Dostu, Düşmanı Kim Tayin Eder?

0
Sayı: Mart 2020
Dostu, Düşmanı Kim Tayin Eder?

Mekke’ye yapılacak sefer öncesi hazırlıklar sürerken Sâre adlı azatlı bir kadın Medine’ye gelip Peygamberimizden yardım istedi. Rasûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Mekkeli bu kadına niye Medine’ye geldiğini sordu. Kadın, azatlısı olduğu ailenin Medine’ye hicretinden sonra zor duruma düştüğünü, maddi yardıma muhtaç olduğunu ifade etti. Peygamber Efendimiz bahsi geçen aile de dâhil bazı sahabeyi kadına yardıma teşvik etti. Bunlardan birisi de Hâtıb b. Ebû Beltea idi.
Bedir Savaşı’na katılan mümtaz sahabilerden birisi olan Hâtıb, kadının ihtiyacını gördükten sonra ondan Mekke’ye bir mektup götürmesini istedi. Mekke’nin lider kadrosuna hitaben yazılan mektup; “bilin ki Allah’ın Peygamberi, sel gibi akacak gece misali bir orduyla size doğru gelmeye hazırlanıyor. Allah’a yemin ederim ki O yalnız başına da gelecek olsa Allah O’nu size karşı muzaffer kılacaktır; çünkü Allah ona olan vaadini mutlaka yerine getirir” şeklindeki ifadelerle yaklaşan fethi ihbar ediyordu. 
Kadın yola çıktıktan sonra durumu Cebrâil (a.s.)’dan öğrenen Peygamber Efendimiz bir grup sahabeyi görevlendirerek kadına yetişmelerini ve mektubu getirmelerini emretti. Kadını nerede ve nasıl bulacaklarına dair bütün tafsilatı Peygamberimizden öğrenen sahabiler süratle yetişip, mektubu kadından aldılar. Mektubu gönderen Hâtıb’ın “aslen Kureyşli değilim, onlara verdiğim bu haber ile yakınlarımın himayesini sağlamak istedim” şeklindeki mazeretini Rasûlullah Efendimiz kabul etti. Hz. Ömer hayâtî bir sırrın düşmana iletilmesi suçunun cezasız kalmasını istemese de Peygamberimiz Hâtıb’ın Bedir ashabından olması sebebiyle buna müsaade etmedi. 
Bu hadise üzerine şu ayetler nâzil oldu: “Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve hoşnutluğumu kazanmak üzere yola çıkmışsanız, benim de düşmanım sizin de düşmanınız olan kimseleri kendilerine sevgi göstererek dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr etmektedirler; üstelik rabbiniz Allah’a iman ettiniz diye Peygamberi ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bildiğim halde onlara gizliden gizliye sevgi besliyorsunuz. İçinizden kim bunu yaparsa bilsin ki doğru yoldan sapmış demektir.” (Mümtehine, 1)
Ayetlerin devamında, savaş durumunda müminlerin kâfirlerle münasebetinin nasıl olması gerektiğinin çerçevesini çiziliyor ve bu mevzuda Hz. İbrahim ve etrafındakilerin güzel örnekliğine dikkat çekiliyordu: “İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki, “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allaha inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.” (Mümtehine, 4)
Düşman kimdir? Düşman, hakikati inkâr eden, sırf inanıyorlar diye insanlara elleriyle ve dilleriyle kötülük yapanlardır. Onlar hem Allah’ın, hem Peygamber’in hem de mü’minlerin düşmanıdırlar. Ayette geçen “düşmanım ve düşmanınız” ifadesi ne kadar manidardır! Düşmana düşmanlık yakışır; Allah, “düşmanım” diyerek düşmanlarına yönelik tavrının işaretini vermiştir, mü’minler de “düşmanlarına” yönelik benzer bir tavra sahip olmalıdırlar.

...

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

 

Yazıyı Dinlemek İçin Şu Bağlantıyı Kullanabilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=Rj4-_-oG4Sk&t=2s 

 

 

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook