Ma’n İbni Adî El-Aclân

0
Ma’n İbni Adî El-Aclân
Ma’n İbni Adî El-Aclân - Mustafa Eriş
Sayı : 384 - Şubat 2018 - Sayfa : 53

Mescid-i Dırâr'ı Yıkan Sahâbî
Ma’n İbni Adî El-Aclân
–radıyallahu anh–

Ma’n İbni Adî el-Aclân radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in vahiy kâtiblerinden!... Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’le İkinci Akabe’de buluşan Evs kabilesinden bir iman eri!... Hicretten sonra Hazreti Ömer radıyallahu anh’in ağabeyi Zeyd ibni Hattâb radıyallahu anh ile kardeş ilân edilen bir bahtiyar!...
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tarafından Mescid-i Dırâr’ın yıkılması için  görevlendirilen sahâbîlerden bir kahraman!...
Ma’n İbni Adî el-Aclân el-Ensârî radıyallahu anh, Medine’li olup Evs kabilesinin Amr ibni Avf ibni Mâlik koluna mensubtur. Avf ibni Mâlik’in halifi olarak tanınır. “Halifü’l-Ensar” diye de anılır. Yani bu kabile ile anlaşma yaparak Medine’ye geldiği ve himayelerine girdiği nakledilir. (İsabe, VI, 151)
Ma’n ibni Adî el-Aclân’ın, İslâm’la şereflenişi ve hayatı hakkında geniş bir bilgiye sahib değiliz. Kaynak eserlerde onun İkinci Akabe bey’atinde Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’le buluştuğu bildirilir. Ayrıca Efendimiz’in Medine’ye hicretinden sonra Hazreti Ömer radıyallahu anh’in ağabeyi Zeyd İbni Hattab radıyallahu anh ile kardeş ilan edildiği anlatılır. (İstiâb, IV, 1442; Hâkim, III, 352.) Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’le bütün savaşlara katıldığı, Bedir, Uhud ve Hendek Gazvelerinde bulunduğu rivayet edilir. (İsabe, VI, 151; İstiâb, IV, 1442.)
O, Bedir Gazvesi’nde elde edilen ganimetler dağıtılırken pay almak istemedi. Fakat Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in almasını işaret buyurması üzerine kabul etti. İki Cihan Güneşi Efendimiz ona bir de hizmet verdi. Bu gazvede şehid düşen Mübeşşir ibni Abdülmünzir’in ganimet hissesini ailesine ulaştırma hizmetiyle onu vazifelendirdi.
Ma’n İbni Adî radıyallahu anh, İslâmiyet’ten önce okuma yazma bilen çok az kişiden biri idi. Bu sebebten o, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in vahiy kâtipleri arasında yer aldı. (Zehebî, Târihu’l-İslâm, II, 44.)  Efendimiz ona önemli bir vazife verdi. Münafıklar tarafından inşâ edilen Mescid-i Dırâr’ın yakılıp yıkılması için onu görevlendirdi.
Mescid-i Dırar ne için, ne zaman yapıldı? Ne için, ne zaman yakıldı ve yıkıldı? Bu konuya dair bilgileri, M. Âsım Köksal, “İslâm Tarihi” kitabında şöyle anlatmaktadır:
Peygamberimiz aleyhisselam Me-dine’ye hicret ettiği zaman, Medine’de Dubay’a oğullarından Ebu Âmir ibni Sayfî diye anılan bir Hıristiyan papazı bulunuyordu. Baş münafık Abdullah ibni Übeyy ibni Selûl, onun halası oğlu idi. (İbni İshak, Sire , c. 3  s. 7)
Peygamberimiz aleyhisselam Allah tarafından peygamber olarak gönderilince, Ebu Âmir’in kıskançlığı ve azgınlığı tuttu. Peygamberimiz, Medine’ye hicret edip gelince, Ebu Âmir elli kişi ile birlikte Mekke’ye gitti. (İbn Hişam, Sire, c.3 s.71) Bedir savaşında müşriklerin yanında çarpıştı.  (İbni Sa’d, Tabakat, c. 3 s. 541) Peygamberimiz aleyhisselam, ona “Fâsık” adını taktı. Bu fâsık, müşrikleri, Uhud, Hendek savaşı için ayaklandıranlar arasında yer aldı. (Vakıdî , Megâzî, c. 2  s. 441)
O fâsık, Mekke fethedilince, Taif’e, Taifli’ler müslüman olunca da Şam’a gitti. Kuba köyündeki münafıkları da o harekete geçirdi ve şöyle dedi: “Ben, bu Kuba Mescidi’ne giremem! Muhammed’in ashâbı beni görür ve bana hoşlanmadığım bir şey söylerler!” dedi. Münafıklar da: “Biz bir mescid yaparız. Sen onun içinde yanımızda oturur, konuşursun!” dediler. O fâsık: “Öyleyse, siz kendi mescidinizi yapın! Gücünüz yetebildiği kadar kuvvet ve silah hazırlayın! Ben de, Rum hükümdarı Kayser’e gideceğim. Rumlardan asker getirip Muhammed’i ve ashâbını Medine’den çıkaracağım!” dedi.
Ebu Âmir Fâsık, Sakîf’den İbn Balin ve Kays’dan Alkame ibni Ulâse ile birlikte Rum Kayserinin yanına varıp orada kaldı. Alkame ile İbn Balin ise, geri dönüp Peygamberimiz aleyhisselama bey’at ederek müslüman oldular.
Kuba münafıkları, önceleri Kuba Mes-cidinde mü’minlerle birlikte namaz kılıp dururlarken, Dırâr Mescidini yapıp, kendi cemaatleriyle mü’min ve müslümanların arasını ayırmak istediler.  
Peygamberimiz, Behzec’e: “Şu gördüğüm şeyle sen ne yapmak istiyorsun?” diye sormuş, o da: “Yâ Rasûlallah! Vallahi, iyilikten başka bir şey istemiyorum!” demişti.
Ebu Lübâbe ibni Abdulmünzir de, münafık olmadığı halde, kötü niyetle yapıldığını bilmediği için, Dırâr Mescidi yapılırken onlara kereste yardımında bulunmuştu.
Peygamberimiz Tebük’e gitmek üzere hazırlandığı sırada, Dırâr Mescidinin kurucularından beş kişilik bir temsilci heyeti geldi ve Efendimiz’den  şöyle bir talebde bulundu:
 “Yâ Rasûlallah! Yağmurlu gecelerde hasta ve hâcet sahibi olanların içinde namaz kılmaları için bir mescid yapmış bulunuyoruz. Sel geldiği zaman, vâdi ile aramızı kesiyor! Kuba Mescidi ile aramıza engel oluyor. Namazımızı kendi mescidimizde, sel çekilip gidince de, onlarla birlikte kılacağız. Senin gelip mescidimizin içinde bize namaz kıldırmanı arzu ediyoruz!” demişlerdi.
Peygamberimiz de: “Ben şimdi sefere çıkmak üzere meşgul bulunuyorum! Seferden dönüp gelecek olursak, Allah da dilerse, yanınıza gelir, onun içerisinde size namaz kıldırırız!” buyurmuştu.
Âsım ibni Adiy der ki: “Peygam-ber aleyhisselam’la Tebük’e gitmeye hazırlanmıştık. Abdullah ibni Nebtel ile Sa’lebe ibni Hâtıb’ı, Dırâr Mescidinin oluğunu düzeltirken görmüştüm. Bana: ‘Ey Âsım! Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem seferden döndüğü zaman bunun içerisinde namaz kılmayı bize va’d etti’ dediler.
Ben, kendi kendime: ‘Vallahi, şu mescidi, nifakla tanınmış münafıktan başkası yapmaz!’ dedim. Halbuki, Rasûlullah’ın eliyle yapmış olduğu mescid, orada idi. Cebrail Aleyhisselam, Beytullah’ın bulunduğu tarafı işaret etmek suretiyle ona kurdurmuştu. ‘Vallahi, biz dönünceye kadar, Dı-râr Mescidini yeren, onun yapımında söz ve iş birliği yapmış ve yardım etmiş olanları yeren Kur’ân âyeti iner!’ diye düşündüm.
Peygamberimiz aley-his-selam, Te-bük’ten dönüp Medi-ne’ye ge-lirken, Zî-Evan’da konakladı. O sırada, Peygamberimiz aley-hisselam’a vahiy geldi. İnen âyetlerde şöyle buyuruluyordu:
107. Münafıklardan bir grup, İslâm ve müslümanlar aleyhinde zararlı faaliyetler yapmak, kâfirleri desteklemek, mü’minlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Rasûlüne karşı savaşmış olanların gelip kendilerine katılmasını beklemek maksadıyla bir mescid yaptılar. Üstelik bunlar: “Bu mescidi yaparken iyilikten başka bir şey düşünmedik” diye yemin de ederler. Allah şâhittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.
108. O mescidde asla namaza durma! Daha ilk günden takvâ temelleri üzere yapılan mescid, senin namaz kılmana daha uygundur. Orada her türlü günah ve kötülüklerden temizlenmek isteyen kimseler vardır. Allah da zâten bu ölçüde temizlenme gayretinde olanları sever.
109. Binasını Allah korkusu ve Allah rızâsına uygun olarak yapan kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını dibi sel sularıyla oyulmuş ve her an çökmeye hazır bir uçurumun kenarına kurup, onunla beraber kendisi de cehennem ateşine yuvarlanacak kimse mi? Allah böyle zâlimler topluluğunu doğru yola erdirmez.
110. Münafıkların kurdukları bütün yapılar ve bu arada yaptıkları o bina, ölüp de kalpleri paramparça oluncaya dek yüreklerinde devamlı bir şüphe, telaş ve endişe sebebi olarak kalmaya devam edecektir. Allah her şeyi hakkiyle bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır. (Tevbe: 107-110)
Vahiy bu şekilde gelip, âyetler bu derece açık ve net olarak nâzıl olunca, Peygamberimiz aleyhisselam, Malik ibni Duhşum ile Ma’n ibni Adiyy’i çağırdı ve: “Şu halkı zâlim olan mescide gidiniz de, yakınız, yıkınız onu!” buyurdu.
Ashab-ı Kiram’dan bu iki yiğit kahraman zaman kaybetmeden hemen yola çıktılar. Salim ibni Avf oğullarının mahallesine (mescidine) vardılar. Salim ibni Avf oğulları, Malik ibni Duhşum’un kabilesi halkı idi. Malik ibni Duhşum, Ma’n ibni Adiyy radıyallahu anh’e şöyle dedi:
“Ev halkımdan alacağım ateşle senin yanına gelinceye kadar, beni burada bekle!” dedi ve ev halkının yanına vardı. Yapraklı hurma dallarından bir dal aldı, onu ateşledi. Sonra, Ma’n ibni Adiy ile birlikte koşarak Dırâr Mescidine vardılar. Vakit akşamla yatsı arası idi. Ellerindeki ateşle yakıp yıktılar.
Ma’n İbni Adiyy: “Onların kulaklarını kurt kulakları gibi yukarıdan bize diktiklerini hâlâ unutmamışımdır!” diyerek münafıkların halini bildirmektedir. Dırâr Mescidi yakılıp yıkılınca, münafık cemaati de dağıldılar. ( İbni İshak, c.4, s.174; Taberi, c.3, s,147; M. Âsım Köksal, İ. Tarihi c.7, s. 365-367.)
Ma’n İbni Adî radıyallahu anh, Allah ve Rasûlüne tam teslim olmuş sâdık bir iman eri olarak yaşadı. İki Cihan Güneşi Efendimiz’e duyduğu muhabbet, teslimiyet ve bağlılığını her zaman ve her yerde göstermeye çalıştı. Söz ve davranışlarıyla Efendimiz’e bağlılığını şöyle dile getirdi:
“- Sevgili Peygamberimiz’in dâr-ı beka’ya irtihalleri sırasında ashâb-ı kiram, bundan sonraki hayatlarında büyük fitnelerle karşılaşmaktan korktukları için: “Keşke Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’ den önce ölseydik” diye ağlaşıyordu. Ma’n İbni Adî radıyallahu anh ashâbın bu halini görünce şöyle dedi:
 “Vallahi ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’den önce ölmeyi arzu etmem. Efen-dimiz’in sağlığında olduğu gibi vefatından sonra da ona olan sadâkatimi, bağlılığımı, muhabbet ve teslimiyetimi göstermeyi daha çok sever, daha çok isterim. Bunun için kendisinden önce ölmeyi asla arzu etmem” diyerek ortalığın yatışmasına ve sakinleşmesine gayret etti. (İbn Sa’d, III, 465;  Zehebî, Târihu’l-İslâm, II, 44; İsâbe, VI, 151; İstiâb, IV, 1442.)  
Ma’n İbni Adî radıyallahu anh, halife seçiminde önemli hizmetlerde bulundu. Bu konu ile ilgili olarak “Buhârî” de şu bilgiler rivayet edilmektedir:
“Sevgili Peygamberimiz daha henüz vefat etmişti. Hazreti Ömer radıyallahu anh, Ensar’ın Beni Sakıf’te toplandığını haber aldı. Zaman kaybetmeden oraya gitmek üzere Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh’e : “ Haydi Ensar kardeşlerimizin yanına gidelim” dedi. Oraya ulaştıklarında onları iki salih kişi karşıladı. Onlardan biri, Uveym ibni Sâıde diğeri Ma’n ibni Adî radıyallahu anh’dir. (Buhari, Kitâbü’l-Megâzî, 12)
Halife seçiminde muhacirlerle ensar arasında bir tartışma çıkmıştı. Ma’n İbni Adî radıyallahu anh söz alıp ayağa kalktı ve tesirli bir konuşma yaptı. Onun yaptığı konuşma ile ortalık yatışıp sakinleşti.
O, Hazreti Ebû Bekir radıyallahu anh’in halifeliği döneminde Müseylimetü’l-kezzâb’a karşı yapılan Yemâme savaşına katıldı. Komutan Hâlid ibni Velîd radıyallahu anh onu yüz atlıdan oluşan bir öncü birliğin başına komutan tayin etti. O, Yemame savaşında büyük yararlılıklar gösterdi. Bir ara müslüman askerlerin bozguna uğraması karşısında ileriye atılarak ashâba şöyle seslendi:
“-Ey Ensar!.. Allah için düşmanınıza karşı savaşmak üzere geri dönün!...” diye haykırdı. Kendisi  kahramanca düşman üzerine atılıp çarpışmaya başladı. Öncülüğünü bizzat yaptığı bu saldırı esnasında askerlerden bazılarını kurtardı ama o, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in kendisine kardeş olarak ilan ettiği  Zeyd ibni Hattâb radıyallahu anh ile birlikte şehid oldu. (m. 633)
Allah ondan razı olsun    
Rabbimiz cümlemize Ma’n İbni Adî radıyallahu anh’in sadakat, teslimiyet ve kahramanlığından hisseler nasib edip şefaatlerine nail eylesin. Âmin.

 

Yorum Yazın

Facebook