İYİ DİNLE NEFSİM!

0
İYİ DİNLE NEFSİM!
İYİ DİNLE NEFSİM! - Neslihan Nur Türk
Sayı : 394 - Aralık 2018 - Sayfa : 51

Sözlerim hep sanadır, sanma ki gayrıyadır!
Yâr’da yok olmamışa, Yâr’inden ayrıyadır!

Bir başkasının hüznünü, kederini, mahrûmiyetini düşünmeden gülmek, sevinmek ne kadar düşüncesizce ve bencilceyse, başkalarının kendi hüznü, kendi kederi ve kendi mahrumiyeti sebebiyle, sürekli üzgün, mahzun ve mutsuz olmasını veya öyle görünmesini beklemek de bir o kadar düşüncesizce ve bencilcedir.
&
Kimileri, işine gelmeyen, hoşuna gitmeyen konuşmalara, ¨Çok Konuşma¨ adını takar.  Nefislerini okşamadığın, yaptıklarını onaylamadığın zaman ya hiç konuşmadığını ya da çok sessiz ve soğuk olduğunu düşünürler. Takılan bu isimlere takılma. Ne sıcaklık sözledir, ne soğukluk sükûtla… Söyleyen de dinleyen de dolsa hakîkî aşkla… İşte o vakit sona erer de zemherî kışı, üşütmeyen, bunaltmayan bir dostluk çıkar ortaya.  
&
Kimileri seni uzaktan uzağa gözünde büyütür, haberin bile yokken, kendi içinde seni ‘Bir numara!’ ilan eder. Sonra, kendi kendine îlan ettiği bu vasfı çekemeyip derde düşer. Eğer böyle biri hiç beklemediğin bir anda, vesvese ve vehimle gelip bozuk atar, ‘Ne yani! Sanki sen bir numara mısın?!’ diye sormaya kalkarsa de ki: Bizde numara yok! Üstelik bir numara olmak için değil, Rabbimizin rızâsına nâil olmak için çalışıyoruz. Bu sırada kimseyle de yarışmıyoruz. Yarıştığımız tek şey vardır, o da zamandır.
    &
Bazen istediğin tonu tutturabilmen için kat kat boyaman ve çok uğraşman gerekir. Bazen mavi ile başlar, sarı ile bitirirsin. Netîce her zaman, başta hayâl ettiğin gibi olmayabilir; fakat içine sinecek olanı bulabilmek için yılmadan denemelisin. Unutma ki Allah’ın lütfu ile bu kadarını yaptıysan, şüphesiz, daha iyisini de yapabilirsin!
    &
Öldükten sonra ardından bir duâ ordusu gelecek mi sanıyorsun? Bana kalırsa en güzel duâ, fırsat elindeyken, yani yaşarken, edeceğin duâdır. Hayattayken bile ziyâretine gelemeyen, bir ihtiyâcın var mı, diye sormayı akıl edemeyen insanların, öldüğünde senin için kayda değer bir şeyler yapacağını mı zannediyorsun?
    &
Bir gâfilin tabağında mı yoksa bir velînin tabağında mı olmak isterdin? Arsız, vefâsız, şükürsüz birinin tabağında mı, edepli, vefâlı, kanaat sâhibi birinin tabağında mı iyi hissederdin? Şimdi kendini tabağındaki üzümün yerine koy. Nasıl bulmak istiyorsan, öyle ol.
&
Ya ön ödeme yapıyorsun ya da önceden aldığın bir şeyin tehir edilmiş ödemesini yapıyorsun. Başına gelen hiçbir şey boşa değil.
&
De ki: Sen beni seversin. Sen bana lütfedersin. Olan da olmayan da senden lütuftur. Sen yârsın! Öyleyse oldurduklarınla da oldurmadıklarınla da beni mutlaka bir şeylerden korumaktasın. Benim seni hakkıyla sevebilmem ne mümkün!? Seven de sevilen de aslında Sensin! Ben günahkâr, gâfil, unutkan bir insanoğluyum. Mükemmel olan ise Sensin. Aşkına hakkıyla karşılık veremeyen, âciz ve düşkün olup nefsine uyan benim. Sende zaaf yok! Senin eşsiz aşkına lâyık olamayan benim! Seyreden, gözetleyen, bekleyen, her bir derdime devâ lütfeden, unutmayan, uyumayan, Sensin. Çağrılarına hakkıyla karşılık veremeyen, dâvetlerine vakitlice icâbet edemeyen, kalkamayan, uyanamayan, secdeye varamayan benim! Hiç bıkmadan bekleyen sensin! Yanlış benim, eksik benim, kusur benim, günah benim, suç benim. Teslim olamayan, sabredemeyen, şükredemeyen benim.
    &
Her nefis hatâ etti. İyi ki de Allah, diğerlerinin gözlerini bizim hatalarımızı göremeyecek acziyette halk etti. Aksi takdirde kimse kimseye saygı duyamazdı. Gözde perde, kulakta perde, akılda perde olmasa, dayanamaz, çatlardık! Utandırır, utanırdık. Perdeleri bile rahmet olan Sevgilinin, verdiği bir nimeti geri almasına îtiraz mı ediyorsun? Öyleyse hiç durma! Titre ve kendine gel!  
&  
Hangi duyguyla ikrâm ediyorsun? Oh oh nasıl da çok verdim, aferin bana doygunluğuyla mı yoksa, âh ne versem az, ne kadar versem yine yetmez coşkunluğuyla mı?   
&
Kaç yaşındasın? Kendini dünyanın merkezi sanan hırçın bir çocuk gibi üç yaşında mı? Ergenlik dönemini geçirmekte olan ukâlâ bir genç gibi onbeşinde mi? Kemâle yaklaşmış olgun ve vakur bir yetişkin gibi kırk yaşında mı? Asıl olan kafa yaşı değil, kalp yaşıdır bilesin. Dikkatle seyredip ibret almalı, ¨bu yaştaki adama yakıştıramadım¨ dediğin ne kadar abeslik varsa, kendinden uzağa göndermelisin. Aksi taktirde, kınadıklarını yaşamaktan, ölemez olursun.  
&    
Tarlan olsa da meyvelerin içi çürük çıksa, suçu çok sıcak geçmiş olan yaz mevsimine bağlıyorsun. Bu durumda, bir dahaki seneye, o çürük meyveyi almayı bile hak etmez oluyorsun. Yiğit çiftçi odur ki, Hakk’ın kendisini, verdiği çürük meyve ile tefekküre dâvet etmekte olduğunu fark etsin de suçu sıcaklara değil, kendi içindeki çürüklere yüklesin. Bunu o kadar uyanıklıkla yapsın ki, en sonunda büyük bir mahcûbiyyet içinde, ¨Hey gidi Mevlâm! Ben senin verdiğin çürük meyveyi bile hak etmiyorum ya, sen yine de rahmetin gereği bana beni gösteriyor, belki düşünürüm diye ikram ediyorsun, çok şükür!¨ desin, diyebilsin.
    &
Dinle bak, yara olup kanayan kulağın sana ne diyor: Süslenmek helâldir, israf haramdır. Haddi aştığın için helal ezâya dönmüştür. Çıkar artık şu kocaman küpeyi benden. Aksi taktirde yavaş yavaş, sabırla ve canını yaka yaka yırtılacağım ve eğer sen çıkarmazsan, kendim kurtulacağım bu külçe gibi küpelerden! Ne olur ki bana biraz kulak versen. Bak, o küpeler zaten seni hep rahatsız ediyor. Yatarken batıyor, yıkarken batıyor, saçlarına takılıyor. Gör artık gör! Nefsine tâbî olup ölçüyü kaçırdığın sürece, canın yanıyor. Neden hâlâ ısrarla bildiğini okumaya devam ediyorsun?
&
Hatâyı hep kendi dışında aradığından, ilacı da hep yanlış yerlerde arıyorsun. Bunun tabii neticesi olarak, ilaç diye zehre, rahmet diye zahmete meylediyorsun. Namazın iyiyse, orucunda sıkıntı çıkıyor. Sabrın iyiyse, şükründe problem oluyor. Hizmetin artsa ibâdetin eksiliyor. Kur’an okuyorsun, daha çok Kur’an hatmin olsun istiyorsun, bu sefer de anlamayı ihmâl ediyorsun. Belki yüzlerce hatim indirdin; fakat hâlâ cimrilik ediyorsun. Beşine beş ekleyerek namaz kılıyorsun; fakat hâlâ birilerinin hakkını yiyorsun. Allah aşkına insâfa gel de söyle, geçen akşam, bir yaprağı temiz, bir yaprağı çürük çıktı diye horladığın o lahanadan ne farkın var?
&
Çocuklardan birisi önüne koyulan oyuncaklarla ve kendisine çizilen sınırın içinde oynuyor, bir diğeri ise oyuncaklarını bırakıp mutfağa geçiyor ve kibritle oynuyor. Hangisine yaramaz diyorsun? Sen hangi çocuğa benziyorsun? Kurallara uygun, yaramazlık etmeden, hak çiğnemeden ve çocuk sâfiyetiyle oynayabiliyor musun? Nasıl yaşarsan, öyle ölürsün ne demek? Nasıl oynarsan, öyle ölürsün.
    &
İyi duydun mu nefsim?
Sözlerim hep sanaydı, sanma ki gayrıyaydı! Yâr’da yok olmamışa, Yâr’inden ayrıyaydı!

 

Yorum Yazın

Facebook