Selfi Çekim Esmalar -2

0

Selfi Çekim Esmalar -2- - Senai Demirci

Sayı : 382 - Aralık 2017


Eğer nefsin, menfaatlerinin madeni ise, seni rızıklandıran, bütün hayır elinde bulunan Zâttır. O Nâfî ve Bâkî’dir; senin menfaatin de, menfaatinden faydalandığın herkesin menfaati de O’nun yanındadır.

“Selfi pozlarına duran sevgili ‘ben’, çok özel ve çok güzel kendim ey,

Kendine yetmiyorsun, iyi bak. Güneşin ışığına muhtaçsın. Gölgelerin hesabını yapıyorsun. Sıkı sıkıya tutunduğun selfi çubuğunun ucuna yetişemiyor parmakların… Kendine faydan var mı sahi? Bir andan bir sonraki an’a taşıyabiliyor musun ‘self’ini. Kendiliğinden çıkabiliyor musun akşamdan sabaha? Kendi başına kalsan, tek bir hücrene bile sahip çıkamazsın, tek bir hücrenin işlemlerini tamamlayamazsın. Kendi elinden tutup da kaldıramıyorsun kendini uykudan. Kendini unuttuğu uykuların çekim gücüne yenik düşüyorsun her gece. Kum saati gibi ölüme akıyorsun her an. Tutunamıyorsun hiçbir sütuna… Devriliyor günlerin bir bir…

“Kendisine faydası dokunamayanın, sevdiklerine faydası dokunur mu? Kendisini unutanın, unutmaktan korktuğu yakınlarına eli yetişir mi? Sevdiklerinin gözünden düşmekten kendini kurtarabilir mi? Sevdiklerinin değil sadece, hiç tanımadığı uzak ülkelerdeki başkalarının huzursuzluğuyla bozulabilen kendi huzurunu el üstünde tutabilir mi? Kolayca delik deşik olan mutluluğunu bozulmaktan alıkoyabilir mi? Hemen devrilebilecek huzur sütunlarını, zaten yetişemediği başkalarını da mutlu ederek ayakta tutabilir mi?

“Gör ki, hem seni biriciği eyliyor, varlığın merkezine koyuyor hatırını Ehad’in hem de senin hatırın için sevdiğin herkesi etrafında hazır ediyor Samed’in. “Yok senin gibi kimse…” diye fısıldıyor selfi’ndeki fotoğrafınla sana. Ehad ve Samed olan Sahibinin, sana, “Kimseleri benzetmem sana… Sen kimselere benzemezsin… Sen eşsizsin… Bi’tanemsin…” dediğinin mührüdür ‘kendi’ni selfi’lerde “kendim” diye tanıyışın; anlasana.

“İpeksi bir huzur dokunmuyor mu şimdi gözlerine? Değmiyor mu ümidin serin yağmuru yüreğine? Nefeslerini nefeslerine eklerken yaslanmıyor musun “incelikler Peygamberi’nin getirdiği müjdelere? Elçi’nin elçilik ettiği söz olmasaydı, kalbine ümit hiç düşmeyecekti… Zerre ışık sızmayacaktı yarınların ufkundan ruhuna… Selfi’lere yüzün olmayacaktı. Sığamazdın çerçevelere. Yer bulamazdın gölgelerde… Yakın duramazdın güzellere…”

Eğer nefsin sana yakın ise, senin Fâtır’ın ona ondan da yakındır. Zira o Fâtır’ın eli öyle şeylere yetişir ki, senin nefsinin ne eli ne şuuru ne muhabbeti, senin nefsinde saklı o şeylere yetişemez.

“‘Sesim bana yetmiyor’ dediği yerdesin şairin. Kendi içinin kuytularına inemiyorsun. Kendine yâr olamıyorsun. Korkuyorsun dokunmaktan içinde uyuttuğun sırlara. Kendine sakladığın sırlarına agâh olan Fâtır’ın seni senden iyi duyuyor. Sızılarını işitiyor; suskunluklarını ciddiye alıyor Semi-i Alîm’in. Küllendirdiğin âh’lı közleri rahmetinin avucunda ağırlıyor Gafûr-u Rahîm’in. Ayıplanmaktan korkup kendine itiraf edemediğin kusurlarını anlayışla karşılıyor Tevvâb’ın.

“Yorulmuşsun; kendine bile itiraf edemiyorsun. Her umudun civarında bir yokuş buluyorsun. Ayakucunda uçurumlar saklanıyor, göremiyorsun. Harabelerin ıssız gölgelerinde cevher arıyorsun. Avuçlamaktan korkuyorsun kendi ateşlerini. İzini kaybettirip huzurlu bir yalnızlığa kaçmak istiyorsun. Yönünü bilmiyorsun huzurun. Alnına değmiyor teselli nefhası hemen… Şu dar kafeste, çırpındıkça kanatlarını kırdığını görüyor Vahid-i Ehad’in. Fenanın yüzünde aradığın tesellilerin sığlığından başını kaldırmanı bekliyor Mahbub-u Ezelî’n. Terk edenleri sevemediğini biliyor kalbinin. Tükenenler için ağlayışlarını, solanların yazıklanışlarını bir sonsuzluk haberi diye okuyasın istiyor Evvel’in ve Âhir’in… Göğsünde ebedî sevdalara düşkün bir kalp taşıdığını biliyor Bâtın’ın. Göğsüne bu kalbi koyan Kadir-i Hakîm’in, belli ki, bu kalbin kanatlarına göre bir gökyüzü hazırlıyor. Çırpınışların, kanatlarını kırışların, kanayışların, ağlayışların elbette Zâhir’inin bilgisi dâhilinde. Yalnız ve çaresiz, sahipsiz ve başıboş bırakır mı seni Hannân-ı Mennân’ın. Kendini hiç yoktan sana bahşeden Rahman-ı Rahim’in, Cemil-i Zülcelâl’in ikinci kez seni sen etmekten aciz mi zannedersin?

“Ölümün gizli bakışlarından kaçıramıyorsun yüzünü. Kendine sakladığın sırların kadar, kendinden sakladığın yaraların da var. Aniden içine düştüğün. Birden ayağını kaydıran. Hiç beklenmedik yönden kalbini kanatan. Seni, senden çok bilenin Fâtır’ının sana yakınlığına bak ki, yaralarından kolluyor seni. Gizli saklı, suskun ve dilsiz kuyulardan uzak tutuyor kalbinin ayaklarını. Kalbinden tutuyor düştükçe… Yanılgılarına pay çıkarıyor içinin siy/âhlarından. Bağışlamasına bahane kılıyor, affına sebep kılıyor sözsüz çığlıklarını Gaffâr’ın.”

Gel, sen, bütün varlıklara dağıttığın muhabbetlerini topla ve kendi nefsine olan muhabbetinle beraber, Cenab-ı Mahbub-u Hakikî’ye tevcih et, yönelt…

…ki selfi’nde kendinden çok O’nu göresin. Selfi’lerde ‘kendin’ olarak görünmen O’nun eseri, O’nun takdiri; başkalarının değil. Her selfi’nde başkalarından çok O’na görünmektesin. Ki kendini görmek istediğin selfi’lerin en ince, en anlayışlı, en bağışlayıcı seyircisi O’dur; başkalarının umurunda değilsin. Selfi çubuğunun beri ucunda bile yokken sen, kendine ‘kendim’ diyebildiğin bir güzel yere koydu seni Sahibin.

‘Ben’ dedikçe sen ‘O’nun Kendi varlığına imza oluyorsun; farkında değil misin ey kendim, ey self’im…

Yorum Yazın

Facebook