Lokma Var Erdirir Lokma Var Öldürür

0
Sayı: Şubat 2020
Lokma Var Erdirir Lokma Var Öldürür

Lokma meselesi, maddi hayat ile manevi hayatın tam kesişme noktasında yer alır. Gıdanın özellik ve nitelikleri hem bedenin hem de gönlün sağlığına doğrudan tesir eder. Bedenin ihtiyaç duyduğu protein, karbonhidrat ya da yağları alması kâfi değildir; alınan gıda helâl ve temiz olmalıdır ki girdiği vücudu ebediyete hazırlasın. Bu nokta, temininden, hazırlanışı ve takdimine kadar beslenme mevzusunda birçok ilave unsurun dikkate alınmasını gerektirir. Lokma vardır, alır bizi mânâ semalarında dolaştırır; lokma vardır, sefilliğin çukurlarına yuvarlar. Zahirde aynı görünen iki lokmayı bu kadar farklılaştıran, lokmanın elde edilmesinden hazmına kadar geçirdiği muameledir. Bu muamele maddi ve kalbi hayatımızın kalitesini belirler. Lokmasının nereden, nasıl ve ne şekilde geldiğini önemseyen kendisine en büyük iyiliği etmiş, bunu önemsemeyen nefsine zulmetmiştir.
Yemek işi o kadar mühimdir ki insanın cennetten dünyaya indirilişi ile başlayan imtihanın kapısı buna ilişkin bir yasağın ihlali ile açılmıştır. Rabbimizin, yaklaşılmamasını istediği ağaçtaki (şeceretü’l-huld) meyveden tadan Âdem babamız ve Havva annemiz, hepimizin kıyamete kadar sürecek imtihanını “yemek” ile ifade edilen bir fiille başlatmışlardır: “Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. (Bu suretle) Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı.” (Taha, 121) Yasaklanmış gıdadan yemek edep ve hayâyı zedelemiş, isyana götürmüştür. Helâl ve temiz lokma arayışı bu yüzden insana biçilen ilahi rolün baş vazifelerindendir. Rabbine asi olmamak ve yolunu şaşırmamak isteyen lokmasına dikkat etmek mecburiyetindedir. 
Günümüzde gıda endüstrisinin tohuma, toprağa ve tabiata müdahalesi ile lokma hassasiyeti çok daha nazik bir mahiyete bürünmüştür. Ekmek kirlenmiş, su kirlenmiş, ekmeğin ve suyun elde ediliş yolları kirlenmiştir. İnsanoğlunun yapıp ettikleri ile karada ve denizde ortaya çıkan fesat sadece gıda kalitesini düşürmekle kalmamış, insanı nevzuhur sıkıntılarla baş başa bırakmıştır. Helâllik ve temizlik şartlarını sağlayamayan gıdanın insanın fıtrî dengesini kaybetmesine ve iki dünyasını tahrip edecek bir bozulmaya yol açacağı açıktır. Kur’ân-ı Kerim, yeryüzünde fesat çıkarmak için çalışan kişinin ilk işinin ekin ve nesil ile oynamak olduğunu bildirir: “İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, hasımların en yamanıdır. O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.” (Bakara, 204-205) 
Ayette “hars” kelimesi ile ifade edilen ekin; üretim dengesi ya da ekonomik şartlar anlamına gelebileceği gibi tarla, kültür ve yeme-içme alışkanlıkları da olabilir. 1950’lerde daha çok insana gıda temin etme amacı ile ortaya konan tohum ıslahı, makineleşme, sulama, ilaç kullanımı gibi uygulamalar tahıl üretiminde ciddi artışlara yol açmış, ancak kısa vadede elde edilen bu artışlar yerini orta ve uzun vadede tecrübe edilen vahim maliyetlere bırakmıştır. Toprak kalitesizleşmiş, su kirlenmiş, yüksek oranda kimyasal ürün kullanımı üretimi olumsuz etkilemiştir. Tarımın suni gübre ve kimyasallara dayalı hale gelmesi fakir ülkeleri gelişmiş ülkelere bağımlı kılmış, bol ürün veren ama toprağı kısırlaştırıp üreticiyi bağımlı kılan ebter tohumlar klasik tarımı helâk etmiştir.

...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook