor. Örgütün, Irak ve Suriye’de alan kazanmasının en önemli nedeni Sünnilere yönelik faşizan uygulamalar, zulümler, dışlanmışlık ve haksızlık değil miydi? Dolayısıyla Batı’nın, İslam düşmanlığını körükleyen, faşizan uygulamalara daha çok yönelmesi, sadece Batı’daki Müslümanların değil kendi halklarının da huzurlarını kaçıracak gibi gözüküyor.


IŞID TERÖR ÖRGÜTÜNÜN İHYA ETTİKLERİ
IŞİD’in ortaya çıktığı günden bu yana kimlere hizmet ettiği meselesine biraz daha değinelim isterseniz. Irak ve Suriye’de Sünni İslam’ın gerçek temsilcisi olarak kendini takdim eden IŞİD en büyük hizmeti hiç kuşkusuz İran ve Esed rejimine sundu.  Onlar için tam bir kurtarıcı rolü üstlendi. Esed, daha Suriye krizinin iç savaşa dönmediği zamanlarda bile daha çok özgürlük ve demokrasi isteyen göstericileri “teröristler” diye yaftalamıştı. Ama kimseyi inandıramamıştı. Sivil göstericilere yönelik şiddeti tüm dünyada eleştiri konusu olmuştu. Ne zaman ki IŞİD ortaya çıktı, örgüt bu anlamda Esed rejiminin istediğinden çok daha fazlasını ona verdi. Aynı şekilde ABD’nin Irak’tan çekilmesinden bu yana Şii yayılmacı politikalarını zirveye taşıyan İran, IŞİD ortaya çıkmadan önce Irak’taki faaliyetlerini ve Esed’e verdiği desteği meşrulaştırmakta zorlanıyordu. IŞİD, ortaya koyduğu vahşet örnekleriyle hem İran’ın, hem Hizbullah milislerinin hem de son kertede Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesinin işini oldukça kolaylaştırdı.  Sözüm ona düşman ilan ettiği eli kanlı Esed rejiminin iktidardaki ömrünün uzamasına inanılmaz bir katkı sağladı...
İsrail de IŞİD terör örgütünün ortaya çıkardığı zeminden sonuna kadar istifade eden ülkelerden bir diğeri oldu.. IŞİD belası ile meşgul olan uluslararası toplum ve İslam dünyası işgal devleti İsrail’in Filistinliler nezdindeki hukuksuzluklarını görebilmenin çok ama çok uzağındaydı...
IŞİD, Mısır’daki darbe lideri Abdulfettah Sisi’ye ülkedeki tüm İslami hareketler hatta diğer muhalifler üzerinde estirdiği zulüm politikalarına meşruluk kazandırma bahanesini verdi...
Yaptığı tüyler ürperten eylemlerle, sergilediği vahşet örnekleriyle İslam algısına ve özellikle Sünni Müslümanlara büyük zarar veren, en büyük düşmanımız dedikleri Şii İran ve Esed rejiminin ekmeğine yağ süren örgüt ve bu örgüte yön verenler tüm bunları okuyamıyor olabilir mi peki? Bu kadar öngörüsüz olabilirler mi?  
Bu noktada şu hususların altı çizilebilir; Evet, IŞİD, tekfirci bir ideolojiden besleniyor. Bu noktada hemen herkesi İslam dairesi dışına kolaylıkla çıkartabiliyor. Bu anlamda onlar için mesela Türkiye gibi, zulümden kaçan, mağdur durumdaki 2.5 milyon mülteciye kapıları açmak yeterli değil. Daha fazlasının yapılmasının gerekiyor. Kendini ‘İslam Devleti’ olarak tanımlayan örgüt tüm Müslümanların ona biat etmesi gerektiği ve saflarında savaşmanın farz olduğunu ileri sürüyor.  Buna karşı çıkan çevrelere de düşman olarak bakıyor. Bu pencereden baktığında Türkiye’yi de Fransa’yı da ve hemen herkesi aynı kategoride değerlendirebiliyor. Ancak bu konuda bir başka hususun da altını çizmek gerekiyor, IŞİD sadece dini referanslarla hareket etmiyor. IŞİD’e yön verenlerin önemli bir kısmının Irak’taki sosyalist Baasçılardan oluştuğunu unutmamak gerekiyor.  
Hem eylemlerinin ortaya çıkardığı tablodan hem ideolojik ve yapısal gerçekliğinden hareketle IŞİD’in harici odaklarca kullanılmasına son derece müsait olduğunu söylemek mümkün. Nitekim bu gerçek uluslararası pek çok analizde sıklıkla dile getiriliyor. Bugün tam da IŞİD vakıasının ortaya çıkardığı olumsuz algıyı ve konjonktürel zemini elde etmek için bu örgütün istihbarat örgütlerince kullanıldığı ifade ediliyor.  

“SÜNNİLİK” VE “TERÖRÜ” YAN YANA ZİKRETME GAYRETLERİ

Bu noktada Batı’da uzun zamandır İslam dünyasında Şii İran’ın önünü açan, Sünni dünyanın önünü tıkayan bir projenin varlığından da söz ediliyor kimi siyasi analizlerde. Bu proje çerçevesinde son dönemde Batılı yayın organlarında “Sünni” kelimesi ile “terör” kelimesinin sık sık yan yana getirildiğine, “Sünni militanlar”, “Sünni teröristler”, “Sünni IŞİD teröristleri”, “Sünni terör” “Sünni radikaller” gibi terimlerin sıkça kullanıldığına dikkat çekiliyor. İran’ın İslam dünyasında yayılmacı politikaları karşısında özellikle Batı medyasındaki bu “ötekileştirici” dilin doğuracağı sonuçlara da dikkat çekiliyor.
Nitekim örgütün bu “ötekileştirici” yaklaşımı saflarını genişletmede kullandığı ifade ediliyor.  Örgütün Haziran 2014 yılında Halifelik ilanından sonra dünyanın 60’a yakın farklı ülkesinden 10 binin üzerinde yabancı militanın örgütün saflarına katıldığı belirtiliyor.

PARİS SALDIRISI SONRASI SURİYE’NİN GELECEĞİ

Peki bu karmaşa içinde Suriye krizi, daha genel anlamda bölge nereye gidiyor sorusuna gelecek olursak, Paris saldırısı sonrası Suriye’de yeni bir döneme geçilebileceği yönünde bir beklenti oluşmuş durumda. Ama bu yeni dönemde bölgeyi ne bekliyor sorusu net değil. Bir yandan diplomasi trafiği sürerken diğer taraftan Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen bölgesel ve küresel tüm çevreler, siyasi ve askeri atraksiyonlarla bölgedeki ağırlığını artırmaya çalışıyor. Fransa Paris saldırısı sonrası savaş gemilerini bölgeye gönderirken Rusya’nın ardından Çin de savaş gemilerini Suriye’deki savaşın bir parçası olmak için Akdeniz’e göndermeye hazırlanıyor. Son dönemde Rusya’nın hava desteği İran ve Hizbullah milisleriyle Türkmen bölgesi Türkmendağı’na yüklenmesinin ardında yatan neden de masada Esed’in elini dolayısıyla da kendi ellerini güçlendirmek.  
Görünen o ki Suriye’nin bundan sonrası süreçte tek parça kalması artık pek mümkün gözükmüyor. Şimdiki mesele parçalara ayrılacak coğrafyada kimin nereyi ne ölçüde alacağı meselesidir.

 

Yorum Yazın

Facebook