Cihad Niyeti

0
Sayı: Ocak 1988

Ebû Hureyre (r.a.) Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

"Cihada iştirak etmeden ve cihad niyeti taşımadan ölen (müslüman) bir çeşit nifak üzere ölmüştür." (l)


DİN BİNASININ DORUĞU

Cihad, "ilây-i kelimetillah" ülküsünü gerçekleştirecek her çeşit faaliyeti içine alan İslamî bir ilkedir. Bir hadis-i şerife göre; teslimiyet temelleri üzerinde yükselen ve ana direğini namazın oluşturduğu din binasının doruk noktasıdır (2). Sonunda da "ya zafer ve ganimet ya da şehitlik ve cennet" (3) bulunmaktadır. Kısaca cihadı, Müslüman'ın kutlu, zorlu ve sürekli aksiyonudur. Her aksiyon ve hareket, temelinde bir kabul ve niyete sahiptir. Aksiyon niyeti, en az aksiyon kadar önemlidir.

Zira harekete her zaman fiilen iştirak mümkün olmayabilir. Ama "hareket niyetine" her zaman sahip olunabilir. Aynı şekilde Müslüman'ın -fiilen iştirak etsin, etmesin- cihad niyetine sahip olması, o arzuyu taşıması önemlidir. Zira onun İslami hüviyetini koruyabilmesi en azından böyle bir arzu ve niyete sahip olmasına bağlıdır. Aksi halde böylesi bir kalbî kabul ve yönelişten uzak kalmak, müslümanı, inançlarına karşı samimiyetten uzak, hatta kafirden de beter münafık derekesine iter. Yukarıda mealini verdiğimiz hadis,bu tehlikeyi bütün açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Öte yandan tarihen sabit bir gerçektir ki, cihadı terk etmek, münafıkların eylemlerinden biridir. Hz. Peygamber döneminden beri münafıklar muhtelif bahanelerle daima cihat hareketlerinden geri kalmışlardır.

NİYET-HAZIRLIK İLİŞKİSİ

Hadisimizin birinci bölümünü, yani "cihada iştirak etmemeyi" anlamakta bir güçlük bulunmamaktadır. İkinci bölümü olan "cihat niyeti taşımamak" biraz kapalı ve oldukça ciddi bir noktayı oluşturmaktadır. Konuyu Tevbe Suresi'nin 46. ayeti şöylece açıklığa kavuşturmaktadır:

"Eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbet bunun için bir hazırlık yaparlardı."

Görüldüğü gibi ayet, cihad niyeti ile cihad hazırlığı arasında mutlak bir alaka bulunduğunu, yani niyetin hazır olmakla ispat edilebileceğini ortaya koymaktadır. Tabiatıyla cihad niyetinin varlığına delalet eden hazırlık zaman ve zemine göredir. Günümüzde cihadın yaygın, köklü, çok yönlü, bilimsel, teknolojik ve kesintisiz hazırlıkları gerektirdiği düşünülecek olursa, cihad niyetinin müslüman yürekler için ne tür fedakarlıkları göğüslemeyi gerektirdiği takdir edilecektir. Tabii cihad niyeti taşımamanın tehlikesi de bu ölçüde büyümüş olmaktadır.

DESTEK CİHADI

Cihad niyetinin tezahürü sayılan iki yolu bir hadis-i şerif şöyle tanımlamaktadır:

"Gazaya iştirak etmeyen ya da bir gaziyi techiz etmeyen veya gazinin geride bıraktıklarına güzelce bakmayı üstlenmeyen (fert ve toplumlar)ı Allah, büyük bir belaya uğratır." (4)

Bu hadis-i şerif, cihada bizzat iştirak imkanı bulunmayan müslümana, en az bir mücahidin donanımını sağlamakla cihad içindeki yerini alma şansının bulunduğunu bildirmektedir. "İ'lây-ı kelimetullah" gayesiyle çalışanlara ve teşebbüslere mali imkan sağlamak, "gaziyi teçhiz etmek"tir. Bu da bir çeşit destek-cihadıdır.

Hadisimize göre, cihada iştirak noktasında müslümanın sahip bulunduğu ikinci şans da, harbe gidenlerin geride bıraktıkları aile ve mallarına nezaret etmek, onlara yardımcı olmak, bu noktada gerekli desteği sağlamaktır. Böylesi bir sosyal destek, "viran olası hanede evlad ü iyal var" endişesinin büyük ölçüde yenilmesine vesile olacaktır. Gidenin gözü arkada kalmayacaktır. Yani cephe gerisi gözü açıklığını, fırsatçılığını büyük ölçüde önleyecektir.

Söylemeye gerek yoktur ki, bütün bu görevlerin sürekli ve kamil manada yerine getirilmesi, kalblere hakim olacak bir cihad niyeti ile mümkündür.

Anlaşılmaktadır ki, meşru mazeretler dışında, müslümanın cihad dışında kalabilmek için hiçbir makul gerekçesi bulunmamaktadır. Çünkü Cihad'ın kapsamı "müslüman" ile çizilmiş bulunmaktadır. Cihad niyeti, fiili iştirak, gazî donatımı ve cephe gerisindekilerin bakımı gibi hususlar, üzerinde düşünülecek olursa, bütün cihad şekil ve uygulamalarını içine alacak genişlik ve kesinliktedir. Müslüman da bu çerçevenin tam ortasındadır.

İKTİSAD VE PROPAGANDA

Cihad'ın malla, canla ve dille (ilim ve propaganda) yürütülebilecek sürekli ve ciddi bir uygulama olduğuna işaret eden bir hadis-i şerifte "mallarınız, canlarınız ve dillerinizle müşriklere karşı cihad ediniz" buyurulmaktadır (5).

İktisadî meselelerin büyük sosyal çalkantılara vesile kılındığı, iktisadî ambargoların yaptırım gücü yüksek etkili bir silah gibi milletlerarası anlaşmazlıkların çözümünde kullanıldığı dünyamızda "malla cihad" emrinin ne demek olduğu bütün boyutlarıyla anlaşılmış olmalıdır. Malı korumanın onu Allah yolunda kullanmakla mümkün olduğu bilinci, harb sanayiinin teminatı olmalıdır.

Malla cihad, müslümanı canla cihada hazırlar. Canla cihad ise, her an inançları uğrunda ölüme razı ve hazır olmak demektir. Ya da böyle bir düşünce ile hayatı değerlendirmektir. Bir başka ifade ile, malı ve canıyla cihada memur mü'min, düğmeye basınca etrafı aydınlatan elektrik gibi emir verilince , anında cihad saflarında yerini alan dinamik güçtür.

Bu son hadisteki "dille cihad", propaganda ve ilim savaşında müslümanın yerini tayin ve tespit etmektedir. Propaganda ve kültürel savaşta, gerekli yeri almamak müslümanı kendi öz değerlerini savunmakta acze sürükler. Bu da onun temel niteliği olan sürekli ve şuurlu cihad ilke ve görevine ters düşer. Basın yayın organlarının, iletişim vasıtalarının yurt ve dünya çapında propaganda savaşında oynadıkları büyük rol herkesin bildiği bir gerçektir. "Dille mücadele"yi, her türlü haberleşme, eğitim ve eğlence araçlarına sahip ve hakim olma savaşı" olarak yorumlamak ve uygulamak günündeyiz.

TEHLİKE

Sıcağından soğuğuna, gazi techizinden cephe gerisindekilerin bakımına kadar çeşitlenen ve fakat kesintisiz sürdürülmesi gereken cihadı bekleyen en büyük tehlike, öyle sanıyorum ki müslümanların cihad niyetinden uzak yaşamaya alışmalarıdır. Böyle bir alışkanlığın, ya da duyarsızlığın, daha doğrusu, bütün insanlığın irşad ve mutluluğu için çalışma düşünce ve niyetinden uzak yaşamanın -gerekçesi ne olursa olsun-, hadisimizde belirlenen acı sonucu "bir büyük belaya" uğramak ve "bir çeşit nifak üzere ölmek"tir. Açıkçası, "huzursuz ve anarşi içinde bir dünya ve azab içinde bir ahiret hayatı" yani tam bir iflas demektir. Zira cihad niyetinden uzak olmak, müslümanın kendi kendisini inkar etmesi anlamındadır.

Hakların, hürriyetlerin, doğruların, dünya huzurunun, ahiret mutluluğunun temini, cihad niyetine sahip çıkmaya, ondan hiçbir gerekçe ile uzaklaşmamaya bağlıdır. Bu da mücadeleyi önce gönüllerde kazanmakla mümkündür.


Dipnotlar: 1. Müslim, imare 158; Ebû Davud, cihad 17; Nesaî, cihad 2; Darimî, cihad 25; Ahmed b. Hanbel, II, 374 2. Bk.Tirmizî, iman. 3. Bk. Ebû Davud, cihad 10 4. Ebû Davud, cihad 17; İbn Mace, cihad 5; Darimî, cihad 25 5. Ebû Davud, cihad 17; Nesaî, cihad 1.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook