Sunuş - Nisan 2017

0

Aziz Okuyucu;

Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellemin hukukunu anlamaya adanmış bir Altınoluk sunuyoruz bu ay sizlere.

Kafalar karışıyor, karıştırılıyor.

Rasulullah (s.a.v.) haber vermiş:

“....koltuğuna kurulan tok adamların “Sadece şu Kur’an lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter” diyeceği günler gelmiş.” (Ebu Davud, Sünnet, 6, İmare 33; Tirmizi, İlim 10)

Bazı yerlerde “Bu hadis sahih mi?” diye soruluyor.

Burada bildirilen şey zaten yaşanıyor. Belki şaşıranlar, Rasulullah aleyhissalatü vesselamın “gelecek olan günler”i bu kadar net ortaya koymuş olmasına şaşırıyorlar. Oysa bir hadisi şerife bakıp bir de kendimize bakmalı ve “Acaba ben Rasulullah’ın işaret buyurduğu kimselerden miyim?” diye sormamız lâzım.

Sonra şu üç ayet-i kerimeyi okumak lâzım:

“Şüphesiz ki Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler ve: “bir kısmına îmân eder, bir kısmını inkâr ederiz” diyenler ve bunun arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu, işte bunlar gerçek kâfirlerin ta kendileridir. Kâfirler için ise (pek) aşağılayıcı bir azab hazırladık!” (Nisa, 150-151)

“Hayır, Rabbın hakkı için, onlar aralarında çıkan çekişmede seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam teslim olmadıkça, iman etmiş sayılmazlar.” (Nisa, 65)

İlk iki ayet;

-Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenleri

-“Bir kısmına îmân eder, bir kısmını inkâr ederiz”  Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenleri ve arada bir yol tutabileceklerini sananları “kafirlerin taa kendileri” olarak niteliyor.

-Diğer ayette de Rabbimiz, mü’minler aralarında çıkan herhangi bir ihtilafta Rasulullah’ı hakem yapıp sonra da verdiği hükme, üstelik içlerinde herhangi bir burukluk duymadan teslim olmadıkça iman etmiş sayılmazlar, buyuruyor.

Bize düşen, ilk iki ayette tarif edilen insanlar arasında bulunmamaya, ikinci ayette zikredilen insanlardan ise “Rasulullah’ın verdiği hükme içinde hiçbir burukluk duymadan razı olanlar”dan olmaya çalışmaktır.

Rasulullah’ın verdiği hükme razı olmak, illa O’nun huzuruna “Bizim aramızda şöyle bir ihtilaf çıktı” diye varmak söz konusu olduğunda olmamalı. O da fani ve O’nun huzuruna böyle çıkmak söz konusu değil. Ama biz içimizde soru oluştuğu her durumda O’nun bize bıraktığı “İki Emanet”e başvurup cevabını alabiliriz. Kur’an da O’nun “Sadık haberci” hüviyetiyle bize ulaştı, Hadisler ve Sünnet de, O’nun “Sadık icracı” hüviyetiyle şekillendi.

Allah Teâlâ, Rasulü için “Lütuf” tanımlamasını yapıyor. Ötesi var mı?

Biz Rasulullah’ı “İlahi Lütuf” olarak görürsek, hayatımız için “Lütuf” olur. Görmezsek’in izahı yok. Yok. Öyle yapan belasını bulmuş demektir zaten. Allah muhafaza etsin. “Allah ile Rasullerinin arasını ayıranlar...”ın Allah’ın kitabında nasıl tanımlandığına baksın.

Rabbimiz “İlahi Lütuf”a lâyık mü’minler olmayı nasip etsin.

Sizleri Altınoluk’la başbaşa bırakıyoruz, sağlıcakla kalın efendim.

Yorum Yazın

Facebook