TURİSTLERE TEBLİĞ YAPARKEN…

0

Altınoluk: Muhterem Hocam, Sultan Ahmet Camisinde son beş yıldır turistlere İslam’ı tanıtma projesinde yer aldığınızı biliyoruz, bu faaliyete nasıl başladınız?

Prof. Dr. Süleyman Derin: Her yıl İstanbul’a milyonlarca turist geliyor ve turistlerin çoğu Sultanahmet camiimizi ziyaret ediyor. Ne acı ki İslam’ın mabedini gezen turistler, İslam ile alakalı herhangi bir bilgi alamadan geri dönüyorlar. Kimi zaman bu durum bazı rehberlerin İslam hakkındaki olumsuz sözleriyle daha da kötü hal alıyor.

Esasen Peygamber Efendimize varis olmayı en çok tebliğ ehli hak ediyor. Zira Efendimiz’in en çok meşgul olduğu ve önemsediği iş, gayrimüslimlere tebliğde bulunmak, sahabeleri de hep daha iyiye doğru irşat etmekti. Peygamber Efendimiz’i rehber olarak gören bizler ise bu vazifemizi unuttuk. Bunun sebebi belki daha önceleri dini hayat üzerine yapılan ağır baskılar idi. Hâlbuki bugün globalleşen dünyada insanlar fikirlerini serbestçe yayıyorlar. Gelişen teknoloji, kolaylaşan seyahatler bizlere İslam’ı tebliğ adına güzel fırsatlar sunuyor.

Fakir, İngiltere’de doktora yaptığım yıllarda misyonerlerin Hristiyanlığı tanıtmak için giriştikleri gayretlere şahit oldum. Bir gün Londra Aziziye camisinde Cuma namazını kılmıştım, camiden çıkınca bir de ne göreyim, Türkçeyi iyi konuşan misyonerler caminin önündeki caddeye masalarını kurmuşlar, bizleri Hristiyanlığa davet ediyorlar. Onların bu gayretleri bana tebliğ konunda güzel fikirler verdi. Türkiye’ye dönünce kendi kendime “camilerimize ziyarete gelen yabancı misafirlere niçin İslam’ı tanıtan faaliyetler yapmıyoruz?” diye sordum. Daha sonraki yıllarda şartların da olgunlaşması ile bu planımı hayata geçirmek mümkün oldu. İstanbul Müftülüğümüzün de desteği ile muhtelif üniversitelerden öğrencilerimizi organize ederek, Sultanahmet camisinde İslam’ı tanıtma ve cami Rehberliği hizmeti başlattık. Bu faaliyetten çok güzel neticeler aldık. İslam’ın ve imanın şartlarını özetlediğimiz powerpoint sunumdan sonraki soru-cevap faslında turistlerden gelen dinimizle alakalı pek çok soruya cevap vermeye çalıştık. Bazı turistler bu sunumlardan sonra İslam’a girdiler. Tabi hidayet Allah’tan. Bize düşen ülkemize gelen yabancı misafirlere İslam’a dair doğru bilgiyi verebilmek.

Yeri gelmişken dinimizi camide anlatmanın sebebini sizlerle paylaşmak istiyorum. Sekülerleşmiş Batı âleminde din tamamen şahsi bir konu olmuş. Bir insana dini görüşlerini sormak, cebinde kaç para var demek kadar ayıp karşılanıyor. Bu durum sadece mabetlerde normal görülüyor. Çünkü insanlar camiye sadece gezmek görmek için değil aynı zamanda din hakkında bilgi almak için de geliyorlar. Burada şunu da ilave edeyim ki ecdadımız İslam’ın tebliğini bizzat ihtişamlı camileriyle yapmışlar; insanların cami ve din konusunda meraklarını uyandırmışlar. Öyle ki bazı turistlerden Sultanahmet’e tekrar tekrar gelmekten kendilerini alamadıklarını bizzat dinledim.

Altınoluk: Camiye gelen ziyaretçiler en çok neyi merak ediyorlar, hangi soruları soruyorlar?

Derin: İslam ile alakalı yaptığımız sunumdan sonra misafirlerimize soru-cevap için vakit veriyoruz; tebliğin ana eksenini bu bölüm oluşturuyor zaten. Zira verilen her cevap İslam’ın bir başka güzelliğini ortaya koyuyor. En çok İslam’da kadın hakları, İslam ve terörizm gibi konulardan sorular geliyor. Tabii biz de öğrencilerimize bu konularda eğitim vererek onları her türlü zor sorulara hazırlıyoruz. Hiçbir soruya kızmamak; her şeye Kur’ani tabirle Ahsen yani en güzel şekliyle cevap vermek gerekiyor. Cevaplar, soru soranın milletine, kültürüne ve dindarlığına göre değişiyor. Diyelim ki tesettür ile alakalı bir soru geldi, soran dindar bir Hristiyan ise cevap vermek daha kolay oluyor. Ona şöyle diyoruz, kiliselerinizdeki Hz. Meryem resimleri hep başörtülü, rahibeleriniz baştan aşağı tesettüre bürünmüş. Peki Hazreti Meryem’de ve rahibelerde dindarlık alameti olan başörtüsü, niçin Müslüman kadınlara gelince dini baskının bir aracı gibi görülüyor? Soruyu soran şoke oluyor, Müslüman kadınların baskıdan dolayı değil Allah için örtündüğünü farkediyor.
Aynı şekilde İslam’ın kısas ve zina haddi cezalarının Tevrat ve İncil’de de olduğunu söylüyorum, hepsi çok şaşırıyor. Zira pek çok batılı Tevrat’ı ve İncili iyi okumuyor ve zannediyorlar ki haramlara verilen cezalar sadece Kur’an’da var, onların kitaplarında yok.

Netice olarak şunu söylemek gerekiyor ki tebliğ çok ciddi bir iş, dersine iyi çalışmak, insanların psikolojisini iyi bilmek gerekiyor. Kuran-ı Kerim en çok peygamberlerin ümmetlerine karşı verdiği tebliğ mücadelesini anlatarak bize tebliğ konusunda yol gösteriyor, hedef çiziyor.

Gönül ister ki ülkemizde hemen her alanda hizmet veren dini vakıflarımızın bir kısmı sırf bu işe odaklansın, her dile Kuranımızı ve diğer dini eserlerimizi tercüme ettirsin, tebliğ psikolojisi ile ilgili araştırmalar yaptırsın, kongreler düzenlesin. Bu iş sadece fertler ile yapılacak bir iş değil, üniversiteler, vakıflar, hatta büyük şirketler bu işe omuz vermeli. Yoksa ahiret günü sorumluluğumuzu yerine getirememenin pişmanlığını yaşarız.

Altınoluk: Tebliğ yaparken karşılaştığınız ilginç hatıralarınız oldu mu?

Derin: İyi bir tebliğci olmak için muhatabımızı çok iyi tanımak gerekiyor. Bir keresinde Amerikalı bir gruba namaz ve abdesti anlatıyordum. Müslümanlar günde beş kere abdest alır, haftada da en az bir kere Cuma için gusül alırlar dedim. Grubun içindeki bir Amerikalı Müslüman beni uyararak, hocam Amerikalılar sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez duş alırlar, haftada bir kere gusül diyerek sayı vermeyelim dedi. Ben de Müslümanlar günde beş kere namaz için abdest alır, istedikleri kadar da duş/gusül alır diyerek meseleyi düzelttim. Yine bir keresinde tesettürü anlatıyorum. Bir hanım dedi ki siz erkekler kısa kollu tişört, altınıza da şort giyiyorsunuz, tüm zahmeti kadınlara yüklüyorsun deyince, kıyafetime daha bir dikkat ettim. Allah dostlarının niçin kısa kollu elbiseler giymediğini o gün çok daha iyi anladım. Tebliğ ehli aynen sufiler gibi olmalı. Bir şey ruhsat olsa da onunla değil azimet ile amel etmeli. Belki bu yüzden sufilerin yaptığı tebliğ ve irşad çok daha başarılı oluyor, çünkü onlar söyledikleri her şeyi önce kendileri yaşıyor.
Altınoluk: Tebliğin dini anlama ve yaşama konusunda size katkısı ne oldu?

Derin: Tebliğ yaparken Ukaz panayırında insanları imana davet eden Peygamberimizi (s.a.v.) daha iyi anlıyorum. Tebliğ yaparken egonuz şişmiyor, “ben büyük hoca oldum” diyemiyorsunuz, muhatablarınız lisan-ı hal ile size; “Madem hak dinde olduğunu iddia ediyorsun, hadi ispat et de görelim” diyorlar. Bin kişi elinizde Müslüman olsa dahi yeni biriyle konuşurken sıfırdan başlıyorsunuz. İnsanlar sözlerinize hak vermeyince acziyetinizi fark ediyorsunuz. Allah’tan tüm kalbinizle yardım istiyorsunuz. Çünkü ne kadar iyi tebliğ yapsanız da kalpler O’nun elinde. Dünyevi işlerde insan biraz daha önünü görebiliyor. Sebebe sarılınca neticeyi elde edebiliyor. İş tebliğe gelince Rabbimizin Hadi (hidayet veren) ismine tevekkül etmekten başka çareniz yok.
Altınoluk: Okuyucularımıza tebliği konusunda neler tavsiye edersiniz?

Derin: Müslüman hak bildiğini üslubunca her ortamda diğer kardeşleri ile paylaşmalı. Bu bir gayri müslim de olur, İslam’ı iyi bilmeyen bir komşumuz da olabilir. Müslüman tebliğ yapmak için fırsat kollamalı, insanların seviyesine ve ihtiyacına göre arifane bir şekilde tebliğ yapmalı. Peygamber Efendimiz’den sonra başka peygamber gelmeyeceğine göre tebliğ sorumluluğunun tamamen bizim omuzlarımızda olduğunu hiç unutmayalım. Acaba son nefesimizi verirken ümmeti olduğumuz Peygamberimiz gibi biz de: “Şahit ol ya Rab, gönderdiğin kitabı gücüm yettiğince herkese ulaştırmaya çalıştım” diyebilecek miyiz? İşte tüm mesele bu.
Yeri gelmişken bir hakkı da teslim etmek gerekiyor: İslam’ı tanıtma ve yayma hususunda bizlere yardım eden İstanbul ve Fatih müftülüklerimize, Boğaziçi Vakfımıza, Sultanahmet Camisi Derneğimize, Kültürlerarası İletişim Derneğine ve tüm fakülte öğrencilerimize teşekkür ediyorum. Bu kurumlar ve şahıslar yaptıkları hizmetlerle hepimizin üzerindeki farz-ı kifaye yükümlülüğünü yerine getiriyorlar. Son olarak da tebliğ konusunun ehemmiyetini ifade etme fırsatı verdiği için de size, Altınoluk Dergimize şükranlarımı sunuyorum.

Misyonerler Afrika’ya Tabutlarıyla Gittiler

Hristiyan misyonerler pek çok zorluklara katlanarak dünyanın ve özellikle de Afrika’nın her köşesine gitmişler ve maalesef, pek çok Müslümanı kaybetmiş durumdayız. 1800’lü yıllarda misyonerler Afrika’ya sırtlarında tabutlarıyla gidiyorlar, tabutların içine özel eşyalarını taşıyorlar, biliyorlar ki Afrika’da bir Misyonerin hayatta kalabileceği ortalama süre altı ay, ya hastalıktan, ya da kabilelerin saldırısından ölüyorlar, bile bile dinleri için ölüme gidiyorlar. Onların batıl dinleri için yaptıkları bu fedakârlığı görünce bizim yaptığımız devede kulak bile değil. Madem İslam’a davet yolunda Sahabe efendilerimiz gibi uzak diyarlara gidemiyoruz, hiç olmazsa ayağımıza gelmiş ve bizden bilgi bekleyen insanlara ulaşalım. Bu fırsatı kaçırmayalım.

Yorum Yazın

Facebook