Tasavvuf İslam'ı Bütün Hücrelerinizle Yaşamaktır

0
Tasavvuf İslam'ı Bütün Hücrelerinizle Yaşamaktır
Tasavvuf İslam'ı Bütün Hücrelerinizle Yaşamaktır - Y. Selman Tan
Sayı : 383 - Ocak 2018 - Sayfa : 19

Mehmet Temiz Ağabey ile Gönül Sohbeti -3 - Y.Selman Tan

Tasavvuf İslam'ı Bütün Hücrelerinizle Yaşamaktır

Sayı : 383 - Ocak 2018


  1. S. TAN: Mehmet ağabey Sami Efendi’ye intisap ettikten sonra tasavvuftan anladığınız ne oldu, yani tasavvufu tarif edin desek nasıl tarif edersiniz?
  2. TEMİZ: Tasavvuf İslam’ı kalben ve bütün hücrelerinizle hissederek yaşamaktır. Bütün ibadetlerin kalbin iştiraki ile yapılmasıdır. Namazı eğer kalbinizle birlikte kılarsanız çok büyük bir feyiz ve bereket gelir. Gözlerinizden yaşlar akar. Bütün vücut buna dahil olur. İşte bu İslam’ı kalben yaşamaktır. İşte bu İslam’ı yaşadığını bütün zerrelerinde hissetmektir. Tasavvuf tamamen batınî hayattır. Buna ulaşmak için ise mutlaka kâmil bir mürşide ihtiyaç vardır.

Sami Efendimiz bir sohbetinde şöyle buyurmuştu; “Eserleri okumak size bilgi kazandırır ama vâsılı ilallah etmez.” Tasavvufta ise mürşidin vasıtasıyla Efendimiz aleyhissalâtu vesselâma ve onun vasıtasıyla Allah’a ulaşmak vardır. Vâsıl-ı illallah vardır.

  1. S. TAN: Zamanımızda mürşit olduğunu iddia edip, ortaya çıkanlar var. Bunlara bağlanıp yolunu şaşıran, yolunu kaybeden çok insan da oluyor. İnsanlar sapkın yollara sevk ediliyorlar. Bunun hem sebebi nedir hem de doğrusunu bulmak için herkesin ne yapması gerekiyor?
  2. TEMİZ: Sami Efendi Hazretleri bir sohbetinde aynen şunu söyledi; “Bazı kimseler vardır ki mürşit olma iddiasındadır, ama o noksandır yetiştirdiği talebeler de noksan kalır. Kâmil olan mürşidin talebeleri olgunlaşır, kemâl bulur. Bazıları ise müfsiddir, talebelerini ifsad eder.” Öylelerini şimdi çok görüyoruz.

Çare şudur; Bir mürşide intisap edileceği zaman önce istişare edilmelidir. Mürşit araştırılmalıdır, Şer’i hususlara ne kadar riayet ettiği kontrol edilmelidir. Mürşidin haline bakılmalıdır yani insanı olgunluğa eriştirmeye mezun mudur, muvafık mıdır diye.

Sonra ders almak istediğinizde mürşit istihare yaptırıyor mu? İstihare genellikle senin meşrebin o mürşide uyuyor mu uymuyor mu bunun için yaptırılır. Sami Efendimiz de Musa Efendimiz de hep istihare yaptırırlardı.

Yine bir yolun sıhhati ile ilgili çok önemli bir ölçüyü üstadımızın ifadeleriyle anlatayım. Sami Efendi Hazretleri; “Bu zamanda bir mürşidin kâmil olup olmadığı onun talebelerinden, ayrıca onların Şeriat hassasiyetlerinden anlaşılır” buyurmuştur. Ölçü her zaman için İslam’ın ana ilkelerinden sapmamaktır.

Musa Efendi şöyle demişti, “Bizim yolumuzun da, mürşidin de sahteleri vardır onlara çok dikkat edilmelidir.”

Bunu nasıl anlayabilirsiniz? Enfal Suresi’ndeki ayeti kerime’de Cenabı Hak buyuruyor ki; “Takva sahibi olursanız ben size Furkan’ı gönderirim.” Yani Hakkı batıldan, doğruyu eğriden ayıracak anlayış, tefrik edecek firâset veririm. Takva sahibi olanlar doğruyu görürler ve oraya tabi olurlar.

Biz ne kadar takva sahibi bir hayat yaşıyoruz? Biz nefsimiz için mi Hakk’a kulluk için mi böyle bir adım atıyoruz? Bunları kendi içimizde iyi kontrol etmemiz gerekir.

 

Mürşide Tabi Olduktan Sonra Ne Gerekir?

  1. S. TAN: Peki Efendim mürşide tabi olduktan sonra ne gerekir?
  2. TEMİZ: Ondan sonra tam teslimiyet gerekir.

Sonra içimizdeki muhabbeti hiç zedelememeye çalışmalıdır.

Yolun usul ve erkânına riayet etmek gerekir.

Verilen dersi seher vaktinde, usûlünce yapmalıdır.

Sohbetlere yine usûlüne ve edebine uygun tarzda gitmelidir.

Bu hususlara riayet insanı çift kanatlı yapar.

Eğer bunlara dikkat edilirse artık siz kazancınıza da dikkat edersiniz. Helal kazanç bu yolda çok önemlidir.

Sami Efendi Hazretleri bir sohbetinde şöyle buyurmuşlardı; “Helal kazanç dua kapısının anahtarıdır. Hatta anahtarının da dişlileridir. Dişliler bozuk olur ise o anahtar ile ne kadar uğraşırsanız uğraşın kapıyı açmaz.”

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in kendi femi saadetlerinden rüyamda dinlediğim bir hadisi şerif’de şöyle buyurmuştu: “40 gün helal lokma ile gıdalanan bir kimsenin kalbi nurlanır. Kalbinden ve lisanından hikmet pınarlarını akıtır.”

Helal lokmanın olabilmesi için kişinin yaptığı işin doğru bir iş olması gerekir. Ve yaptığı işi doğru yapması gerekir.

Helal lokma sağlanabilirse ondan sonra ise samimiyet, ihlas ile bilgi gerekiyor. İşin şuurunda olacaksın.

İmam Mâlik Hazretleri buyuruyor ki; “Bir kimse ben maneviyat yaşıyorum der de ilmihalini bilmezse, şer’i şerifi bilmezse zındıklaşabilir.”

Bir cemaat bağlısından güya cezbe halinde şöyle bir şey duymuştum “Ben mürşidimi Rasulullah’tan daha çok seviyorum.” İşte bu, tam zındıklık alâmetidir.

Maide Suresi’nde “En ziyade sevmeniz gereken Allahtır, sonra Rasulü’dür, sonra namazını kılan zekatını veren doğru yolda olan mü’minlerdir” buyruluyor. Buna aykırı söz söyleyen İslam’dan çıkar, şeytanın oyuncağı olur.

Diğer taraftan ise bir insan alim olur, fıkhı iyi bilir ama İslam’ı Resulullah’ın tavsiye ettiği gibi yaşamaz ise o da fâsıklaşır.

Şimdi bazı alim geçinenler vardır ki hadis-i şerifleri inkar ediyorlar. Bunlar tam bunun örneğidir.

Gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum adam Sahihayn’de geçen hadis-i şerifi inkar ediyor. İnkar ettiği hadis; “Allah-u Teâla zamana küfür etmeyin zaman benim” hadis-i şerifi. “Böyle hadis-i şerif mi olur?” diyor. Halbuki burada îcaz var. Allah-u Teâla “Zamanı ben yarattım” buyuruyor.

Kendisine soruyorlar; “Allah diyorsun ama celle celâlühü demiyorsun.” Verdiği cevap şu; “Ben protokolü sevmem, Kuran-ı Kerim’de bir çok yerde Allah geçiyor ama celle celaluhu denmiyor.” İşte bu tür ifadeler tam fâsıklık alâmetidir.

Fâsık, Haktan ayrılan demektir. İslam’ı kalben yaşamamak demektir.

Manevi hayatımız için gerekli olan şeyler saymaya devam edersek, Hadis-i kutsi’de “Ben beni zikredenle beraberim” buyruluyor. Allah ile beraberliği artırmak, zikri artırmakla mümkün olur. Artık o kalpte Allah’ın zikrinden, fikrinden ve muhabbetinden başka bir şey yoktur. Her an O’nunla beraber olmak vardır, buna da “ihsan” makamı deniyor.

Vasıl-ı ilallah devamlı bu şuurda olma halidir.

İmam-ı Rabbani Hazretleri Mektubatında buyuruyor ki; “40 senedir bu fakirin kalbine Allah’ın zikrinden, fikrinden, muhabbetinden başka hiçbir şey girmedi.” Yani kalp mâsivaya kapanıyor. “Yine de bu fakir kendimde bir iyilik görmüyorum, Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in şefaatine muhtacım” buyuruyor.

Vasıl-ı ilallah “Baş başa bağlı, baş Rasulullaha bağlı” olmakla mümkün olur.

Seyr-u sülûk için daha ne yapmamız gerekir derseniz, usulüne uygun dervişlikten sonra hizmet gerekir.

 

Baş Başa, Baş Rasülullah’a Bağlı

  1. S. TAN: “Baş başa bağlı, baş Rasulullaha bağlı” ne kadar güzel efendim.
  2. TEMİZ: Bu söz bana ait değil, Esad Erbilî Hazretleri’ne aittir.

Sami Efendi üstadımızdan dinlemiştim, şöyle anlatmıştı: “Yozgat’tan 80 yaşında alim bir zat gelmişti, onu Esad Efendi Hazretleri’ne götürdüm, intisap etti.

Esad Efendi Hazretleri ona aynen şunu söyledi. “Siz gerek ilimde gerek takvada 40 senedir mesafe kat ediyorsunuz. Şimdi ders aldınız yed-i sahihle (sahih bir el ile) vâsıl oldunuz. Çünkü baş başa bağlı, baş Rasulullah’a bağlıdır..” Elbette kastedilen Altın Silsile ile Rasulullah’a bağlanmaktır. Bu bağlılık böyle bir bağlılıktır.

 

Musa Efendi ile Hizmet...

  1. S. TAN: Efendim Musa Efendi Hazretleri ile uzun bir hizmet döneminiz oldu. O dönemden neler anlatmak istersiniz?
  2. TEMİZ: Fakire vazifeyi 1980 yılında Musa Efendi vermişti. O zaman şunu söylemişti; “Biz kendiliğimizden kimseye görev vermiyoruz. Sami Efendimiz’in talimatı ve tasvibi ile vazife veriyoruz” dedi. İlk görev verdiği yer Mardin’di.

Musa Efendi vazifelileri topladığı bir sohbette fakir için “Her gittiği yerde sohbete mezundur” buyurmuşlardır.

Sonra 1986 yılında fakiri çağırdı ve dedi ki; “Van’da bir takım olumsuzluklar oluyor. Oraya gidip savcılık tahkikatı gibi tahkikat yapacaksın, olumsuzlukları tespit edip bana dosya ile getireceksin.”

Bunları söyledikten sonra hiç vakit kaybetmeden ilk vasıtayla Van’a gittim, vazifeyi yapıp getirdim, dosya daha elimde iken bana; “Şu, şu olumsuzluklar mı oluyor?” diye oradaki durumu tek tek saydı. Sonra bana “Derhal tekrar Van’a gidip şu şahsı Van’dan uzaklaştıracaksın” dedi. Ben İzmit Kandıra’da savcıyım, Van’dan hiç kimseyi tanımıyorum, o şahıs ise Van’da nüfuzlu, çevresi olan bir insan. Büyüğümüz bu emri verdiğine göre bunda bir hikmet vardır deyip yanından ayrılır ayrılmaz yine Van’a gittim. Van’a ulaştığım zaman öğrendim ki, o olumsuzluğu yapan şahıs bir gece önce bütün eşyasını yükleyip Van’dan Manisa’ya ayrılmış. Tasarrufa bakınız.

O bölgedeki belli illerle ilgilenmemi istediler. Sonra takriben on yıl doğu vilayetlerini hep Musa Efendi ile birlikte dolaştık.

 

“Cömert İnsanın Yedirdiği Şifa Cimrinin ki ise Hastalıktır”

Mesela bir doğu vilayetleri programı yaptığımız zaman Van’da Arvasî-lerden, oranın mürşitlerinden ve seyyitlerden Seyit Halis Arvasî Hazretleri ve onun abisi Seyit Muhammet Nur Arvasî Hazretleri bizi misafir etmek istediklerini söylediler. Musa Efendimize söyledim “Onlar seyyitlerdir, misafirleri olalım” buyurdu.

Van’a gittiğimiz zaman Musa Efendi’nin önünde el pençe divan duruyorlardı. Musa Efendi’nin teklifine rağmen oranın mürşitleri yanına oturmuyor dizinin dibine oturup kendisine sormak istedikleri ve istişare edecekleri hususları soruyorlardı.

Mesela Seyit Halis Arvasî yemek sırasında Musa Efendi’ye; “Efendim cömert insanın yedirdiği şifadır, cimrinin ise yedirdiği hastalıktır” şeklinde hikmetli bir söz okudum bu doğru mudur?” diye soruyor, Musa Efendi de; “Evet doğrudur” buyuruyordu.

Sonra “Her acı devadır zehir hariç, her tatlı hastalıktır bal hariç” diye bir kelam-ı kibâr okudum. Bu doğru mudur?” diye soruyor, Musa Efendimiz de; “Evet doğrudur” diyordu.

Seyit Halis Arvasî benim bizzat bir çok kerametini gördüğüm bir mürşitti ama bana şunu söylüyordu; “Bizim sadece adımız, ocağımız var, bize o sebeple hürmet ediyorlar ama bu zatlar gerçek mürşittir ve gerçek himmet sahipleridir.”

Misafir olduğumuz ilk gecenin sabah namazında Musa Efendimiz Halis Arvasî’ye; “Buyrun namazı siz kıldırın’ dedi.. Halis Arvasî ise fakiri kastederek; “Efendim müsaade ederseniz hafızdır Mehmet Bey kıldırsın” dedi. Üstadımız “Olur”dedikten sonra döndü bana baktı ve; “Hayırdır sararıp solmuşsun hasta mısın?” dedi. Ben de “Efendim prostat rahatsızlığım var bu gece onun ızdırabı vardı, ondan dolayı uyuyamadım” dedim. “Şifa ayetlerini okuyun” buyurdular.

Ertesi gece yine orada misafiriz. Seher vakti saat 2:00’de kalkıp abdestimi aldım, teheccüt namazımı kılıp seccadeye oturdum. Üç defa “Estağfurullah el azîm” dediğimi hatırlıyorum.

Gözlerim kapalı ama Musa Efendi’nin yanıma oturduğunu görüyorum. Elinde bir yemek kaşığı var bana; “Senin prostatını tedaviye geldim, ağzını aç” dedi. Kaşığın içinde sarı bir toz var ve onu ağzıma döktü. Toz normalde yutulduğu zaman insanın boğazına yapışır fakat bu toz boğazımdan aşağı inip gitti. Hatta baldan çok daha tatlı ve güzel bir şeydi yuttuğum. Bir baktım Musa Efendi yanımdan ayrıldı.

O gün bugündür prostat rahatsızlığı yaşamadım. Hatta bu hadise olmadan önce bir kere prostat ameliyatı olmuştum onunla tedavi olamamıştım. Bu hadise olduktan seneler sonra bir kontrol sırasında doktor hayretler içinde bana “Sizin prostatınız patlayacak kadar büyümüş, siz bununla nasıl yaşıyorsunuz, bir şey hissetmiyor musunuz?” dedi. “Hayır hiçbir şey hissetmiyorum” dedim. Fakat buna rağmen “Bizim ameliyat yapmamız gerekiyor” dedi ve ameliyat ettiler. Ama benim ameliyattan önce de, sonra da prostatla ilgili hiçbir sıkıntım olmadı. Musa Efendi’nin böyle bir tasarrufuna mazhar oldum.

1976 yılında Musa Efendi’ye icazet verildiği tarihlerdeydi ben şöyle bir rüya gördüm. Rüyamda Musa Efendi yanıma geldi “Senin kalbini ameliyat etmek için geldim, kalbine bak bakalım ne görüyorsun?” dedi. Baktım ve “Sarı lekeler görüyorum efendim” dedim. Bir elinde saf ve berrak bir su, diğer elinde pamuk vardı. Suyu pamuğa döktü ve o sarı lekeleri temizlemeye başladı. Sonra; “Bak bakalım bir şey kaldı mı?” dedi. Ben de; “Bir şey göremiyorum efendim” dedim. “Bu kadar yeter” deyip yanımdan ayrıldı.

 

Romen Kardeşlerimizin Muhabbeti

  1. S. TAN: Efendim biraz da sizden hizmette iken yaşadıklarınızdan yani muamelat ölçüsü olabilecek hatıralarınızdan dinlesek...
  2. TEMİZ: Edirne Keşan’a tayin olduğum zaman Musa Efendi duymuş beni davet etti. İfadesi şu oldu; “O araziler çorakdır ama Allah murad ederse nisan yağmuru yağdırır, orası bereketli olur.” Musa Efendi bir sene sonra geldiği zaman hayret etti. Bilhassa Romen vatandaşlarımızın çoğunlukta olduğu geniş bir kitle sohbette hazır bulunmuştu. Üstadımız bu durumu görünce mutadı olmadığı halde muhabbet üzerine irticalî bir sohbet yaptı.

Hakikaten Romen kardeşlerimiz çok muhabbetli idiler. Musa Efendi onları İstanbul’a davet etti ve “Sizin randevu almanıza gerek yok, istediğiniz zaman buyrun gelin” dedi. Onların bu muhabbeti 30 yıldır hâlâ devam etmektedir. Kimilerinin muhatap kabul etmediği insanları özel olarak evine davet ediyordu. İşte İslam kardeşliği budur.

O sohbette bulunan Müftü Efendi;”Savcı abi görüyorsunuz burada hiçbir çalışma yok, meyhane çok, bu çocukları meyhanelerden nasıl kurtarırız?” dedi. “İmam hatip Lisesi yaptıralım” dedim. Ankara’ya gidip müracaat ettim dediler ki; “Kenan Evren, İmam Hatiplerin adedini sınırlanmış, bir tane bile yaptıramazsınız.”

O zaman Kuran kursu yaptırmaya karar verdik ve etraftan yardım toplamaya çıktık. Bir şey toplayamadık. Müftü Efendi dedi ki; “Topbaşlar çok cömert bir ailedir, onlar isterlerse yaptırırlar.” “Kusura bakma ben hepsini tanıyorum ama hiç birisinden para isteyemem” dedim. Müftü Efendinin üzüntüden gözlerinden yaşlar gelerek yanımdan ayrıldı.

Bir hafta sonra Abdullah Sert ağabeyden bir telefon geldi. Diyordu ki; “Savcı ağabey büyüğümüz Medine-i Münevvere’den telefon etti, selamı var, buyurdu ki ‘Savcı Mehmet Temiz ve Müftü Hasan Balıkçı İstanbul’a gitsinler ve bizim aileden para toplayıp bir Kuran kursu yaptırsınlar.” Müftüye hemen gidip müjdeyi verdim. Bana “Ne çabuk haber verdin? dedi. “Ben haber vermiş değilim” dedim. “Peki nasıl haberi oldu?” diye sordu. “Allah dostudur, Allah bir şekilde bizim durumumuzdan haberdar etmiştir” dedim.

Hemen İstanbul’a gittik ikindiye kadar bir çanta dolusu para topladık.

Oradan Cağaloğlu’ndaki Nakiboğlu işhanına gittik. Bizim Erkam Yayınları o zaman oradaydı. Abdullah ağabey “Osman ağabey sizi Hisar mağazasında bekliyor” dedi. Oraya gittiğimde akşam ezanı okunuyordu. Osman abi “Savcı abi namazı kılalım da ondan sonra görüşelim” dedi. Namazdan sonra büyük bir zarf çıkardı ve; “Bu zarf Medine’den böylece geldi” dedi. Erkam’a gidince içindeki parayı çıkarıp saydık, bizim ikindiye kadar topladığımız paradan fazlaydı... O parayla biz dört ay içinde lojman ve Kur’an kursunu yaptırdık. Bitirince Musa Efendi gelip kursu gezdi ve bazı eksikleri tespit edip onları tamamlamamız için bize tekrar para verdi. O eksikleri tamamladıktan sonra Kur’an kursunu hizmete açtık.

Tahsin Yatman ağabeyimiz de Keşanlıymış. Onun akrabaları ile de güzel çalışmalarımız oldu.

Musa Efendi nereye gittiysem oranın görevini fakire verdi. Sürgüne gidiyorum ama mesela “Efendim Karabük’e tayinim çıktı” deyince o bölge ile ilgilenme vazifesini verdi.

Emekli olduktan sonra Nev-şehir’de karar kıldık.

Seyahatlerimizde Musa Efendi bazen ders görüşmelerini bizzat kendisi kontrol ederdi. Eğer seher dersleri iyi yapılırsa memnun olur yüzünde güller açardı. Eğer bir eksiklik veya ihmal var ise bembeyaz kaşları çatılırdı.

Bir sohbet sırasında Karamanlı ve birlikte çalıştığımız bir İmam Hatip Lisesi öğretmenine hiçbir şey sormadan “Hem İmam Hatip Lisesinde öğretmensin hem ilahiyat mezunusun ama bu görevleri en güzel şekilde sen yapman gerekirken niye dersini yapmıyorsun? demişti.

Musa Efendi çok cömertti. Herkeste ikramı, hediyesi vardı. Bir seyahate çıkacağımız zaman kimlere ne hediye götürülmesi gerektiğini söyler ben bir hesap yapardım ve bin liralık bir masrafımız olur diye düşünürken verdiği zarfı açardım en az 5 bin lira olurdu.

 

“Hizmetler Artacak Ama Edep ve Vuslat Azalacak”

  1. S. TAN: Efendim tavsiye edeceğiniz şeyler neler olur onları alalım?
  2. TEMİZ: Her mürşit kendisi, zamanın ihtiyacına göre usul ve erkânı tespit eder... Sami Efendi’nin zamanında usul ve erkân tedbire riayetle seyr-i sülûku ikmaldi.

Musa Efendi zamanında bununla birlikte hizmet sahaları açıldı. Zamanımızdaki bütün hizmetlerin başlatıcısı Musa Efendi’dir. Musa Efendi için şöyle denir ki, elhâk doğrudur. “O tek başına bir topluluğun yaptığı hayır ve hizmetleri yapardı.”

Tasavvufi hizmetlere çok dikkat eder bizi her gördüğünde; “Bölgenizde nasıl tasavvufi gelişmeler var mı?” diye sorardı. Arkasından da “Kuran ve hayır hizmetleri yapılıyor mu?” diye sorardı. Hizmet edilsin ama manevi haller ihmal edilmesin isterdi.

Bir gün şunu söylemişti; “Hizmetler artacak, çoğalacak ama edepler azalacak. Dersler de ihmal edilecek. Hizmet azizdir ama edep ondan daha azizdir.”

Edebe riayet yani manevi hayata önem verme durumu azalır ise muhabbet de azalır. Esas olan ve muhabbeti tesis eden edebe riayettir. Edebe riayet vasıl-ı illaha götürür. Vasıl-ı ilallah olabilmek için manevi edeplere âzami derecede gayret göstermek lazımdır.

Malesef manevi hayatı ihmalden ve dersleri ihmalden dolayı bu vuslat azalıyor. Manevi inkişaf olmazsa hizmetin de bereketi ona göre oluyor. Üstadımızın emirlerine yani edebe riayet ederseniz hizmetin de çok bereketini görürsünüz.

 


“Hizmet Allah İçin Olmalıdır”

Hizmet sırasında dikkat edilecek bir husus da dünyevi menfaat gözetilmemelidir. Hizmet Musa Efendimizin ifadesiyle “Lillah” (Allah için) olmalıdır.

Bu yolda ne kadar samimi olursanız o kadar karşılık vardır. Yani Necm Suresi’nde belirtildiği üzere “İnsana samimi gayretinden başka karşılık yoktur, gayretinin de karşılığı mutlaka verilecektir.”

Allah-u Teala yine ayeti kerime’sinde “Sizi Allah’a ulaştıracak vesilelere yapışınız” buyuruyor.

Biz o vesileleri bulmakla mükellefiz. Rabbim bizi o vesileleri yakalayanlardan eylesin.

Biz her şeyi Cenabı Hak’tan biliyor ve ondan bekliyoruz.

Allah-u Teala Hazretleri bizi bu yolun usûlü ve erkanına hakkı ile riayet edenlerden eylesin. Amin.

Büyüklere hakkıyla teslim olup onların tasarrufuna, teveccühüne mazhar olanlardan eylesin. Amin.

Son nefese kadar Hak rızasına uygun bir hayat sürmeyi bizlere nasip eylesin.Amin.

Âmin bi hurmeti seyyidil mürselin, velhamdülillahi Rabbil alemin.

Cenabı Hak celle celaluhü Hazretleri yaptığımız dualarımızı lütfen ve keremen kabul buyursun. Âmin.

Hizmetlerimizi bereketli eylesin. Amin.

Sizlerin gayretinizi kabul buyurup madden ve manen karşılığını bolca ihsan eylesin. Amin. Lillahi’l fatiha.

Yorum Yazın

Facebook