Din Hakikati ile İlişkimiz Sürdükçe Nesiller Arası İletişim de Sürer

0
Din Hakikati ile İlişkimiz Sürdükçe Nesiller Arası İletişim de Sürer
Din Hakikati ile İlişkimiz Sürdükçe Nesiller Arası İletişim de Sürer - Altınoluk
Sayı : 402 - Ağustos 2019 - Sayfa : 12

Prof. Dr. Ergün Yıldırım ile…

ALTINOLUK: Bir arada yaşayan farklı nesilleri birbirinden ayıran temel özellikler nelerdir?  Günümüzde pazarlama amaçları ile ortaya konan nesil ayırımlarına ne kadar güvenebiliriz?
PROF. DR. ERGÜN YILDIRIM: Toplumlar çeşitli nesillerden oluşur. Her nesil kendi içinde çeşitli benzerlikleriyle bir homojen grup oluşturur. Bu benzerlik ortak yaş özellikleri olabilir, önemli toplumsal olayları beraber yaşama olabilir ya da belli kültürel değerlerin etkileri altında kimlik kazanmalarından doğabilir. Örneğin 68 kuşağı diyoruz. Avrupa’da 1968 yıllarında bireysellik, özgürlük, başkaldırı temelinde gelişen olayların ve akımların etkisiyle oluşan bir nesli anlatıyor. Türkiye’de de 80 öncesi kuşak dediğimizde derin politik yarılmalar temelinde ortaya çıkan çatışma üzerimden kimlik kazanan grupları kast ediyoruz. Sosyal bilimlerde politik olanı, kültürel olanı, ekonomik ya da sosyolojik olanı temel alarak kuşak tanımları yapabiliriz. Örneğin 1990'larda popüler kültürün yükselişi ile beraber yeni bir kuşak ortaya çıkıyor. Apolitik, bireysel ve daha dünyaya açılan bir kuşaktır bu. Son 20 yıldır dünyada hızla gelişen bir nihilist ve post-modern kültür var. Tüketici, protest, apolitik, lakayt ve hedonist özellikleri ile öne çıkıyor. Ben buna trans nesli diyorum. Çünkü transkültür içinde şekilleniyor. Kaygan, akıcı, sabiteleri olmayan, hep geçiş alanında varlık sürdüren, iyi ve kötüyü bir arada görmek ve yaşamaktan yüksünmeyen bir post-modern durum. Hem şarap içen hem de camide kuran okuyan bir lideri başkan seçmeyi tercih ediyorlar. Örnek aldıkları müzik, film ve oyun aktörleri hem erkek hem kadın, ya da kadın ve erkek arasında akan imgelerle öne çıkıyorlar. 
ABD işletmecilerinin (marketing) ortaya koydukları XYZ tarzındaki kuşak sınıflamaları çok gayri ciddi. Hiçbir derin felsefi ve kültürel boyut taşımıyor. Sadece pazarlamaya endeksli bir okuma biçimi. Oysa nesil bunların çok ötesinde olan bir şey. Mesela Diriliş Nesli, Büyük Doğu Nesli ve Asım’ın Nesli bizim toplumsal hayatımızın kültürel kırılmalarında ortaya çıkan tanımlamalar ve arayışlar. Aslında bunalan nesillere çözüm için önerilen alternatif nesil okumaları. Belli oranda da toplumumuzu açıklıyorlar. Bu açıdan da bizim sosyolojik gerçekliğimizle daha fazla bütünleşen ve daha fazla temsil güçleri olan nesil okumaları. Artık yeni kaotik sosyal varlık dünyamızda ve küresel taarruzla gelişen transnesil dayatma ve realitesine karşı yeni nesil okumaları geliştirmek zorundayız. 
ALTINOLUK: Nesil çatışmaları tarih boyunca hiç gündemden düşmemiş, yaşı büyükler gençleri, gençler yaşı büyükleri hep anlayışsızlıkla suçlamışlar. Günümüzde bilişim teknolojilerinin ana belirleyici olduğu bir vasatta nesiller arası çatışmanın mahiyeti hakkında neler söyleyebilirsiniz?
E. YILDIRIM: Genç nesiller ile yaşlı nesiller arasında belli aralıklar vardır her zaman. Genç nesil dünyaya fethe yönelen umutlar içindedir.  Heyecan ve coşku ile dünyaya bakar, arzuları akıldan önde gelir. Yaşlı olanlar ise daha akılcıl, daha realist ve daha tecrübeli. Bu farklı iki nesil bilinci arasında anlaşmazlıklar ve sürtüşmeler normal. Ancak bizim modernleşme ile beraber yaşadığımız farklı bir nesiller arası çatışma durumu var. Modernleşme ile daha fazla şehirleşen, kentleşen ve bilinç değişimine uğrayan gençler ebeveyn ya da kendilerinden yaşlı olan ve daha geleneksel kalan nesillere karşı mesafe geliştirirler. Aslında modernleşmenin ürettiği bir mesafe bu. Gelenek ve modernleşme, köy ve şehirlilik nesiller üzerinde çatışır. Bu da kuşak çatışmasının bir türünü oluşturuyor.
Yeni nesiller küresel teknolojiyi kullanıyorlar. Sadece kullanmakla kalmıyorlar, onun içinde benliklerini inşa ediyorlar. Bu da yeni arzular, yeni yönelimler, yeni algılar demektir. Daha seküler, daha hızlı, daha akışkan, daha kibirli, daha bireyci bir ben bilinci oluşuyor. Dünyayı daha fazla tanıyor. Daha fazla tüketmek, gezmek, arzularına kavuşmak istiyor. Benliklerinin ritminde olağanüstü bir hızlanma ve akışkanlık var. Buradan gelen transkültür onları hakikat ötesine davet ediyor. Bundan dolayı ebeveynler, önceki yaş kuşağı onlara yabancılaşıyor. Aynı zamanda onlar da yabancılaşıyorlar. 
ALTINOLUK: Nesilleri birbirinden ayıran farik vasıflar ile nesilden nesle aktarılması gereken değişmez değerler arasında nasıl bir ayırım olduğunu düşünüyorsunuz? 
E. YILDIRIM: Nesiller, çeşitli farklılıklar ve benzerlikler etrafında oluşan gruplaşmalar. Bunlar arasındaki mesafelerin gerçeklikleri ile beraber aşılmaz duvarlardan bahsetmek de doğru değil. Sonuçta kültürel, sosyolojik ve tarihsel farklılıkları aşan ve daha evrensel özellikler kazanan değerler de kültürler de var. Hepimiz aynı dili konuşuyoruz Türkiye’de. Bayramlardan geçiyoruz. Ortak inançlarımız var. Hırsızlık kötüdür, fakire yardım etmek iyidir gibi evrensel inançlarımız ve ahlaki ilkelerimiz yüzyıllardır devam ediyor. Bütün bunların aktığı bir sosyal varlık dünyasında yaşıyoruz. Bundan dolayı nesilleri gettolara çevirmenin manası da yoktur. 
Ed-din, bir hakikattir. Bu hakikat, ona teslim olan bir Müslüman için, bütün nesiller için geçerlidir. İçinde yaşadığımız dünyanın değişken, kaotik ve belirsiz akışı içinde bu sabitemiz ile ilişkimizi sürdürdüğümüz zaman kuşaklar arası iletişimimiz de sürer. Ancak bunun dili, üslubu ve meşrebinin “zamanın rubuna” hitap etmesi ya da “asrın idrakine söyletilmesi” zorunludur.
ALTINOLUK: Güzel ahlâk olarak tarif ettiğimiz değerleri büyükler genç nesillere aktarmak için neler yapmalılar? Bir diğer ifade ile nesiller arası değer aktarımının olumlu gerçekleşmesi nasıl sağlanacak? 
E. YILDIRIM: Ahlâk en büyük değerlerimizin başında gelir. Ahlâk, salt bir bilgi nesnesi değil. Bundan dolayı onu aktarmak da salt bir bilgi sürecinden oluşmaz. Ahlâk öncelikle davranış/eylem temelinde yürüyen anlamdır. Bu anlam bilgiden daha fazla davranışlarla ve gündelik yaşam pratikleriyle tezahür eder. “Olgun nesiller”, iyinin güzelin doğrunun değişmez ilkelerinin anlamlarını pratik hayatlarıyla temsil ettikleri zaman aktarım gerçekleşir. Aslında amaç da temsil değil, yaşamak olmalıdır. Yaşanan, anlamı doğal bir biçimde insanlara hissettirir, gösterir. Bunun için ebeveynler, öğretmenler, esnaf, siyasetçiler, akademisyenler, din adamları… hepsi de önemli. Onlar bulundukları bağlam içinde doğru, iyi ve güzel hareket ettikleri zaman aktarım gerçekleşir. Elbette aktarımın kolektif boyutu da önemli. Cemaat olarak, grup olarak ve cemiyetler olarak (STK’lar olarak) yaptığımız her ne olursa olsun onu doğru, güzel ve iyiye matuf yapma çabasında ve niyetinde olmak gerekir. Ahlak derslerini ve ahlak seminerlerini vermek yerine beraber herhangi bir faaliyeti yaparken yeni nesil ile saygınlık temelinde bir ilişki kurulmalıdır. Onlara hükmeden, onları azarlayan, onları kullanan, onları pragmatik ilişkilere davet eden, onları katı hiyerarşik ilişkilere sokan, onların şahsiyetini ezen….tutumlardan kaçınmak gerekir. Çoğunlukla aktarılan bilgiden çok aktarımın üslubu ve bundan doğan kişiler arası etkileşim önemli.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook