Çirkinde Güzelliği Kötüde İyiliği Görebilmek

0
Sayı: Mart 2020
Çirkinde Güzelliği Kötüde İyiliği Görebilmek

Her şey zıddıyla bilinir. Kötülük olmazsa iyilik, çirkinlik olmasa güzellik, fakirlik olmasa zenginlik, hastalık olmasa sağlık, cahillik olmasa alimlik v.s. bilinmez. Demek oluyor ki, herşey zıddıyla kaimdir. Karanlık-aydınlık, şeytan-melek, îmân-küfür, zulüm-adalet, keder-sevinç, günah-sevap, ölüm-hayat... Bu misalleri çoğaltabiliriz.
Yaratılan her şeyde bir hikmet vardır. Hiçbir şey boşuna ve abes olarak yaratılmış değildir. Bütün varlık ve fiiller Allah’ın muhtelif sıfatlarının tecellisinden ibarettir. Celâl-Cemal, Muiz-Müzill, Mümit-Muhyi, Hâdi-Mudıll gibi.
Hayat imtihandan ibaret olduğuna göre, imtihanda bu zıtlıkların tercih edilmesiyle gerçekleşir. “Biz sizi denemek için kötülük ve iyilikle imtihan ederiz.” (Enbiya, 35). Kötülük olmadan imtihan gerçekleşmeyeceğine göre kötülüğün varlığını tabii karşılamak gerekir. Cennette kötülük, Cehennemde iyilik yoktur. Dünya ise iyilik ve kötülüğün, iyiler ve kötülerin harman olduğu bir alandır.
Ayrıca kötüde, kötülük de nisbidir, herkese göre değişir. Mevlânâ’nın dediği gibi yılanların zehri yılanlara hayattır, fakat insana nisbetle ölümdür. Birşeye hangi gözle bakılırsa öyle görülür. Sevgiyle bakan güzel, öfkeyle bakan ise kötü görür, tarafsız ve objektif görmek herkesin harcı değildir. “Hoşunuza gitmeyen birşey sizin için iyi olabilir, hoşunuza giden bir şey de sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz ise bilemezsiniz.” (Bakara, 216)
Leylaya Mecnun gözüyle bakan başka görür, herhangi bir kişinin gözüyle bakan daha başka görür.  Mevlânâ’nın ifadesiyle; kötü, istenmez birşey bile olsa seni sevgiliye götürürse, o şey sevimlidir, güzeldir. Pişmanlık doğuran günah, kibir doğuran sevaptan daha iyidir derler. İşin kendisi değil, neticesi önemlidir. Kötüler ve kötülüklerden ders çıkarılırsa bu, hayra vesile olur.
Mesnevide anlatıldığına göre bir vaiz kürsüye çıkınca hep kötülere dua ederdi. Temiz kişilere, iyi huylu kimselere dua etmezdi. Elini kaldırır: “Yâ Rabbi! kötülere, bozgunculara, eşkıyaya merhamet et, onlara acı, kâfir gönüllülere, kiliselerde, manastırlarda bulunanlara sen merhamet et” derdi. Ona dediler ki; senin bu duaların alışılmış, işitilmiş dualar değildir. Sapıklara, hayır duada bulunmak büyüklük, asalet değildir. Vaiz dedi; Ben onlardan iyilik gördüğüm için haklarında hayır duada bulunmayı âdet edinmişimdir. Onlar bana karşı o kadar kötülüklerde bulundular, o kadar zulüm ve cezalar ettiler ki, sonunda beni şerden kurtardılar, hayra ulaştırdılar. Ben ne vakit dünyaya yöneldimse, dünya işlerine candan bağlandımsa onlardan dayaklar yedim, eziyete uğradım, yaralar aldım, yediğim dayaklardan, uğradığım belalardan, hakaretlerden Allah’a sığınmaya, yalvarmaya başladım, böylece o kurt gibi zalimler beni doğru yola, hak yoluna getirdiler. Onlar benim doğru yola gelmeme sebep oldukları için haklarında hayırla dualarda bulunmak boynumun borcu oldu.

...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook