Afgan Mücahidlerinin Sürgünde Kurdukları Hükümetin Sözcüsü Dr. Abdülhakim Tabibî İle Röportaj

0
Sayı: Haziran 1986

"İMANIN VERDİĞİ GÜÇ HERŞEYDEN DAHA ÖNEMLİDİR"
Röportaj Yapan Ahmet KOT


Sayın Tabibi, Afganistan'daki cihad hakkında çeşitli kaynaklardan çok farklı bilgiler geliyor. Basın yayın organları çelişkili haberler veriyorlar. Afganistan'daki mücadelenin bugünkü durumunu genel çizgileriyle özetler misiniz?

Afgan halkının verdiği büyük mücadele her geçen gün güçlenen bir şekilde artarak sürmektedir elhamdülillah. Afganistan'ı işgal etmiş olan Sovyet birliklerine karşı yıllardır başarıyla yürüttüğümüz cihadımız güçlenmektedir. Rusların şehirlere, köylere, köprülere, okullara, hastanelere yağdırdığı bombalar belki halka büyük acılar çektirmektedir ama asıl zor durumda kalan Puslardır. Yağan her bomba, mücadelesi uğruna şehit olmayı göze almış Afgan mücahidini biraz daha güçlendirmekte, direncini biraz daha artırmaktadır.

Mücadelede bugüne kadar büyük yol alınmıştır. Önemli kayıplar veren Rusya bugün Afganistan'da hapsolmuş gibidir. Afganlılarla karşı karşıya bir mücadeleden sürekli kaçmakta, ancak uçaklarından ve helikopterlerinden saldırabilmektedirler. Tanklarla gelmeye bile cesaretleri yok. Çünkü tankları imha etmek mücahitler için artık çocuk oyuncağı gibi.. Onlar ancak uçaklarıyla gelip bomba bırakabiliyorlar, kimyasal ve biyolojik zehirler serpebiliyorlar. "sarı yağmur" yağdırabiliyorlar. Ama imanımızı ve şuurumuzu öldüremedikleri için, etkili olamıyor bütün bunlar. Yüz yüze bir mücadeleyle karşı karşıya kaldıkları anda, anlıyorlar ki, Afgan halkına bir şey yapamayacaklar.

Mücahit gruplar arasında henüz bir biri iğin kurulamamış olduğu söyleniyor.

Bu doğru değil. Geçtiğimiz aylarda bir araya gelen liderler aralarında tam bir birlik sağlamış durumda. Evet, bugünlere kadar bir birlik sağlanamamıştı ama bunu normal karşılamak gerek 40 yıllık bir mücadeleye rağmen bugün Filistinli liderler aralarında bir anlaşma sağlayabilmiş değiller. Artık Afganlı liderlerin birliği sağlanmıştır ve bu mesele kapanmıştır.

Aralarında vardıkları anlaşma sonucu bir Devrim Konseyi oluşturmuşlar ve buna bağlı olarak bir Askeri Komutanlık ve Eğitim, Kültür ve Politika Konseyleri kurmuşlardır. Şimdi artık gerçek bir güç haline gelmiştir Afgan Mücahitleri. Bundan sonraki hedefleri BM'de ve İslâm ülkeleri nezdinde tanınmayı sağlamak, İslâm Konferansı Teşkilatına üye olmaktır. Davamızı uluslararası arenada da savunabilmek için, Filistin Kurtuluş Teşkilatının ya da Swapo'nun yaptığı gibi BM'de temsilci bulundurmak planındayız.

Afganistan'da mücahitlerin gerçek gücü nedir?

Bütün dünya artık biliyor ki, Afgan halkının büyük bir bölümü Ruslara karşı mücadele veriyor. Bu bakımdan, bu sadece bölgesel bir direniş değil, tüm bir halkın mücadelesidir. Bütün bir halk direniyorsa, karşısında kimse bir şey yapamaz. Erkeğiyle kadınıyla, genciyle yaşlısıyla tüm bir millet savaşıyor. Maddi güçler çok sınırlı olsa bile, bu bütünleşmenin ve imanın verdiği güç hepsinden önemlidir ve hepsinden üstündür. Böyle bir milletin gerçek gücü, her türlü hesaplamanın ve tahminin ötesindedir.

Afganistan'daki bu mücadele, öteki İslâm ülkeleri tarafından nasıl karşılanıyor? Destek alabiliyor musunuz?

Gerçekte Afganlılar sadece kendi ülkelerini Rus boyunduruğundan kurtarmak için değil, bütün bir İslâm dünyası adına savaşıyorlar. İki süpergüçten biri olan Sovyetler Birliği'nin amacı sadece Afganistan'ı işgal etmek değil, burayı bir sıçrama taşı olarak kullanıp Pakistan'a ve Körfez ülkelerine kadar uzanmaktır. Sıcak denizlere inmek, Rusların bir türlü gerçekleştiremediği rüyasıdır. Afganistan, işte buna alet edilmek isteniyor. Afganlıların zaferi, dolayısıyla, bütün bir İslâm dünyasının zaferi olacaktır.

Mücahitlerin verdiği savaşın bölgedeki Amerikan çıkarlarını koruduğu ve Amerika'nın da bu nedenle desteklediği söyleniyor.

İslâm dünyası için konuşmak hakkına sahip değilim ama Afganistan için şunu açıkça belirtmek isterim ki, Afgan halkı hiçbir süper gücün çıkarını korumak için savaşmıyor.

Amerikalıların Afgan cihadını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasına da hiçbir zaman izin vermeyiz. Afganistan tarihi de bunun birçok örneğiyle doludur. Afganistan, ülkeyi işgal etmek isteyen İngilizlerle yüzyıla yakın bir süre savaşmış, ingilizlerle üç büyük savaş yapmıştır. Tarih boyunca bağımsız kalmış bir ülkedir Afganistan. Bugün Rusların işgaline uğradık, onlarla savaşıyoruz. Yarın Amerikalıların işgaline uğrarsak, onlarla da savaşırız. Biz bir dava uğruna savaşıyoruz. Şu anda savaştığımız düşmanın Ruslar olması, Amerikalıların onlara düşman olması, verdiğimiz savaşın da Amerikalıların işine yarayacak olması bizi hiç ilgilendirmez. Sovyetler Birliği Afganistan'ı işgal ettiğinde burayı bir sıçrama taşı olarak kullanıp Güney Asya'ya inecekse ve bundan Amerikan çıkarları zarar görecekse, Afgan mücahitlerinin davası Amerikalıların davası ile çakışmış olabilir. Bu, aynı şey için savaşıldığı anlamına gelmez.

Süper güçler her zaman birbirine karşıdırlar zaten. Hep kendi çıkarları için değerlendirmek, kullanmak isterler herşeyi. Afgan halkı kendi bağımsızlığı için savaşıyor. Ne Rusya'nın ne de Amerika'nın çıkarlarına alet olacaktır. Karşımıza Amerika çıksın, onunla da savaşırız.

Süper güçlerin Afganistan üzeri içte planlar yaptığı, pazarlıklar olduğu ve ikisinin de bu pazarlıkların sonucuna göre davrandığı söylenebilir mi?

Pazarlık etmek, kendi bilecekleri bir şey. Pazarlıkları ne olursa olsun ve hangi düşünceyle pazarlık ediyorlarsa etsinler, bizim açımızdan sonuç değişmez. Gerekirse her iki süper güce karşı da savaşırız biz. İmanımız bu güçtedir Allah'ın izniyle.

Rusların mücahitlerle savaşmak üzere Orta Asya'dan Müslüman askerler getirdiği biliniyor. Bunların savaş sırasındaki davranışları nasıl? Kimlerle savaştıklarını biliyorlar mı?

Başlangıçta, belki ilk üç, dört yıl, Ruslar bizimle savaşmak üzere Orta Asya'dan ve diğer Müslüman Sovyet Cumhuriyetlerinden çok sayıda asker getirmişlerdi. Fakat tabii, aldığımız esirlerle konuşmalarımızdan ve edindiğimiz istihbarattan anlaşıldı ki, Ruslar bu askerleri toplarken Afganlı Müslümanlarla savaşacaksınız demiyor, Amerika'yla, Çin'le, kapitalizmle savaşacaksınız filan diyor. Sovyet çıkarları, için savaşacaksınız diyor. Ancak böyle toplayabiliyor. Ama bu askerler savaşa geldiğinde Rusların söyledikleriyle değil.

Müslümanlarla savaştıklarını görüyorlar. Kadınları, çocukları ve sivil halkı öldürdüklerini görüyorlar. Ortada ne Amerikalı var ne Çinli. Bu .durumda büyük bir bunalıma düşüyorlar. Müslümanları öldürüyor olmaktan dolayı. Çok isteksiz savaşıyorlar. Bir bölümü de Müslümanların safına geçmeyi yeğliyor.

Bu şeklide bizim safımıza geçenler çok olmuştur. Bu durumu görünce Müslümanları getirmekten vazgeçmek zorunda kaldılar. Müslümanları getirmelerinin sebebi, hem Müslümanı Müslümana öldürtmek hem de savaşta kendi ırklarından kimsenin telef olmasını istememekti tabii. Fakat şimdi buna mecbur kaldılar ve artık Beyaz Rusya'dan asker getiriyorlar. Fakat bu defa da başka problemler doğdu. Gelen askerler arasında Sovyetler Birliği'nin ileri gelen yöneticilerinin, parti üst düzey üyelerinin çocukları ya da akrabaları var. Özellikle subaylar arasında, savaş tecrübesi kazanması ve ordu kademelerinde hızla ilerleyebilmesi için getirilmiş Parti Merkez Komitesi Üyelerinin ve Yüksek bürokratların çocukları var. Bunlar esir alındığında salıverilmeleri için hemen girişimlere başlıyorlar. Pazarlıklara başlıyorlar. Bunların salıverilmesi karşılığında çok sayıda esir düşmüş mücahidi kurtardığımız olmuştur. Bu durumun merkezde savaş aleyhine olanların sesini yükseltmesine neden olduğunu, şikayetlerin arttığını haber alıyoruz. Ama tabii, üzerimize artık Müslümanları göndermiyorlar.

Bugünlerde Sovyet yetkililerinin Afganistan'dan belli şartlarda çekilebileceklerine dair demeçleri oluyor. Rusların çekilme ihtimali var mı sizce?

Kanaatimce, Rusların Afganistan'dan çekilme ihtimali olduğu, çekilebileceği yolundaki haberlerin tamamı propagandadır. Savaş aynen, hatta daha da şiddetlenerek sürüyor. Afganistan işgalinden vazgeçmek demek, Rusların dünya üzerindeki emellerinden vazgeçmeleri demektir. Geri çekildikleri takdirde Hint yarımadasına, Körfez'e ve Orta Doğu'ya inmeleri imkansızlaşacaktır. Bu emellerinden vazgeçmeleri de mümkün olmadığına göre, kendiliklerinden geri çekilmeleri beklenemez. Ancak tabii, mücahitler şu anda Rus selini önleyen bir baraj görevi yapmaktadırlar bir bakıma.

Afganistan'da tasavvufi akımlar çok yaygın. Çok geniş etki alanı olan tarikatlar var. Bunların Sovyet işgaline karşı mücadelede bir etkinlikleri oluyor mu?

Çok önemli rolleri oluyor. Cihadın başlamasında ve yaygınlaşmasında en büyük rolü bunlar oynamıştır. Afgan halkı genelde dinlerine, geleneklerine ve kültürlerine çok bağlıdır. Şu anda yaptığımız mücadele, yürüttüğümüz cihad, bir inanç mücadelesidir. Bunda da tarikatların çok büyük bir rolü oluyor.

Afganistan yüzyıllardır tarikat büyüklerinin yetiştiği bir bölge olagelmiştir. Mevlana Celaleddin Rumi, Beih'te yetişmiştir. Senai, yine Afganistan'da yetişmiştir. Tarih boyunca Afganistan'da etkili olmuş tarikatlar bugün de yaygın ve etkilidir. Cihad içindeki büyük gruplardan biri, büyük bir tarikatın lideri olan Müceddidî liderliğinde savaşmaktadır. Bir diğer büyük grup da Kadiriyye grubudur ve Abdülkadir Geylanî'nin soyundan gelen Geylanî liderliğinde savaşıyor.

Pakistan ve İran'da oldukça kabarık bir Afganlı mülteci nüfus var. Bunların durumu nedir?

Sovyet işgalinden sonra Afganistan nüfusunun yaklaşık üçte biri Pakistan'a ve İran'a iltica etmiştir. Savaşan mücahitlerin bir çoğunun aileleri bu mülteciler arasındadır. Ağır bombardıman ve büyük zulümler karşısında korunmasız kalan insanlar, özellikle kadın, çocuk ve yaşlılar daha güvenlikli yerlere göç etmek zorunda kalmaktadırlar. Fakat tabii bunları buralarda da bekleyen büyük sorunlar var. Açlık ve hastalık bunlardan en önemlileri. Şu anda Pakistan ve İran'da yaşayan yaklaşık 5 milyon mülteci çok zor durumdadır. Bunlar Müslümanlardan gıda, giyecek, ilaç yardımı beklemekte.

Afganistan'da Cihad için Müslümanlar ne yapabilir? Ne bekleniyor?

Herşeyden önce, Müslümanların Afganistan'daki cihada destek olmaları, mücahitlerin yanında olduklarını göstermeleri Kur'an'ın emrettiği bir husustur, bir görevdir. Müslümanlar aynı duvarın taşlarıdır. Alttaki taşlardan biri olmazsa, duvar yıkılabilir. Omuz omza olmazlarsa ve birbirlerine yardım etmezlerse, küfr kısa zamanda galip gelebilir. Birimizin başına gelen bir felaket, yarın ötekinin başına gelebilir. Fakat maalesef, İslâm ülkeleri bu konuda çok duyarsızlar.

Pakistan ve İran'ın mülteci kabul etmesi dışında önemli bir yardım, önemli bir destek yok. Büyük büyük demeçler veriliyor, sonuç yok. Afgan Müslümanlarının verdiği bu mücadelede bütün dünya müslümanlarının her türlü mali, siyasî ve moral desteği sağlamaları gerekir. Bu bir görevdir. Bu görevlerini yerine getirmeyen Müslümanlardan, mülteci kamplarında hastalanıp ölen çocukların, aç kalan annelerin, ilaçsızlıktan ve doktorsuzluktan sakat kalan mücahid gazilerin öte dünyada alacakları bir hakkın muhakkak olduğunu sanıyorum.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook