Eğer Nefs Mûtî Değilse

Nefs, mutmainne derecesine ulaşınca mûtî olur ve o zaman nefsi beslemek lâzımdır. Vücûdu hareket ettiren nefstir, o da buhâr-ı zulmânîdir. Bu îtibarla bu hadîs-i şerîf mûcize gibidir. Çünkü vapur ve şimendiferleri yürüten de buhârdır. İnsanı yürüten de buhâr-ı zulmânî olan nefstir. Vapurun buhârı tükenince nasıl yürümezse, nefs de gıdâsını alamazsa ateş ve sudan hâsıl olacak buhâr-ı zulmânî husûle gelemeyeceğinden yürümez. Bu cihetle itaatkâr olan nefse rıfk ile muâmele edip gıdâsını vermek lâzımdır. Nitekim âyet-i celîlede:

كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ

Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyiniz.” (Âraf Sûresi, 160)

قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ىۤ اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ

De ki, Allah’ın kulları için yarattığı ziyneti ve güzel rızıkları kim haram kıldı?” (Âraf Sûresi, 32) buyuruluyor.

Nefs eğer mûtî değilse ona da adâvet edip öldürmek lâzımdır. Bir kimse düşmanına ikramda devam ederse düşmanı da onu sever. Hâlbuki nefs terbiye olmazdan önce, kendisine rıfk ile muâmele ettikçe o düşmanlığına devam eder. Çünkü nefs, emmâre bi’ssûdur. Yani kötülüğü emredicidir. Binâenaleyh nefs mûtî oluncaya kadar adâvet edilir, mûtî olunca da rıfk ile muâmele edilir. Bu da ruhsat ile ameldir. Hadîs-i şerîfte:

Ümmetimin efdali ruhsat-ı şer’iyye ile amel edenlerdir.” buyurulmuştur.

***

Nefsin yedi kötü sıfatı vardır:

Ucûb (kendini beğenme), kibir, riyâ, gadab, hased, mal sevgisi ve makam sevgisi. Cehennemin de yedi kapısı vardır. Kim nefsini bu yedi kötü sıfattan temizlerse cehennemin bu yedi kapısı ona kapanır ve cennete girer.

*

Üç şey kalbin kötülüğünün alâmetidir:

1- Allah’a itaatten tad almamak.

2- Günâha düşmekten korkmamak.

3- Başkasının ölümünden ibret almayıp aksine her gün dünyaya daha çok bağlanmak.

*

Dört şey şekâvet alâmetidir.

1- Ağlamayan göz.

2- Kasvetli (ürpermeyen) kalb.

3- Tûl-i emel.

4- Dünyaya aşırı düşkünlük, yani hırs.

*

Peygamber Efendimiz -aleyhisselâm- buyurdular:

Dünyanın kıvâmı dört şöyledir:

1- Ulemânın ilmi,

2- Ümerânın adâleti.

3- Zenginlerin sahâveti.

4- Fakirlerin duâsı.

*

Hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekiniz.” buyuruyorlar.

Meşâyıh-ı kirâmdan bir cemaat muhâsebe yolunu seçmişlerdir. Gece uykuya yatmadan önce kendi söz, fiil, hareket ve günlük davranışlarını mülâhaza ile taksîrat ve günahlarına tevbe ve istiğfar ederler, sâlih amellerinin de Cenâb-ı Hakk’ın tevfîkiyle olduğunu bilirler ve Allah’a hamd ve şükre devâm ederlerdi.

Fütûhât-ı Mekkiyye sâhibi İbn Arabî muhâsebeyi çokça yapardı. Buyurdu ki:

“Ben kendimi hesaba çekmekte diğer şeyhlerden ziyâdeyim, kendi havâtır ve niyetlerimi muhâsebe ederim. Bana göre Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in buyurduğu veçhile uykudan evvel yüz kere tesbih, tahmîd ve tekbir (Sübhânellah, Elhamdülillâh, Allahu Ekber) demek muhâsebe hükmündedir.” derdi. Tevbenin anahtarı olan tesbîh, tahmîd ve tekbîri söylemek sûretiyle kusûr ve günahlarından dolayı af diler ve günaha düşmekten dolayı Cenâb-ı Kuddûs-i Hak Teâlâyı her türlü noksandan tenzih ve takdîs eylerdi.

İstiğfârda, günahın setr olunmasını talep vardır. Kelime-i tenzîhin (Sübhânallah) tekrarında günahın yok olmasını talep vardır. Sübhânallah acîb bir kelimedir ki, lafzı az fakat mânâ ve faydaları çoktur.

Kelime-i tahmîdin tekrarı ile Allah’a şükür sırrına mazhar olunup Hak Teâlâ’ya şükür edâ edilir. Hamd de onun şahsına râcîdir.

Muhâsipler istiğfar ve şükür ile iktifâ eylediler. Bu kudsî kelime ile hem istiğfarın kârı hâsıl olur hem de şükür edâ olunur.

(M. Sâmi Ramazanoğlu, Musâhabe 6, s.21)

 

PAYLAŞ:                

Mahmud Sâmi Ramazanoğlu

Adana’da doğdu. Babası Ramazanoğulları diye bilinen aileden Müctebâ Bey, annesi Ümmügülsüm Hanım’dır. Adana’da rüşdiye ve idâdîde okuduktan sonra İstanbul’a gidip Dârülfünun Hukuk Fakültesi’ne kaydold

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle