İlam Hukuku Profesörü Ali Şafak'ın Görüşleri

0
Sayı: Kasım 1988

İSLAM BİR UMMANDIR

Temelli bir Kur'an, hadis, fıkıh, tefsir, akaid kültürü almadan ondan bir katre öğrenmekle "Din ancak benim öğrettiklerim ve anlattıklarımdır" zehabına kapılmak yanlıştır. Bu kısır anlayış başlangıçtan beri İslâma ve müslümanlara büyük zarar vermiştir.

1- Efendim, günümüzde müşahede edilen iki durum var: Bir yanda bütün dünyada İslâm'a doğru belirli bir yöneliş görülüyor. Diğer yanda ise müslümanlar arasında İslâmi anlayışlarda gittikçe artan bir farklılaşma sözkonusu. Hatta yer yer bu farklılaşma, İslâm'ın tebliğini engelleyecek ölçülere uzanıyor. İnsanlarımız, dışa yönelik tebliği bırakıp kendi aralarında 'İslâm'ı yeniden tarif etme' konusunda yoğun tartışmalara giriyorlar. Bu da İslâm'la yeni tanışan kesimleri oldukça menfi yönde etkiliyor. Bu görüntüyü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sorunuz oldukça geniş boyutlu olup cevabı burada kısa kesilince belki yanlış anlamaya da sebebiyet verir. Ama yine de bir ölçüde cevaplamaya çalışalım. "Barika-ı hakikat müsademe-i efkardan doğar" sözü herkesin malumudur. O nedenledir ki, İslâm'ın konuları üzerinde geçmişte olduğu gibi günümüzde de tartışma ortamının açılması yararlı bir şeydir. İslâm'ın kurumlarının daha iyi açıklık kazanması ve daha iyi anlaşılabilmesi için böyle bir durum kaçınılmazdır.

Yalnız fikir beyan edecekler kimlerdir? "İslâm'ı yeniden tanımayıp, müesseselerini asrın idrakine duyuracak" kimlerdir? Önemli olan burasıdır. Bilen-bilmeyen, anlayan-anlamayan, uzmanı olan-olmayan herkes konuşacak. İslâm'ı tanıtmaya kalkışacak olursa işte o zaman önce insanlarda bir yozlaşma sonra da kurumlarda yozlaşma ve yanlış anlama kendisini gösterir. Abbasîler ve Osmanlılar zamanında ve başka yönetimlerde dini tebliğ ile görevlendirilen ekiplere bakıldığında hepsi, konusunun uzmanı kimselerdi. Evet dini tebliğ ancak şu ve şu kişilerin işidir, başkaları bu işe karışmasın, demek doğru değilse de ancak gerçek ve doğruyu tebliğ edecek, anlatacak olan herhalde herkes değildir. Son asırda bütün İslâm aleminde din eğitim ve öğretimi yönetimlerce ikinci plana itildiğinden bu alanın uzmanları azalmıştır. Yetenekli kişiler başka ilimlere, mesleklere yönelmiştir. Geri kalanlar da kendi imkanları ve kapasiteleri ölçüsünde din ilimlerini birkaç eserden okuyup, öğrenip hemence İslâm'ın tamamı buymuş gibi elini kolunu sıvayıp tebliğe başlamış ve başlamaktadır. Oysa Kur'anla, Sünnetle ve sair kaynakları ile İslâm bir ummandır. Ondan bir katre öğrenmekle "Din ancak benim öğrendiklerim ve anlattıklarımdır." zehabına kapılarak başkalarını tenkid eder bir havaya bürünmek yanlıştır. Hele hele sahanın erbabı olanları hiçe sayarak birkaç radikal düşünceye kapılarak İslâm'ı yeniden tanımlama ve tanıtmaya girişmek büyük bir hata olsa gerek. Aynı kısır anlayış ve tebliğ işi İslâm'ın başlangıcından beri zaman zaman zuhur etmiş ve İslâm'a ve müslümanlara zararı olmuştur. Haricîler, aşırı şia taraftarları, mutezileden bir kısmı vb.leri böyledir.

Soruda belirtilen bu tür görüntü yeniden gruplaşmaya yol açmakta, yeni fraksiyonlar ortaya koymakta, yeni İslâma girmiş olanların kalbinde bir ölçüde tereddütler uyandırmaktadır.

2- Kimi zaman kelamı münakaşaları, kimi zaman ise müsteşriklerin iddialarıyla başlayan tartışmaları hatırlatan fikrî farklılaşmalarda, bilgi unsurunun oldukça zayıf ve sınırlı olduğu da gözleniyor. Körün fili tarifi cinsinden bir yaklaşımla her gün İslâm'a yeni bir tarif getiriliyor. Sizce, bilgilenme konusu, bugünün müslümanının bir problemi midir? Ve bu problemin kaynakları üzerine düşünceleriniz.

SAPMALAR

Bir önceki sorunuzun cevabını da bu konuya nisbeten temas ettim. Bizim için önemli olan;

"İslâm hakkında kim ne demiştir?" değildir. Allah ve Resulü ne buyurmuştur? Bunu araştırmak, öğrenmek ve anlatmaya çalışmaktır. Henüz Kur'an okuyamayan, hadisin ne olduğunu bilmeyen. Arapça metinlerin yanına uğramaktan aciz kimseye bakıyorsunuz "Yalnız Kur'an'ın meali, anlamı benim İslâm'ı anlamam için yeterlidir", diyor, başka hiçbir şeye gerek duymuyor. İşte güya o da kendi adına ve zannına göre İslâm'ı anlatıyor, hakkında fikirler beyan ediyor. Bu ne kadar yanlış ise, münevverimizde mevcut bir diğer hastalık, "Batılılar objektif insanlardır. İslâm hakkında onların beyanları tarafsızdır. Doğru fikirler de onlarınkidir. Müslüman alimler bağnazdır, tarafgir hareket ederler. Benim için batılı düşünürlerin İslâm hakkındaki fikirleri daha iyicedir..." diyerek Müslümanlığa yeni bir açıklama getirmek isteyenler de o kadar yanılgı içindedirler.

Bu duygu bir yönü ile kişiyi öz kaynağına güven duymaktan uzaklaştırdığı gibi diğer yönüyle de kendi kültür mirası ve alimlerine karşı tavır almaya neden olmaktadır. Maalesef objektif olalım diyenler aslında kendisi açıkça bir yanı tutuyor, özünü unutuyor ve temel kurumlarını da yeniden teşrih masasına yatırıyor, batılı düşünceler doğrultusunda, onların bakış açısından ameliyata kalkışıyor. Adeta öz kaynağına ve ecdadına inmek, onları okumaktan utanç duyuyor. Bu çok yanlıştır.

Temelli bir Kur'an, hadis, fıkıh, tefsir, akaid kültürü almadan başkalarından İslâm'ı öğrenmeye kalkışırsak elbette yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmeyen bir nesil yetiştirmiş oluruz. Objektiflik adı altında bir yobazlık ve bağnazlık başlar. Fakat bizde maalesef kitaplarda çocuklara din bilgileri öğretilirken bu konu göz ardı ediliyor. Her dine eşit ağırlık vermeye kalkışılıyor. İslâm ile diğer dinlerin bilgileri çocuklarımıza eşit şekilde sunuluyor. Laikliğin gereği budur, derken bu kez din değiştirmeye kalkışanları tuhaf karşılıyoruz. Bunda biz haksız, o ise haklıdır. Zira biz ne verdik ki, ondan ne bekliyoruz? Oysa batıda Lise öğreniminin sonuna kadar çocuk, tamimiyle kilise mensubu, hıristiyanlıkla uzmanlaşmış öğretmenlerden ve papazlardan dinini öğreniyor ve ancak yüksek öğrenim çağında başka dinlerle karşı karşıya geliyor.

Kısacası din alanında bilgilenme bizde zayıftır, bilgilenmek isteyenler yetenek itibariyle, bağışlasınlar, birkaç gömlek geridedir. Asıl kabiliyetler bizde öncelikle başka alanlara, dünyalık mesleklere kaydırılmaktadırlar.

3- Acaba bu tartışmalarda, sınırlı bilgi ile fetva verme, ictihad yapma gibi tutkuların da etkisi var mıdır? İctihad nasıl bir bilgi birikimi gerektirir? Bilgi seviyesini dikkate almaksızın fetva vermek ve ictihad yapmanın sorumluluğu nedir?

İCTİHAD-FETVA-BİLGİ BİRİKİMİ

Tartışmaların temelinde, belirttiğimiz gibi kişilerin sınırlı ve farklı kaynaklardan elde ettikleri günü birlik bilgiler bulunmaktadır. Aslında din gibi temel ve ilahî yönlü bir konuda konuşmak uzun yıllar emek verilmiş bir bilgi birikiminini gerektirir. Güçlü bir Kur'an, hadis, usul, arapça, fıkıh gibi kültürler alınmadıkça, öğrenilmedikçe ve hatta selim bir muhakeme gücüne sahip bulunmadıkça ictihadî mahiyette fetvalar vermek doğru değildir.

İctihad, hadislerle teşvik ve tebcil edilen bir faaliyettir ve anılan hususlarda yeterli bir bilgiye sahip bulunma halinde kişinin taklid yerine ictihada yönelmesi temel bir görevdir. Konunun önemi ve özellikleri fıkıh usulü kitaplarında ayrıntılı olarak belirtilmektedir. Günümüzde fetva vermek denilince yeni bir şey ortaya koymak olarak anlaşılmamaktadır. Yalnızca kitaplarda mevcut olan bir fikri ortaya çıkarmak, nakletmekten ibaret bir iştir. Çoğu kez yapılan da budur. Ne var ki, nakil işini yapan kişi, kitaplarda yer alan görüşlerin hangisi zayıf, hangisi güçlü, hangisi terkedilmiş, hangisi geleneğe dayalı, hangisi kamu yararı nedeniyle uygulanmış veya bırakılmış... bunları bilmeden kitapta şöyle deniliyor, deyip aktarmacılıkta bulunuyor. İşte bu da toplumumuzda kavram kargaşasına neden oluyor.

4- İslâmı yeni öğrenmeye başlayan bir kişiye nasıl bir bilgilenme seyri tavsiye edersiniz? Önce şu, sonra bu, sonra bu gibisinden klasik bir yol var mıdır? İslâmı yeni tanıyan bir kişinin kelamı münakaşalar içine girmesi ya da İslâm'ın ana kaynaklarını güvenilirliğini tartışması doğru mudur? Çocuğun beslenme rejimi gibi bir bilgilenme süreci söz konusu mu?

Sorunuzun cevabına orada yer alan son cümle ile başlamak isterim. Evet islamî bilgi birikimi ve islam kültürü de kişide ancak çocuğun beslenme rejimi gibi bir bilgilenme sürecini gerektirir. Ama bu arada beslenme için bazı yararlı yeni yöntemler geliştirilmişse bundan da faydalanmak gerekir. Dikkat edilirse islamî vahiy sürecinde, Resülullah (as)'ın tebliğinde bunu görmek herkes için mümkündür. Kişilerin idrakine ve maddî kapasitesine göre Nebi (as.) ibadetleri, yükümlülüklerini ilk müslümanlara, soru soranlara bildirmiştir. Henüz daha temel din kültürü, İslâm'ın hangi sahalarında akıl yürütmek, ictihad caiz, hangi sahalarında caiz değil... bunları öğrenmeden cefve'l-kalem felsefî, kelamî konulara girmek hem gireni, hem dinleyeni hem de okuyanı yanıltır.

NASIL BİR BİLGİLENME

Nasıl bir bilgilenme? Temel fıkıh kültürünü, akaid konularını içeren kitaplarımızın adı ötedenberi "İlmihal Kitabı" veya "Mızraklı İlmihal" şeklindedir. Nedir bu hal ilmi? Şimdilerde, yalnızca şekle yönelik, ibadetlerimizin şekli yönünü ilgilendiren, maddeler halinde sıralanmış bazı şeyleri ihtiva eden kitaplar anlaşılır. Oysa geçmişte ilmihal denilince, kişiye özel ve genel, resmî hayatında yön veren, onu şekillendiren, dinini, dünyasını, yönetenlerini, onların niteliklerini, barış ve savaş hukukunu, dünyanın genelde tabi olduğu nizamı, müsbet ve dînî ilimleri özlü olarak içeren kitaplar anlaşılırdı. İşte nereden nereye? Şimdilerde ne yapılıyor? Hep şekille uğraşıp duruluyor. Yani müslümanın hali gündeme getirilmiyor, hali anlatılamıyor. İslâmi yeni tanıyanlara bu temel hal bilgilerini öğretmek gerekir.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook