Değer mi?

0
Değer mi?
Değer mi? - Neslihan Nur Türk
Sayı : 389 - Temmuz 2018 - Sayfa : 48

 

Mahcûbiyyete mahkûm olmasınlar diye,
Îkâz et ehlini, budur hediye!

Kimileri, ömrünce tek bir utanılacak iş yapar, ölene dek tövbeye durur. Kimileri ise ömrünce hep utanılacak işler yapar da bir kere bile tevbe etmez. Sen, tevbekârlarla aynı safta dur.  
Bugün, belki en çok hasret olduğumuz şey, mensûbu olduğumuz İslâm dîninin hükümlerini, eğip bükmeden yaşama hassâsiyetidir. İyice bil ki İslâm’a düşmanlık edenler, hanımlarla ilgili yasakları dillerine dolamayı alışkanlık hâline getirmişlerdir. Bu kimseler İslâm’ın, hanımların nahif yapısına zarar gelmesin diye, tedbîre en uygun şekilde getirdiği kuralları mesnetsiz yasaklarmış gibi sunmakta beis görmezler. Halbuki tesettürden, mahremsiz seyahat yasağına kadar her emrin ve nehyin, sayısız hikmetleri vardır. Şimdi de hele, hiç, mahremiyle el ele tutuşarak, kollanarak, takviye edilerek, yüreklendirilerek yapılacak bir yürüyüşle, tek başına, korumasız, yapayalnız yapılacak bir yürüyüşün lezzeti aynı olur mu?
Şunu iyice öğren ki kadın, erkeğe emânettir. Emâneti kurtlar sofrasına atmak ise ya gaflet ya hıyânettir. Hangi mes’ûliyyet sâhibi emânetçi, emri altındakileri cehenneme sürükleyecek bir umursamazlık içinde olabilir? Bilesin ki Allah’a ve âhiret gününe inanmış bir hanımın, yanında kendisiyle evlenmesi haram olan bir yakını bulunmadan, bir gün bir gecelik yolculuğa çıkması helâl değildir.1
Bu mesâfe, ehli tarafından doksan kilometre olarak tespit edilmiş ve doksan kilometreden daha uzak bir mesâfeye gidene “Yolcu” denilmiştir. Bir hanımefendinin, yanında hâmîsi olmadan yolculuk etmesi, kendisi lehine olmak üzere yasaklanmıştır.
Yine de çeşitli bahanelerle, nice hanımın, sıklıkla tek başına seyahat ettiğini görürsün. Bunlar der ki:
-Hangi devirdeyiz canım? Şimdi araba var, otobüs var, tren var. Şimdi vapur var, uçak var. Her yer yakın oldu, uzak mı var?
Ben de derim ki:  
-Uçak değil ışınlama makinesi çıksa, insanlar o makinenin düğmesine basarak, bir anda gidecekleri yere varacak teknolojiye ulaşmış olsa, sen yine de mahreminle el ele tutuş da düğmeye öyle bas. Çünkü varacağın yerde seni neyin karşılayacağını bilemezsin.  
Hadi gel, akledelim, sebepleri tetkik edelim:  
&
Sebep Bir: Hanımlar fıtraten korunma, kollanma, kendisinden daha kuvvetli ve üstün birine sığınma ihtiyâcı içindedir. Buna mukâbil bazı mihraklar hep, kendi ayakları üzerinde durabilen, hayâlî bir “Yalnız ve güçlü kadın profili” yaratmaya çalışmakta, bir yerden bir yere tek başına gidip gelmeyi de özgüvenin delîli saymaktadır. Bu abes düşünce akımlarından etkilenen ve genç yaşlardan îtibâren, babasından bile izin almadan sağa sola gitmeye alışan kimi hanımlar, sonrasında aynı nezâketi beylerinden de esirgemekte, bir nevî, “Sana ihtiyâcım yok” havası estirmektedir. Böyle yaparak mutlu olacağını zannedenler, zamanla erkek gibi davranmaya, dünyanın yükünü tek başına kaldırabileceğine inanmaya, evliliği gereksiz görmeye başlamaktadır. Hatta “O yasaklar eskidenmiş!” deyip hadîs-i şerîfi evrensellik vasfından soyanların sayısı da oldukça fazladır. Lâzım değil, biz azlardan olalım ve gerçeği haykıralım:  
- Hayır! Allah’ın hükümleri, asırlar geçmekle anlamını ve geçerliliğini yitirmez. Çünkü asır hangi asır olursa olsun, şeytan aynı şeytan, insan aynı insan, imtihan aynı imtihandır. Kim bunun tersini iddiâ etmeye kalkışırsa, hakîkatte o, tedbire ve fıtrata aykırı bir iş yapmış, kendisini kendi elleriyle tehlikeye atmış olur2, değer mi?  
&
Sebep iki: Hiçbir yol, bir hanımın tek başına seyahat edebileceği kadar güvenli değildir. Sadece birkaç gün, üçüncü sayfa haberlerini tâkip eden herkes, bu gerçeği bilir. Zarûrette bile yasaklanmışken, keyfe keder meseleler için tek başına seyahat eden hanımlar, nicelerinin başına gelmiş olan kötülüklerden ve gelmesi muhtemel zararlardan ders almalı değil midir?
Her gün onlarca öldürme, yaralama, kaçırma ve tâciz vak’âsının yaşandığı zamanımızda, hangi akl-ı selim sâhibi erkek, kendisine emânet olan bir hanımı tek başına yola koyabilir? Her vicdan sâhibi kabûl eder ki bugün, hanımını ya da kızını herhangi bir vesâyite bindirip son durakta bir başka mahrem tarafından karşılanmasını sağlamak, yeterli tedbir değildir. Çünkü seyahat boyunca yanında veya civârında bulunacak diğer yolcuların kim olduğunu, ne niyette olduğunu, hangi ahlâkî hastalıklar ve zaaflarla boğuştuğunu bilmek mümkün değildir.
Üstelik her vâsıta kazâ yapabilir. Yaralanma, sakatlanma, vefat gibi hâllerde, yalnız başına seyahati seçmiş bir hanımın durumu, ne kadar da vahimdir. Kim, mahremi olmayan birileri tarafından hastaneye kaldırılmak ister? Hem, ânî bir kanama veya bayılma hâlinde, bir yabancının yardımına muhtaç kalıp utanmaya değer mi?    
Sebep Üç: Reislik vasfıyla donatılıp yaratılmış olan erkek3, âilesini koruma meyli ve ihtiyâcı içindedir. Sevgili Peygamberimiz, Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem, “Erkek, âilesinin çobanıdır ve sürüsünden mes’uldür.” buyurarak, meseleyi sâde bir teşbihle dile getirmiştir. Fıtratı bozulmamış her erkek, kuvvetli bir kalkan gibi sorumlu olduğu kimseleri tehlikelerden koruyup kollamak ister ve günahlardan kıskanır.
Oysa bugün, “Kimseye ihtiyâcım yok. Ben kendim de giderim” diyen hanımların sayısı artmış, eline çantasını alan yollara düşmüş, zamanla kocalar, babalar, ağabeyler, oğullar ve diğer mahremler bu duruma alışıp muhâfızlık vazîfesini unutarak rahata dalmış. Lâkin dikkat! Bu rahatlık, mutlu eden bir dinlenme değil, erkeğin kendini gereksiz ve değersiz hissetmesine yol açan bir fitnedir. Üstelik zayıf, tembel, sorumsuz her erkek, kadın nezdindeki saygınlığını da yitirmektedir. Oysa hanımların saygı duyacağı bir otoriteye ne kadar ihtiyâcı varsa, erkeklerin de saygı duyulmaya o kadar ihtiyâcı vardır. İhtiyaçları giderilmeyen her iki taraf da içten içe derin bir yalnızlık ve mutsuzluk yaşarken, etrâfa sahte özgürlük pozları verip kendini kandırmaya değer mi?
&
Sebep Dört: Daha az masraflı olduğu için tercih edilen tek başına seyahatler, aslında bereketi alıp götürmektedir. Hakk’ın hatırına harcanmayacaksa para, ne diyedir? Bir hanımın mahremsiz yola çıkması, kendisini geri dönüşü olmayan zararlara açık ve savunmasız bırakması demektir. Allah aşkına, küçük hesaplar yapmak da nedir? Üç kuruş için Allah’ın rızâsını kaybetmeye, nâmusunu, huzûrunu, âhiretini riske atmaya değer mi?  
Sebep Beş: Şeytan, damarlarda dolaşır da dolaşır. Allah esirgesin; lâkin imtihan dünyası, tutar Allah’tan korkmazın birine dedirtirse ki “Senin hanım, şuraya gidiyorum, diye çıkıyor; fakat aslında başka yere gidiyor!”, mâzallah, pirincin içine düşen bu iftirâ taşını ayıklayamazsın. Kahrından bayılır, sayıklayamazsın. Yanında Allah’ın dilediği şekilde yoldaş bulundurmamışsan, hakîkati belki de ispatlayamazsın. Tat kaçar, hır çıkar, değer mi?  
&
Mahcûbiyyete mahkûm olma diye, kabûl et, îkâzım, candan hediyen.
Daha detaylıca bilmek istersen, fıkhı araştır, gelişsin zâviyen.      
Dipnotlar: 1) Buhârî, Taksir 4 2) Bakara, 195 3) Nisâ, 34

 

Yorum Yazın

Facebook