Prof. Dr. Asım Cenani'nin Görüşleri... "Kopyalama Yaratmak Değildir"

0
Sayı: Mayıs 1997

Asim Cenani Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tip Fakültesi tıbbî Biyolojik Bilimler Baskani ve GETAM(Genetik Terotoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi) müdürü olan Asim Cenani 1931 Gaziantep doğumludur.

1970 yılında Pediotri Doçenti oldu İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tip Fakültesi çocuk kliniği ve Sitogenetik laboratuarı kurucusudur. özel çalışma alanı Genel Pediotri, Klinik Genetik, Sitogenetik, Dismorfoloji'dir.


Öncelikle medyadaki sansasyon haberlerin bir kısmının doğru, bir kısmının da yanlış olduğunu belirtmek isterim. Maymundaki kopyalama koyundan öncedir ve ondan farklıdır. Bu kopyalama doğrudan doğruya bir ikiz oluşumu seklindeki kopyalamadır. 1993 yılında insanda da böyle bir kopyalama olabileceği söylendi ve o zamanlar büyük bir heyecan oluştu. Burada doğrudan doğruya ayni zamanda doğacak ikizlerin birbirinden ayrılarak sekiz tane Ayrı anne tarafından doğurulması söz konusudur. Fakat son klonlama bunlardan ayrılıyor. Bu klorlamadaki en önemli olay doğrudan doğruya gelişmiş bir hayvanin, tamamıyla farklılaşmış bir hücresinden alınan çekirdeğin yerleştirilmesiyle olmasıdır. Daha önceki hadiseler bizi genetik olarak pek ilgilendirmiyordu. çünkü onlar genetik sorunu değildi. Bu sorunlar daha çok Üreme tıbbının sorunlarıydı. Embriyo transferi dediğimiz çalışmaların birer aşamasıydı. Fakat asil simdi hakikaten genetik olarak doğrudan doğruya farklılaşmış bir hücrenin çekirdeğinin tekrar ilk sekline dönerek organizma oluşturması hadisenin önem kazanmasına neden olmuştur. Yani koyundaki klorlama genetik bakımdan önemlidir. Ancak bu olayı insanda gerçekleştirmek mümkün mudur, değil midir? Bugün daha mümkün değil, ileride mümkün olabilir. çünkü koyunun gelişmesi ile insanin gelişmesi farklıdır. İlk donemdeki proteinler bakımından koyunla insan arasında çok büyük farklılıklar vardır. Bu nedenle insanin kopyalanması için biraz daha zaman geçecek diyorum.

Koyun kopyalamadaki asil amaç, başka turlu elde edilemeyecek ilaçların elde edilmesidir. Sütun içerisinde salgılanan bir protein, doğrudan doğruya çok zor elde edilen bir ilâçtır. Koyunun bir günde vereceği sütü elde etmek için, stadyum büyüklüğündeki fabrikalar gerekmektedir. sonuç itibariyle kopyalayıp bir suru yaptığınızda bütün insanlığa yetişecek o ilacı temin edebileceksiniz. Bu ilacı protein eksikliği bulunan çocukların tedavisinde kullanabiliriz. Ayni şekilde insan genlerinin aşılandığı hayvanları bu şekilde çoğaltmakla insana özgü bazı maddeleri o hayvanlara yaptırmak mümkün olabilecek. Evcil hayvanları insanların hizmetinde kullanmak; yemek, içmek, derisinden, yününden kullanmak gibi değerlendirilebilir. Bunu yaparken de hayvanlara eziyet etmeksizin, yarar amaçlı hareket edilmelidir. Belki ilerde besi için de, hayvan büyütme seklinde, bol verim seklinde bunun gibi yöntemler uygulanabilir düşüncesindeyim.

Teorik olarak insan kopyalamak su an mümkündür. Pratik olarak da birgün olabilir. bazı hasta ruhlu insanlar merak saikıyla bunu yapabilirler. Ancak bir yararı olmayacaktır. Ben insanin kopyalanabileceğine inanıyorum. çünkü biliyorsunuz ki bilim çok hızlı gelişmekte. Fakat insan ayni olmayacak. Kanıyla, canıyla ayni olacak, fizik olarak, yapı olarak, kimya olarak ayni olacak. Kimya olarak baktığımızda kabiliyetini de anlayabiliyoruz. Meselâ bir şeye istidatı varsa istidatı olacak, ama onun işlenmişi olmayacak, ham bir madde olacak.

İçinde bulunduğu ortam farklı olursa bambaşka bir yöne gidecek, başka uğraşlara yönelecek. Ben Hitler'den örnek veriyorum. Bir Hitler tekrar olmayacak, belki Hitler bugünkü sulh ortamında bir ressam olacak. Veya Einstein bir bilgisayar uzmanı olacak. Yani kotu bir ortamda yetişirse kotu bir insan olacak, bütün bunların düşünülmesi gerekli. Ruhu ayni değil, hiç bir zaman için ruh ayni olmayacak, yalnız kimya ve fizik olarak ayni olacak.

Tip alanında özellikle genetik biliminde ortaya çıkan bu arayışların başlıca nedeni bence genetik, kalıtsal hastalıkların tedavisi içindir. Bu kalıtsal hastalıklardan bir tanesi de kanserdir. Yani bütün amaç bunlara çare bulmak, ortadan kaldırmaktır. Düşünün eskiden veba varmış, ortadan kalktı. Büyük çiçek salgınları yine ayni şekilde ortadan kalktı. Kolera çok azaldı. Yani bütün mesele su: Mücadele ile ortadan kaldırılabilecek hastalıklar var. Örneğin: aşırı beslenme ile olan hastalıklar, normal beslenme ile beslenme bozukluğunda olan hastalıklar dengeli beslenme ile ortadan kalkacak. Birçok örneklerini görüyoruz. Bu hastalıklar ortadan kalktığı için batıda kalıtsal, genetik hastalıklar Büyük bir önem kazandı. Fakat genetik hastalıklar canlıların bir tabii olayı, canlılığın bir gereksinimidir. çünkü canlılık olurken bu genlerle oluyor, bu genler arasındaki değişiklikler de bazı hastalıkları meydana getiriyor. Tabi ki hastalıkları beraberinde getirdiği gibi iyilikleri de beraberinde getiriyor. Fakat biz bunun farkında olmuyoruz. Düşünün bir bakterinin mutasyonu eğer herhangi bir ilaca karşı dayanıklılık kazanıyorsa bakteri için iyi insan için kotudur. canlılık kaldığı surece, insan, hayvan ve bitkilerdeki genetik hastalıklar kalacaktır.

Bu tur kopyalamalar bir yaratma demek değildir. Hıristiyanlar bu olayı daha çok bir yaratma olarak gördükleri için, çok değişik reaksiyonlar vermektedirler. Papa'nın bütün bu genetik çalışmaları kontrol edip gereğinde önlemek için bir komisyonu var. Sonuç itibariyle bu çalışmalar kontrol edilmektedir. Bununla birlikte konunun âhlâki boyutu önem kazanmıştır. Yapılan kopyalama tabii ki ahlâki değildir. Bence insanin kopyasının yapılmasına gerek yoktur. Bir defa insan ayni kimse olmayacaktır, ayni asırda yaşamayacaktır. eğer bir insan yirmi yaşında kopyasını yaptırırsa, oburu yirmi sene sonra ancak o yasa gelecektir. Obur insan kırk yaşında olacaktır, hiç bir zaman için iki kişi yan yana kopya olamayacaklardır. Sunu da belirtmek isterim ki insan bir tek olduğu zaman değerlidir. İnsan şahsiyettir diyoruz. İnsan şahsiyet olmazsa ne değeri olur? Bir yığın kopyalar olursa, gerek sporcuların gerek unlu insanların hiçbir kıymeti kalmaz. Nitekim paranın kopyasını çıkarabilirsiniz, ama sahtedir. Sahte olan da hiçbir ise yaramaz. O bakımdan kopyalamanın bir faydası olmayacaktır. Belki bazı hastalıklarda organ nakli için yararı olabilir diyorum. Fakat bu durumda da gerek organların uyuşup, uyuşmamış sorunu, gerekse diğer organların durumu önem kazanacak. Yani organını almış olduğunuz kopya insanin cinayetine sebep olacaksınız. Bu bakımdan bu olayın su anda gerçekleşebileceğini sanmıyorum. Zaten insan nüfusu o kadar çok ki su anda insan kopyalamaya gerek yok düşüncesindeyim.

Kopyalama hadisesinin beraberinde getireceği sorunlardan birisi de aile hayatına etkisidir. Meselâ; İngiltere'de gerçeklesen bir olayda saklanmış olan yumurtaların bir kısmı; yasak olmasına rağmen tekrar anne rahmine yerleştirilmiş ve ikiz esinin birisi iki sene önce doğuyor, diğeri iki yaşına geldiğinde, oburu doğuyor. Bu arada esi ayrılmış, ya da ölmüş olduğunu düşünün çocuk babasız doğacak. bütün bunlar bir çok hukuki ve ahlaki sorunları birlikte getiriyor.

Avrupa parlamentosunun 1982 yılında başlattığı bir çalışma var. 1996 yılının son aylarında bu çalışma tamamlandı. Bu çalışma Avrupa Parlamentosunun dışında bizleri de ilgilendirmektedir. Burada bir maddede basit olarak temel bazı kavramlar getirmekte. Bu maddede insan spermine ve yumurtasına dokunulamaz. bunların birleşmesinden olan embriyo üzerinde genetik değişiklik yapılamaz denilmektedir. Bu arada cinsiyet değiştirici, cinsiyetin tabii seyrini değiştirici çalışmalar da prensip olarak yasaklanmaktadır. Embriyolarla çalışmak, bazı memleketlerde yedi gün müsade ile bazı memleketlerde ise on dört gün müsade ile saklamak yasak. İngiltere'de beş yıla kadar saklamaya izin var. Tabi bu zamandan sonra da bunları ne yapacağız diye düşünüyorlar. cinayet mi isleriz endişesiyle hâlâ öldüremiyorlar. Ve ne yapacaklarına da karar vermiş değiller. Bizim ülkemizde de tüp bebek ve embriyo transferi ile ilgili yönetmelikte 17. maddesinde bu çalışmalar sınırlandırılmış durumdadır.

Bugünkü toplum ahlâki bakımından kopyalamanın faydasından çok zararı olacağı düşüncesindeyim. Bundan birkaç yüzyıl sonra insan nüfusunu ileri derecede azaltacak bir olay olduğunu düşünürsek bu yöntem belki kullanılacaktır. Ama bugünkü ahlâk anlayışımıza son derece ters düşmektedir. Fakat cinliler doğum kontrolü için kız çocuklarını ortadan kaldırıyorlar, kız çocuğunun dogmasına müsaade etmiyorlar. çünkü doğurganı ortadan kaldırırsanız nüfusu azaltabilirsiniz. Bu olay da bilimi kötüye kullanmak olarak değerlendirilebilir. bugünkü insan ahlâki bu tur çalışmalara müsaade edecek değildir. En serbest, en demokratik memleketlerde bile bunların sınırlanması için Yapılan anketlerde yüzde doksanlara varan cevaplar var. Toplumun yüzde doksanı hayır diyor, ancak yüzde altısı yedisi evet diyor ki; her toplumda böyle sivri akıllılar çıkar. Amerikan toplumunda bu çalışmaların insan üzerinde yapılmasına kesinlikle hayır cevabi veriliyor. Hayvan üzerinde yapılacak çalışmalarda ise yüzde elliye yakın insan bunların denetimle, kontrol altında yapılmasından yana bir tavır almaktadır. Kısacası toplumlar bu konularda çok hassastır. Ve ben bu olayın kısa vadede dünyanın hiç bir yerinde olabileceğini sanmıyorum.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook