Ey Güzel Rabbim!

0
Ey Güzel Rabbim!
Ey Güzel Rabbim! - Neslihan Nur Türk
Sayı : 388 - Haziran 2018 - Sayfa : 22

 

Herkes bir yana Sen, hep Sen, ey rahmeti engin Rabbim!
Sen’in çatın ne geniştir, gök kubben ne zengin Rabbim!

Yarattığın kahvenin, hikmet yüklü kokusu her yanı sarınca dedim ki: “Kokularla bile kullarına sevinç katan rahmetin ne yüce!” …Ve gök kubbenin altında, kardeş kardeş yaşamayı seçişimizin nasıl da isâbetli bir tercih olduğunu tekrar hatırladım. Seneler önce biz, bir söz işitmiş ve gereğini yapmaya azmetmiştik. Sen’in velîn demişti ki:
-Kat kat plazalar dikseniz; fakat ayılığa düşseniz, bizim için bir kıymeti yok. Lâkin mütevâzî bir gecekonduda, kardeş kardeş hizmet ederseniz, işte bizim için kıymetli olan budur.
Bu sözün verdiği iştiyakla, el ele, gönül gönüle, sebatla ve aşk ile devam ederek “Biz” olmanın hu-zûrunu tatmak istedik. Yer gök şâ-hit, duâmızı kabûl buyurdun. Şimdi Sen’in lûtfunla, içimizi, paylaşmanın ve yardımlaşmanın sevinci doldurmuşken, şaşırdığımız tek şey, nasıl şükredeceğimiz.
Ey Güzel Rabbim! Bize, şükrün en güzelini nasip eyle. Berâberce şükredeceğimiz kardeşlerimizin sayısını artır. Âmin.
&
Her sözün, muhatapların algılayışlarına, değer yargılarına, zekâ-larına, zanlarına ve duygularına göre, farklı farklı anlaşılmak gibi bir özelliği bulunur. Aslında konuşa konuşa anlaşabilmesi beklenen insanoğlunun, bâzen aynı dili kullandığı hâlde anlaşamadığı ve ciddi iletişim kazâları yaşadığı da mâlumdur. Mâdem böyle, daha iyi anlatabilmek ve daha doğru anlayabilmek adına, çok daha içli bir gayrete ihtiyaç vardır.
Ey Güzel Rabbim! Ne olur herbirimize, hakkı hakkıyla duyacak dikkatli kulak ve hâlis niyet; sözü doğru algılayacak devamlı sıhhat ve samîmiyet ihsân eyle. Âmin.
&
Nefislere zor gelen hükümler dosdoğru kabûl edilmeyip yorumlanmaya başladığından beri, yaşadığının İslâm olduğunu iddiâ eden çeşit çeşit insan türedi. Öyle ki kâmil îmânın takvâ üzere bir hayat ile ispatlanması gerektiğini bilmeyenler bile var. Tekrar edelim, neydi? : Îman, ispat isterdi. Bir kişinin kâmil îmânı, Allah ve Rasûlü’nün hükümlerini şüphe duymadan ve takvâ ile yaşamasından anlaşılır. Takvâ ise kalıptan kalbe, fiilden söze, bütün hayatı kaplayan bir kalkan gibidir. Âcil ve çok güncel olması sebebiyle ilk misâli şöylece verelim: Meselâ tesettür, kalıba dâir bir kalkan. Tek başına kâmil îman için yeterli olmayacağı gibi, tesettürsüz birinin kâmil mü’min olduğunu iddiâ etmek de abesle iştigâldir.
Ey Güzel Rabbim! Ne olur herbirimize, kalıbı hakkıyla muhafazaya alacak, kalbi hakkıyla koruyacak, fiilleri ve sözleri rızâna uygun kılacak bir takvâ ihsân eyle. Âmin.
&
Eskiden “Başörtüsü” problemi denilen bir mesele vardı. Çünkü o zamanlar, genel olarak eksik, başörtüsüydü. Bugün mevzû baştan ayağa, komple bir “Örtünememe” problemine dönüşmüştür. Âyet ve hadislerin gereğini yapamıyor olmanın mahcupluğu neredeyse kaybedilmiş, hakîkî bilgiden mahrum bir “Sana ne yaa!” dikliği hüküm sürer olmuştur. Daha beteri ise “Kur’an ve sünnet mihengi” nin “Kişisel tercih ve sınırsız hürriyet furyası” ile yer değiştirmişliği. Üstelik birileri hep, sâdece işine geleni ve yalnızca hoşuna gideni Kur’an ve sünnet olarak tanımlıyor, ağır ve zor gelen kimi hükümleri duymak bile istemiyor, ne yazık ki.
Ey Güzel Rabbim! Bize, içi dışı rızâna tâlip, mert, dayanıklı, tâvizsiz, hîlesiz olmayı, suçlarını mârifet gibi sunanlardan uzak, ibâdet ve hizmetinin dahî tevbesini yapanlara yakın durmayı ihsân eyle. Âmin.
&
Bazen ibâdettir bazen de israftır konuşmak. Öyleyse, bazen tek ibâdetin olmalı susmak. Yaşadığı nefsânî hayâtın rahatlığını sevmiş ve bu aldatıcı rahatlığın doğruluğuna inanmış kimseler, zamanla, Allah’ın emirlerini ve yasaklarını işitmekten rahatsızlık duyar, yanlışlarını savunmaya kalkıştıkça da hatâ üstüne hatâ yaparlar. O sebeple, sırf bu kimseler daha yanlış bir cümle kurmasınlar diye susmak, sabır da isteyen bir ibâdet olur; lâkin hakkı ve hayrı tebliğ etmeyi de sürdürmek gerekir. Çünkü “Haksızlıklar karşısında susanın dilsiz şeytan olması” söz konusu. Çünkü mü’minler de tebliğ etmez ise, belâ kapımıza dayanacak.
Ey Güzel Rabbim! Bizleri hakkın haykırılmasından her dâim mesrûr olan, nefsi senin emir ve yasakların karşısında teslim kimselerden eyle. Âmin.
&
Çok yakında öleceğiz. Hatta belki de bu gün, yaşadığımız en son gün. O halde, lûtfedenimize şükrümüzü artırsak, daha uyanık, daha verimli, daha olumlu ve daha doğru yaşasak, ne güzel olur. Mâdem ki şu dünya ancak âhiretin tarlasıdır, onun bunun nasîbine tamahkârca göz dikmek yerine, ölümü hatırlamanın vereceği dirilikle, nasibimize düşen kısmı daha çok kazsak, daha çok eksek, ne güzel olur. Zaten hayırda herkesin ayrı bir nasîbi var. Kimse kimsenin payını zorla artıramaz ve azaltamaz. Başkalarıyla oyalanıp zaman kaybetmek yerine, canhıraş bir gayretle, her an yeniden “Bismillah!” deyip kendi hayırlarımızı artırmakla meşgul olsak, ne güzel…
Ey Güzel Rabbim! Bizi dem be dem özüne dönen, gözü kardeşine hasetle hiç değmeyen, kanaat ve gayretle duâ eden, sıradan birer insanken, kulun olmaya terfî edenlerden eyle. Âmin.
&
Yeryüzü Allah’ın mescîdidir. Ve hizmet çatısı, tüm Müslümanları altına alabilecek kadar geniştir. Rabbimizin lûtfu böylesine genişken, Allah için yürüyen bir mü’mine yaraşan, diğer kardeşlerinin işini kolaylaştırmak, yükünü hafifletmek, başarılarına sevinmektir.
Ey Güzel Rabbim! Herkes bir yana Sen, hep Sen, ey rahmeti engin Rabbim! Sen’in çatın ne geniştir, gök kubben ne zengin Rabbim! Bizler beşeriz. Pek çok şaşarız. Lâkin bizi hiçbir vakit, bir Müslüman ile kavgaya düşenlerden eyleme. Âmin. Âmin. Âmin.

 

Yorum Yazın

Facebook