İslam Dünyası

0
Sayı: Haziran 1986

SEÇİMLER YAPILDI AMA SUDAN'I PARLAK GÜNLER BEKLEMİYOR

Geçtiğimiz ay yapılan genel seçimlerin tahmin edilen sonuçlarının alınmış olmasına ve en fazla oyu alan Ümmet Partisi lideri Sadık el-Mehdi'nin hükümeti kurmakla görevlendirilmiş olmasına rağmen, Sudan'ın geleceği belirsiz görülüyor. Hiçbir partinin tek başına iktidar olacak oyu alamadığı Sudan seçimleri sonrasında, siyasi ve askeri çevrelerde sürekli olarak askeri darbe söylentileri dolaşıyor.

Yaklaşık 50 siyasî partinin yarıştığı seçimlerde 10 milyon seçmenden 6 milyonunun oyu geçerli sayıldı. Seçimlerde Sadık el Mehdi'nin lideri bulunduğu Ümmet Partisi mecliste 99 sandalye kazanırken, Şerif el-Hindi'nin Demokratik Birlik Partisi 63, Dr. Hasan el-Turabi'nin İslamî Millî Cephe 51 sandalye kazandı.

Cafer el-Numeyri'nin 16 yıllık askerî yönetiminden sonra yapılan seçimler ve seçim öncesi propaganda faaliyetleri çok gergin bir hava içinde geçti. Bu gergin ortamın her an getirebileceği beklenen darbe, halkın belki de askerlerden bunalmış olduğunun hissedilmesinden olacak, bir türlü gelmedi ve seçimler yapıldı.

Seçimlerin en ilginç yönü, Dr. Hasan el-Turabi'nin lideri olduğu İslamî Millî Cepheyi kazandırtmamak için laik solcuların, tüm batıcıların ve hatta Hıristiyanların gelenekçi partileri desteklemesi oldu. Turabi'nin şeriat teklifine karşılık, Oxford modernist Sadık el-Mehdi'nin partisini desteklemeyi en akılcı yol olarak gören batıcı ve Marksist güçler, bu desteğin faturasını Mehdi'nin kuracağı koalisyon hükümetine çıkarmanın hazırlığı içindeler.

Ülkenin içinde bulunduğu büyük ekonomik zorluklar da buna eklenince, Sudan'ın yarınları pek parlak görünmüyor.


İSRAİL' İN ORTADOĞU İÇİN YENİ SENARYOSU

Orta Doğuda 1948'den beri tam bir çıbanbaşı rolü üstlenen İsrail, bu kez alışılmamış bir rol üstlendi. Dünyanın dikkatleri geçtiğimiz haftalarda Reagan'ın "Rambo politikası"na çekilirken, İsrail Başbakanı Peres, "İslam ülkelerini ekonomik ve siyasi iflaslardan ve devrimlerden korumak" amacıyla düzenlenmiş milyarlarca dolarlık bir "Orta Doğu Marshall Planı"nın kulisleriyle meşguldü. Peres'in son rötuşlar için ABD Dışişleri Bakanı ile görüştüğü bu plan, Tokyo'da toplanan Yedi Batılı Ülkenin Ekonomik Zirve Toplantısı'nda da en önem verilen gündem maddesiydi.

Bu yeni Marshall Planı, ABD ve öteki endüstrileşmiş batılı ülkelerin Suriye, Mısır, Irak, Ürdün gibi Orta Doğu ülkelerini petrol fiyatlarının düşmesi dolayısıyla karşılaşabilecekleri ekonomik iflaslardan ve siyasi krizlerden kurtarmak üzere ilk planda 30 milyar dolarlık bir yardım fonu kurulmasını öngörüyor.

3 Nisan günü ABD Televizyonlarında bu planı açıklayan Peres, şöyle diyordu: "Petrol fiyatlarının düşüşü, önemli bir petrol krizinin habercisidir. Bu durum, Orta Doğu ülkelerini önemli bir ekonomik çıkmaza sürüklemektedir. Petrol fiyatlarındaki yıllık düşüşten bu yıl doğan kayıp, 100 milyar doları bulmaktadır. Bu durum, Orta Doğu ekonomilerini zorlamaktadır. Eğer yeterli destek sağlanmazsa, ekonomik krizler bölgede ciddi siyasî gelişmelere ve istikrarsız durumlara yol açabilir."

İsrail Başbakanı, İsrail'in "yeminli düşmanları" olan Şam, Kahire, Bağdat rejimlerinin geleceği konusunda niçin bu kadar "hassas" olduğunu, böylesine yorucu gayretlere niçin gerek duyduğunu açıklamıyor tabii. Ancak, bunun açıklaması sayılabilecek bir ifadeyi, Yahudi'lerin Londra'da yayınlanan gazetelerinden haftalık Jewish Chronicle'ın 11 Nisan tarihli sayısında buluyoruz: "Peres'in önerdiği Orta Doğu Marshall Planı, yüksek sağ duyusunun ve siyasî pragmatizminin bir işaretidir. Peres gayet iyi bilmektedir ki, kötüleşen ekonomik şartlar son 20-30 yıldır Orta Doğu'da hakim olan sun'i istikrar görüntüsünü yeniden bozarak Batılı ülkelerin ve İsrail'in bölgedeki çıkarlarını ciddî şekilde tehlikeye düşürecek dış müdahalelere yol açabilir. Daha da önemlisi, bölgedeki devrimci ya da İslamî güçlere iktidarları ele geçirme fırsatı doğuracak gelişmelere neden olabilir. "Gazeteye göre, Peres'in bu teklifleri Sovyet yanlısı Suriye ile ABD güdümlü Mısır rejimlerinin geleceklerini birlikte korumak bir çelişki gibi gelse de, sonuçta, bölgede "İsrail'in çıkarlarına en uygun barış" için bir zemin oluşturabilir. Aynı gazete, İsrail Başbakanının Ekonomik Kalkınma Fonu olarak planladığı bu yardımların Orta Doğu'da İsrail'in çıkarlarına uygun bir "barış süreci"ni de başlatacağını belirtiyor ve bu girişimleri dolayısıyla Peres'i övüyor. Şu ana kadar Peres'in bu planı ile ilgili olarak batılı bir açıklama yapılmış değil.

İsrail başbakanı Peres Arap parasıyla Arapları dizginlemenin peşinde

Bilindiği gibi, "Marshall Planı" terimi, ABD'nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında çöküntü halindeki Avrupa ekonomilerini güçlendirmek üzere çeşitli ülkelere yaptığı yardımları ifade ediyor. "Avrupa Marshall Planı" doğrultusunda yapılmış olan bu yardımlar, sonuçta Avrupa ekonomilerinin ABD'nin uydusu haline gelmesiyle sonuçlandı. İsrail'in gayretleri ise, Orta Doğu Marshall Planı ile İslam ülkelerinin ekonomilerini İsrail'in bölgedeki çıkarları doğrultusunda yönlendirmek amacını taşıyor.

Reagan yönetiminin plan konusunda henüz bir açıklaması yok. Ancak, Beyaz Saray gözlemcileri planın '' Başkan ve çevresi tarafından ilgiyle karşılandığını" belirtiyorlar. Tokyo Zirvesi'ne katılan ülkelerden Batı Almanya ve Japonya Başbakanlarının da konuyla yakından ilgilendikleri kaydediliyor.

Beyaz Saray uzmanları, Washington yönetiminin bu meselede bir karar vermeden önce ABD dostu zengin Arap ülkeleri ile görüş alış-verişinde bulunup fonun kurulması için onlardan da katkı isteyeceği görüşündeler.

ABD'de yayınlanan New York Times gazetesinin 7 Nisan tarihli nüshasında bir başka ilginç haber var. Belirtildiğine göre, Orta Doğu için önerilen bu Marshall Planı, aslında Peres'in fikri değil. Öneriyi üç yıl kadar önce Suudi Milyarder Adnan Kaşıkçı yapmış. İsrail Başbakanı'na... Peres'le yaptığı çok sayıda gizli görüşmeden birinde Kaşıkçı'nın Peres'e ABD, Suudi Arabistan ve Kuveyt'in bir fon kurarak "İsrail ve onunla barış anlaşması yapmış öteki Arap ülkelerinin" çıkarlarını korumak için diğer Arap ülkelerine destek olmalarını teklif ettiği bildiriliyor. Amerika'nın büyük gazetelerinden New York Times, bu ilginç bilgileri Kaşıkçı'nın Ronald Kessler tarafından hazırlanan ve "The Richest Man in the WorId" (Dünyanın en Zengin Adamı) adıyla yayınlanan biyografisinden aldığını yazıyor.


İSLAM DÜNYASININ GÜNDEMİNDEN

AFGANİSTAN'ın geçtiğimiz günlerde görevden alınan Devlet Başkanı Babrak Karmal'ın, görevden alınma öncesinde Moskova'da bulunduğu sırada, Pakistan'da Ziya-ül Hak'a karşı muhalefetin simgesi haline gelen Benazir Butto ile bir görüşme yaptığı öğrenildi.

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ'nde yayınlanan EI-İttihad dergisinin diplomatik kaynaklardan aldığı habere göre, CIA, bir Arap liderini öldürtmek üzere Mafia'dan iki adam kiraladı. Ancak, bu iki suikastçının aralarında çıkan bir tartışma sonucu birbirlerini yaralayarak hastaneye düşmeleri ile olay ortaya çıktı.

ÇİN'in Henan Eyaletinde İslamî eğitim için öğretmen yetiştirmek üzere kurulan Zhengzhou ilahiyat Enstitüsü, ilk yıl 40 öğrenci kaydetti. Aynı eyalette son yıllarda görülen İslamî canlanışla birlikte 400'ün üzerinde cami yapıldı ya da restore edildi. Eyalette yaşayan Müslümanlar, daha çok Hui, Uygur ve Kazak'lardan oluşuyor.

ENDONEZYA Devlet Başkanı Suharto'nun da, Filipinler'in devrik başkanı Marcos gibi, yakın akrabaları ve iş ortaklarına 20 yıl içersinde 3 milyar dolara ulaşan miktarda çıkar sağladığı ve rüşvet aldığı belirtildi Avustralya'da yayınlanan Sydney Morning Herald gazetesi tarafından. Suharto'nun karışı Tien Suharto, aldığı rüşvetlerden dolayı "Bayan Yüzde" olarak biliniyor.

FİLİSTİN'in West Bank ve Gazze bölgelerindeki bir grup Filistinlinin ilan ettikleri, "Siyonist işgaline karşı şiddete başvurmadan direnme planı" kamuoyunca kabul görmedi. Halkın çoğunluğu haklarını Cihad yoluyla elde etme taraflısı.

İRAN Deniz Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hüseyin Melikzadegan, ABD'yi Deniz Devriyelerini Körfez'in İran tarafından uzak tutması konusunda uyardı. Uyarı, ABD Başkan Yardımcısı George Bush'un bölgeyi ziyaret ederek petrolün rahatça taşınabilmesi için ellerinden geleni yapacaklarım açıklamasından iki gün sonra yapıldı.

MISIR Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, haftalık EI-Seyyad dergisinde yayınlanan bir mülakatta, emekli olmuş Mısır subaylarının İran'a karşı savaşmak üzere Irak Ordusunda görev yapmakta olduklarım kabul etti.

PAKİSTAN Devlet Başkanı General Ziya-ül Hak, Benazir Butto'nun istifa ve seçim çağrısını reddederek, siyasi tahriklerin sürmesi halinde yeniden olağanüstü hal ilan edebileceğini açıkladı. Öte yandan, Pakistan'a bu yıl 500 milyon dolarlık askeri yardım yapması için ABD'nin Suudi Arabistan'ı ikna ettiği bildiriliyor.

UGANDA'nın ileri gelen Müslüman liderlerinden Hacı Musa Kasule, geçirdiği bir kalp krizi sonucu 75 yaşında öldü. Ölümünden bir hafta kadar önce, Kasule'nin ailesinin 19 ferdi Kampala yakınlarında General Okello'nun askerleri tarafından kurşuna dizilmişti.

UMMAN Haber Ajansı OMA'nın verdiği bir habere göre, ünlü İngiliz pop Grubu Boney M'in iki elemanı ile grubun Menajeri Moscat'ta Müslüman oldu. Dört kişilik grubun Müslüman olan elemanları Elizabeth Mitcheli ve Maizie Williams, Meryem ve Sabah isimlerini alırken, Menajerleri Thomas Pembetton da Abdullah Muhammed oldu.


ENDONEZYA'DA NELER OLUYOR?

Endonezya Müslümanları zor günler yaşıyor. Gün geçmiyor ki, rejimin resmî ideolojisi sayılan Pancasila'yı kabul etmedikleri için tutuklanan Müslümanlarla ilgili bir yeni haber alınmıyor olsun.

Geçtiğimiz günlerde de bir Jakarta mahkemesi, 72 yaşındaki Dava Koleji Rektörü Profesör Osman el-Hamidî'yi İslamî konferans vermekten suçlu bularak 8 yıl hapis cezasına çarptırdı.

EI-Hamidî, 1984 Eylül'ünde Müslümanların, haksız yere tutuklanan dört öğrencinin salıverilmesi için yaptığı gösteri sırasında çıkan olaylardan sonra tutuklananlardan. Tanjung Prick olayları olarak bilinen bu olaylar, Endonezya'nın devlet ideolojisi kabul edilen Pancasila'yı Müslümanların kabul etmemesi ile başladı. Parlamentodan bu konuda bir kanun çıkartan Devlet Başkanı General Suharto Müslümanlara boyun eğdiremeyince yandaşı Devlet Güvenlik Örgütü Başkanı General Murdani ile birlikte senaryosunu çizdiği tahrik planını yürürlüğe koydu. Amaç: Müslümanları asker ve polisle karşı karşıya getirerek olay çıkartmak ve bu olayları bahane ederek birçok Müslüman alimi, halkın saygı duyduğu kişileri ve etkin Müslümanları tutuklatmak.

1984 Yılı Eylül'ünde iki askerin duvarda asılı bulunan bir konferans duyurusuna çamurlu su atması ve daha sonra ayakkabılarını çıkarmadan camiye girmesi, olayları başlatın aya yetti. Duruma müdahale eden dört öğrencinin tutuklanması, Müslüman halkta büyük infial uyandırdı. Gençlik liderlerinden Emir Biki, tutuklanan gençlerin salıverilmesi için idari ve askeri makamlara başvuruda bulundu. Başvurunun reddedilmesi gerginliği birdenbire arttırdı ve 12 Eylül 1984 günü Emir Biki'nin başkanlığında, 75 bin kişinin katıldığı bir yürüyüş yapıldı. Zaten hazır bekleyen ordu güçleri de hiçbir uyarıda bulunmadan, silahsız halkın üzerine ateş açtı. Ölen çok sayıda Müslüman arasında, Emir Biki'de vardı.

Yazılan senaryo, başarıyla uygulanıyordu. Olaylara neden olduğu öne sürülerek Java adasındaki birçok Pancasila muhalifi Müslüman lider ve yüzlerce genç insan tutuklandı. Tutuklananların büyük bir çoğunluğu, olayların cereyan ettiği gösteride bulunmadıkları gibi, uzak-yakın hiçbir ilgileri de yoktu. Ardından, İslamî eğitim yapan bazı fakülte ve okullarla İslamî Kültür merkezleri kapatıldı.

EI-Hamidî ile birlikte cezaya çarptırılan öteki Müslümanlar şunlar: Ceylaanî (18 yıl), Mühendis Muhammed Senusi (19 yıl), General Dharsone (10 yıl), iki üniversite öğrencisi: İrfan Surya Hadi (13 yıl) ve Ahmed Sumerlan (6 yıl). Birbuçuk yıldır yargılanmayı bekleyenler arasında Maverdi Nur, Selim Kader, Shırul Alim, Abdülkadir el-Habsyd ve Hüseyin el-Habsî gibi tanınmış şahsiyetler de bulunuyor.

Tanjung Priok yürüyüşü sırasında ve sonrasında yürüyüşle ilgili bulundukları ve bildiri dağıttıkları için tutuklananların tümü cezalandırılırken, bir bölümüne de birkaç suç birden yüklenerek birkaç kez cezalandırıldı. Eski bir bakan olan Mühendis Muhammed Senusi'nin 19 yıla çarptırılmasına neden olan suçu: Rejimi devirmek için çalışma yapmak, İslam devleti kurmak için planlar yapmak.

Sürmekte olan öteki davalarda da ispat edilen suçlar hep birbirine yakın: Pancasila ideolojisine karşı çıkmak; resmî ideoloji Pancasila'yı tanıtmak ve öğretmek üzere açılan kurslar aleyhinde propaganda yapmak; İslamî merkezlerde devlet aleyhine eğitim yapmak.

Sekiz yıla mahkum edilen Profesör el-Hamidî, görüşlerini iman, hicret ve cihad kavramları üzerinde yoğunlaştırmış bir alım. Yargılanma sırasında, insan yapısı olduğu gerekçesiyle mevcut Endonezya kanunlarına göre yargılanmayı reddeden profesör, teklif edilen avukatları da, verilecek cezanın rejim tarafından peşin belirlenmiş olduğunu söyleyerek kabul etmemişti.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook