Dost Olmak İçin Düşmanlık da Şuurlu Olmalı

• Dost ve düşman kavramlarını nasıl anlamalıyız?

• Dost ve düşman kavramlarını nasıl anlamalıyız?
Prof. Dr. Raşit Küçük: Kur’an-ı Kerîm’in pek çok âyetlerinde, Allah’ın dost ve düşmanlarından bahsedilmektedir. Allah’a dost olarak tavsif edilenler, O’nun sevdiği, kendilerinden hoşnut olduğu inananlara örnek olarak seçtiği kişilerdir. Kur’an, onları vasıfları ile ortaya koyar. Sevgili, dost, yardımcı mânâlarına gelen “veli” kelimesi çeşitli müştakları ile birlikte Kur’an-ı Kerîm’de doksan ayrı yerde zikredilmektedir. Bu yerlerin hepsinde Allah’a dost olma mânâsı kullanılmış değildir. Ellidört yerde Allah’a dostluğu, otuz altı yerde şeytana ve Allah düşmanlarına dostluğu ifade etmektedir.
Allah kendisinden ve kendisinin dost edindiklerinden başkasını dost edinip sevmeyi yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerîm’de bu konuya oldukça fazla yer verilmiş bulunmaktadır:
“Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları sen o Kur’an ile inzâr et ki onların O’ndan (Rablerinden) başka ne bir dostu, ne de şefaatçisi yoktur. (Senin bu inzârın) onların sakınmaları içindir.” (Enam, 151)
“Sizin Allah’tan başka bir dostunuz ve sefaatçınız yoktur. Düşünüp öğüt almıyor musunuz?” (Secde, 4)
“Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: Onlar hiç bir şeye güçleri yetmeyen, düşünmeyen şeyler olsalar da mı?” “De ki: Bütün şefaat Allah’ındır.” (Zümer, 43-44)
Bunların dışında daha birçok âyetten, mahiyet olarak, mü’minler için Allah’tan başka bir dost ve yardımcı olmadığını, Allah’ın îmân edenlerin dostu olduğunu ve mü’minleri zulmetlerden nûra çıkaracağını, dost ve yardımcı olarak Allah’ın kâfi olduğunu anlıyoruz. Yine ayetlerden Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinenlerin apaçık hüsranda olduklarını, mü’minlerin dostlarının Allah, Rasûlü ve îmân edenler olduğunu, mü’minlerin, mü’minlerin gayrında kâfirleri dost edinmemeleri gerektiğini, daha önce kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden dini eğlence ve oyun yerine koyanları dost edinmemeyi, eğer îmâna karșı küfrü seviyorlarsa, baba ve kardeşleri dahi dost ittihaz etmemeyi, onları dost tanıyanların zâlimler olacağını, Allah’ın dostları olan kişilere korku olmadığını ve onların mahzun da olmayacaklarını öğreniyoruz.
• Sevgi ile düşmanlık arasında nasıl bir münasebet vardır?
R. Küçük: Hak olsun, batıl olsun bütün amellerin temelinde sevgi vardır. İslâm Dinindeki amellerin aslı, Allah’ı ve Rasûlünü sevmekten ibarettir. İbadetlerimizin hepsi, sevginin ve saygının neticesidir. İnsanın nefsinden kaynaklanan ve dinin prensiplerine aykırı olan arzu ve istekler, Allah ve Rasûlü için olan sevginin kemâline engel teşkil eder. Hatta böyle bir durum, daha ileri safhalara gidecek olursa, imana da menfi manada tesir edebilir. Çünkü kişi bu noktada nefsinin isteklerini, Allah’ın isteklerine tercih edecek hale bile düşer ve Allah’a muhalefet çizgisine kadar gelerek, iman dairesinden çıkmış olur. Bütün bunlar sevgi duygusunun insanı nasıl yönlendirdiğinin ve amellerine ne ölçüde tesir ettiğinin delilini teşkil eder. Böyle olan kimselerle dostluk kurulmayacağı, bunun aksine onlara düşmanlık besleneceğine işaret edilmektedir. Çünkü müşriklere düşmanlık beslenir. Kur’an-ı Kerîm, hiç bir şeye güçlerinin yetmediğini bildikleri putlara tapan ve “babalarımızı böyle yaparken gördük” diyenler hakkında şöyle der. “(İbrahim) şimdi gördünüz mü, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakta olduğunuzu? İşte onlar benim muhakkak düşmanımdır. Fakat âlemlerin Rabbi böyle değil.” (Şuara, 75-77)  
Allah’a dost ve sevgili olmak için bu yöndeki düşmanlığın şuurlu olması gerekmektedir. Yegâne dost ve ibadete lâyık olan Allah’tır. Nitekim ayette: “İbrahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal var: onlar, kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi(n taptıklarınızı) tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.” (Mümtehine, 4) Hz. İbrahim dostluk ve sevgiyi Allah’a has kılıp, Allah’ın dışında bütün mabutlardan uzak durmayı insanlara miras bıraktı. Tevhîd inancının manası da bundan ibarettir. İmanın esası olan “Kelime-i Tevhîd”in anlamı, Allah’ı birlemek, O’nun ismini yüceltmek, sevgiye, tazime, korkmaya ve ummaya O’ndan başka hiç kimsenin lâyık olmadığını tasdikten ibarettir. Allah’ı seven bu vasıflarla sever ve ona göre amel işler.

...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle