Ayın Notları

0
Sayı: Haziran 1996

YOL'un Sonu

Bazı çevrelerin ve medya gruplarının büyük uğraşlarıyla kurulan Anayol hükümeti her yönüyle krizler yasayarak devam ediyor. Tabii buna hükümet denirse. Hükümet denirse diyoruz çünkü Anayol krizlerle kuruldu, krizlerle devam ediyor. Belki yakın bir zaman sonra tamir edilemeyen bir krizle bitecek. Krizler Anayol hükümetinin bürokrat atamalarıyla başladı. Büyük tartışmalara rağmen hâlâ tamamlanamadı. Bugünlerde Merkez Bankası Başkanlığına DYP ve ANAP'ın kendi adamını yerleştirme mücadelesini izliyoruz. Bunun yanında TEDAŞ' la başlayıp, Çiller' in mal varlığı, yeni aldığı çiftlik evi, Tofaş önergesi ile devam eden partiler arası mücadele son olarak örtülü ödenek tartışmalarıyla zirveye çıkmış durumda. Yarın bir başkasını izleyeceğiz. Belki öbür gün daha başkasını... Bundan önceki koalisyon döneminde Bakanlar Kurulunun toplanamamasına kamuoyu alışmıştı. Başbakan Mesut Yılmaz' ın ekonomik krizi çözmek için hazırladığı "yapısal reform paketini" (gerçekte hükümet programı) kamuoyuna sunduğu toplantıya DYP'li Bakanların haberleri olmadığı gerekçesiyle katılmaması ise pek alışık olmadığımız bir gelişme. DYP'li bakanlar "böyle bir toplantı yapılacağından haberimiz olmadığı için katılmadık" açıklamasını yaptılar ama, doğrusu buna pek inanan olmadı. Diğer taraftan Başbakan'ın "Türkiye'nin yeni bir istikrar paketine ihtiyacı yok" diyerek kamuoyuna sunduğu "yapısal reform paketinin" tamamen hükümet programına dayanması "Ya içinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntılardan Başbakanın haberi yok, ya da bunun siyasi riskini almak istemediğinden böyle davranıyor" yorumlarının yapılmasına neden oldu. Genel ekonomik tabloya baktığımızda Yılmaz' ın "siyasi risk almaktan" çekindiği tezim güçlendiren kötü bir manzarayla karşılaşıyoruz. Son iki ayda borç faizi ödemeleri için 128 trilyon, yatırımlar için 1.5 trilyon kaynak ayrıldığını belirtmemiz ülke ekonomisi için net bir fikir verecektir herhalde. Enflasyonu, bütçe açıklarını, büyüyen dış ticaret açığını, işsizliği, tarımı, hayvancılığı, bozuk gelir dağılımım hiç sormayın. Yatırıma 1.5 trilyon, borç faizi ödemelerine 128 trilyon ayrılması yeterince açıklıyor zaten.

Bu arada iki parti arasındaki suçlamalar, birbirinin kuyusunu kazma imaları, arkadan vurmalar, kısır tartışmalar, kararname imzalamayıp bekletmeler, istifaya davet etmeler devam edip gidiyor.

İşte böyle bir dönemde Anayasa Mahkemesinin R P' nin yaptığı başvuruyu inceleyip Hükümetin, güvenoyu alış biçiminin, Çekiç Güç ve OHAL' i uzatan oylamaların Anayasaya aykırı olduğunu açıklaması, zor ayakta duran ANAYOL için tam bir şok oldu. Başından beri Anayol içinde DYP ve ANAP arasında yaşanan mücadeleye, böylece hükümetin siyasî bakımdan var olup olmadığı tartışmaları da eklendi. Bilindiği gibi Anayol, DSP' nin oylamaya katılıp çekimser oy kullanmasıyla güvenoyu alabilmişti. Çekiç Güç ve OHAL' ın uzatılmasıyla ilgili oylamalarda da DSP aynı tavrını devam ettirerek hükümete desteğini sürdürmüştü. Anayasa Mahkemesinin bu kararıyla yeni bir tartışma başladı. Tartışılan konu "hükümetin yeniden bir güvenoyu almasına gerek var mı? Yoksa yeni güvenoyu, istemeden de devam edebilir mi?" sorusuyla ilgiliydi. Anayolun devam etmesini isteyenler bu soruya "güvenoyu istemesine gerek yok, ancak siyasi gelenek gereği güven oyu almasında fayda var" gibi bir cevap verdiler. Oysa bu net bir yaklaşım değildi. Onların korkusu şu olmalıydı, ANAP' la kavgalı bir DYP yeniden Yılmaz' a evet der mi? Evet demeyeceğinden korkuyorlardı. Karşı görüşü savunanlar ise hükümetin mutlaka yeni güvenoyu alması gerektiğini savundular. DYP'li bakanların bazıları da bu görüşü savundu. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararından sonra bu tartışmaların şiddetlenerek artacağını söylemek yanlış olmaz herhalde.

Peki Anayasa Mahkemesi'nin kararı partilere nasıl yansıdı? ANAP' ta bazı endişeler var. Eğer yeniden güven oylaması yapılacaksa bu ancak DYP ile DSP' nin desteği veya DSP' nin oylama oturumuna katılmamasıyla sağlanabilecek. Ayrıca bu güne kadar hiç bir yasayı meclisten geçiremeyen, elle tutulur bir icraatı olmayan Anayol' un, en fanatik savunucuları tarafından bile eleştirildiği bir dönemde nasıl güvenoyu alabilir? Tofaş, TEDAŞ ve örtülü ödenekle köşeye sıkıştırdığı Çiller destek verir mi? ANAP'ın korkuları bunlar. Zor durumda kalan bir diğer parti DSP Ortaya çıkan tablo, DSP' nin ya hükümete girmesi, ya bütün oylamalara katılmaması ya da evet yönünde destek vermesi şeklinde bir zorunluluk ortaya çıkarıyor. Ecevit kavgalı ve icraatsız bir hükümete girme riskini almayacak görünüyor. Bütün oylamalarda evet yönünde destek vermesi zaten mümkün değil. Bütün oturumlara katılmama yönünde bir tavır da beklenmemeli. Çünkü bir taraftan siyasî baskılar diğer taraftan CHP'nin, DSP ile ilgili mücadelesi onlara puan kaybettirecektir. Ecevit mutlaka bunları görüyor. Böyle kavgalı bir hükümete verdiği "çekimser" desteğin zorluklarını yaşadığı bir dönemde bakalım Ecevit' in DSP'si nasıl davranacak? Bu arada Mümtaz Soysal faktörü de unutulmamalı.

Yolsuzluk iddiaları, Tansu Çiller'in mal varlığı, örtülü ödenek ve parti içi muhalefetle iyice bunalan DYP ise Mesut Yılmaz'ı güven oyuna zorlayarak bu baskılardan bir nebze olsun kurtulmanın hesaplarını yapıyorlardı. Çiller'e en yakın isim olan Yalım Erez'in tavırlarından bunu anlamak mümkün. Ancak DYP'nin hesabinin tutup tutmayacağım zaman gösterecek.

Şüphesiz bu ortamda en rahat parti RP. Hem yolsuzluk dosyaları hem de Anayasa Mahkemesine yaptıkları başvurunun olumlu sonuçlanması sebebiyle puan kazandıklarını düşünüyorlar ve haklı olarak büyük sevinç yaşıyorlar. Süleyman Mercümek ile RP arasında ilişki olup olmadığı hakkında Meclis Soruşturması açılması bile bu sevinçlerini gölgeleyemedi.Bu konuların bir çoğu şimdilik tartışılıyor ve sonuçları sonra ortaya çıkacak şeyler. Ama kamuoyunda ve siyasî çevrelerde tartışılmayan bir konu var. O da zorlamalarla ve bir kısım medyanın desteğiyle kurulan ANAYOL' un tam bir fiyasko olduğu. Öyle olmasaydı, ANAYOL' a "Ayrıyol", 'Karanlıkyol", "Arayol" ve Başbakana 'Boşbakan" benzetmesi yapılır mıydı? Bu arada DYP' li Devlet Bakanları Ayvaz Gökdemir ile Ünal Erkan istifa ettiler. Çiller Bakanların istifasının Yılmaz'ı "görevi bırakmaya zorlayan bir hareket" olduğunu ve Yılmaz' ın görevi iade etmesini, "Yoksa üç aylık tartışmalı Başbakan, çamur adamı millet alaşağı eder" demesi, ANAYOL' un bittiği işaretini veriyor gibi. Öyle anlaşılıyor ki, hükümetin devamını isteyenlerin kamuoyuna sık sık, Cumhurbaşkanı'nın "Aman bu hükümeti ne yapıp edin devam ettirin. Yoksa çok büyük sıkıntılar olacak" dediğim hatırlatması bile Anayol'u kurtaramayacak. Şimdilik ANAP ve DYP gardını alıp 2 Haziran' da yapılacak ara yerel seçimleri bekliyorlar. İkisinin de amacı belli. Öbüründen birkaç puan fazla alabilmek. Ancak bu durumda diğerini köşeye sıkıştıracağını her iki partide çok iyi biliyor. Aslında her ikisi de köşeye şimdiden sıkıştığının farkında bile değil. Bir tarafta icraatsız ve güvenoyu alıp almadığı tartışılan Başbakan Mesut Yılmaz, öbür tarafta yolsuzluk iddiaları bir tarafa, örtülü ödenekten dolandırıcılara para kaptırmış Çiller... Hangisi rahat dersiniz? Dergimizin yayına verildiği ana kadar ki gelişmeler böyle...


KISA KISA

ASGARİ ÜCRET KOMEDİSİ

Asgari ücret komisyonu yeni asgari ücreti belirleme çalışmalarını sürdürürken enflasyon asgari ücreti eritmeye devam ediyor. Geçen yıl 90.9 dolar olan aylık asgari ücret bu yıl mayıs ayı sonu itibariyle 70 dolara geriledi. Bu miktar aylık alan bir asgari ücretli, Fas, Kamerun, Bolivya, Makedonya gibi dünyanın en yoksul ülkelerinin kişi başına düşen aylık GSMH' ı kadar gelir alıyor. Halen net 5.5 milyon olan asgari ücret ile 4 kişilik bir ailenin geçinmesi akla mantığa sığmıyor. Mayıs ayı rakamlarına göre Türk-İş' in yaptığı bir araştırmada dört kişilik bir ailenin gıda masrafların karşılayabilmesi için 16 milyon 41 bin lira gerektiği belirlendi. Dolayısıyla bu araştırmaya göre dört nüfuslu bir ailenin sadece gıda için 3 asgari ücret alması gerekiyor.

Bu arada asgari ücretliler lehine olan bir gelişmeyi de belirtelim. Maliye Bakanlığı asgari ücreti vergi dışı bırakılması yönünde çalışmalarını hızlandırıyor. İlk planda 1 milyon asgari ücretli yılbaşından itibaren vergiden muaf tutulacak. Bunun devlete maliyeti 90-100 trilyon arası tahmin ediliyor. Ayrıca gelirlerin vergiden muaf olan kısmını oluşturan asgari geçim indirimi tutarının asgari ücret düzeyine yükseltilmesi durumu da sözkonusu. Bu uygulamadan yararlanacak işçi ve memurların sayısı 5 milyon. Maliye Bakanlığı gelir vergisi kaybını gözönünde tutarak söz konusu uygulamayı Doğu' dan Batı' ya doğru 1 Ocak 1997 ile 2000 yılları arasında tüm ülkeye yaymayı planlıyor.

DEVLETİN YATIRIM PARADOKSU

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) yaptığı bir araştırmada planlandığında 100 lira olan bir kamu yatırımı maliyetinin, gerçekleşme aşamasında 234.6 liraya yükseldiği sonucunu ortaya çıkardı. Ödenek yetersizliği yüzünden projelerin tamamlanma süresinin planlara göre uzaması kamu yatırımlarındaki maliyet artışlarının en önemli sebebi. Rapordaki verilere göre ulaştırma sektörü maliyet artışlarında en yüksek olan sektör. Bu sektörden 100 liralık yatırım planı gerçekleşinceye kadar 339 liraya çıkıyor. Raporda yatırımların planlanan sürenin 2 ilâ 3 katı sürede gerçekleştiği belirtiliyor. Gecikme nedeniyle hem planlanan maliyet artıyor, hem de daha tesis hizmete giremeden teknolojisi eskiyor. Rapor "Türkiye'nin yatırım paradoksu' nu ele veriyor.


Tedaş , Tofaş , Mercümek....

Mecliste Soruşturma Trafiği

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde şuana kadar üç konu hakkında Meclis soruşturması açılması için karar alındı. Bu konularla ilgili Mecliste araştırma komisyonları kurulacak ve konuyu araştırıp yine Meclise sunacak. Eğer Mecliste bu komisyon raporları ciddi bulunursa suçlananların Yüce Divan' a sevkine karar verilebilecek. Meclis soruşturması açılan konular şunlar.

TEDAŞ

Refah Partisi ve DSP'nin ayrı ayrı verdikleri iki önergeyle gündeme geldi. DSP sadece Bakan Altıner' i sorumlu tutarken, RP Başbakan Çiller'in de en azından olaylara göz yumarak suçlu olduğunu ileri sürerek konuyu meclise getirdiler.

İddiaya göre dönemin Enerji ve Tabî Kaynaklar Bakanı Şinasi Altıner ile Başbakan Tansu Çiller TEDAŞ' ın özelleştirilmesi sırasında kanunları çiğneyerek TEDAŞ' ın daha ucuz bir fiyata satılmasına sebep olacak gelişmelere göz yumarak devleti zarara uğrattılar. Önerge DSP, CHP, RP ve bir kısım ANAP milletvekilinin iştirakiyle 232 oyla kabul edildi.

TOFAŞ

Tofaş' ta yolsuzluk yapıldığı ilk defa o zaman muhalefette olan ANAP lideri Mesut Yılmaz tarafından gündeme getirilmişti. Fakat Tofaş dosyası da yine RP tarafından Meclise sunuldu. Tofaş'ta suçlanan ise doğrudan Tansu Çiller'di. İddiaya göre, Çiller Tofaş'ın özelleştirilmesi sırasında ihale komisyonunu birkaç defa feshederek yerine yeni komisyonlar kurdurttu. Yine özelleştirme aşamasında komisyon tarafından ihaleye katılan firmaların huzurunda açılması gereken ihale zarfları Çiller tarafından Başbakanlık konutuna getirtildi ve burada açıldıktan sonra bazı talimatlar verilerek yeniden komisyona gönderildi. O tarihte iç piyasada 82 bin liradan satılan Tofaş hisselerinin bu ihalenin ardından dış piyasada 72 bin liradan satılarak, kamunun 1 trilyon lira zarara uğratıldığı iddia edildi. Ayrıca pahalı satış yönteminin uygulanması nedeniyle 577 bin dolar, fazla ödeme yapılması nedeniyle de 250 bin dolar zarar edildi. Oylama sonunda 376 oyla Çiller hakkında meclis soruşturması açılması kabul edildi.

MERCÜMEK

Tedaş ve Tofaş önergeleriyle köşeye sıkışan DYP, RP hakkında önerge vererek üzerindeki baskıyı azaltmaya çalıştı. Topladığı Bosna paralarını zimmetine geçirdiği iddia edilen Süleyman Mercümek ile RP arasında bağlantı olup olmadığının araştırılmasını isteyen önerge RP dışındaki partilerin oylarıyla kabul edildi. RP ise "daha önce verilen ceza, Yargıtay tarafından bozulan Süleyman Mercümek konusunun şu anda mahkeme safhasında olduğu için mecliste soruşturma açılamayacağını" savunuyor.

YENİ DOSYALAR GELİYOR

Önümüzdeki günlerde Meclise gelmesi beklenen dosyalar ise şunlar;

Çiller' in , Mesut Yılmaz'ın, Erbakan'ın mal varlığı, Engin Civan ve Mesut Yılmaz'ın Çay Kur'u zarara uğratması.


Dolandırıcıya Giden Örtülü Ödenek Nerelere Gitmez ki...

Aslında Devlette Güven Aşılanması..

Türkiye son bir aydır pek alışık olmadığı bir tartışmayı yaşıyor. Tartışılan konu şu: Tansu Çiller Başbakanlığı devretmeden 22 gün önce örtülü ödeneğe aktarılan 500 milyar lirayı ne yaptı? Bu parayı "devletin yüksek çıkarları için mi harcadı? Yoksa şahsi işleri için mi kullandı?"

Olay ilk defa Refah Partisi'nden Şevket Kazan'ın açıklamasıyla gündeme geldi. Çiller bu iddialara 'İftiranın söylemesinden Allah sakınsın insanı. Yalandır ihanettir. Bunu söyleyenler sadece şerefsiz değil, milliyetsizdir de " açıklamasını yaparak sert tepki gösterdi. Ancak 500 milyar liranın alındığını gösteren belgenin günlük gazetelerden birinde yayınlanması üzerine, "Bunda saklanacak ne var? Evet parayı kullandım, gerektiği kadarını harcadım... " diyerek parayı aldığını kabul etmek zorunda kaldı. Başbakan Mesut Yılmaz'ın ağzından örtülü ödeneğin seyri şöyle gelişti. " "15 Şubat 1996 tarihinde dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in emriyle örtülü ödeneğe 500 milyar lira aktarıldı.

- Örtülü ödeneğe aktarılan 500 milyar liranın bir kaç gün sonra dövize çevrildiği öğrenildi.

- Para Vakıflar Bankasından beş ayrı taksitle çekildi. Hatta Başbakanlıkta devir teslim yapılmadan bir gün önce bile para çekildiği anlaşıldı.

- 500 milyar ile ilgili kendisiyle üç defa konuştuk, ama bana hiçbir şey söylemedi.

- Harcama yerleriyle ilgili olarak Genel Kurmay'a, MİT'e, İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı'na sordum, ancak bilgileri olmadığını söylediler.

Dolandırıcıya Kaptırılan 5.5 Milyar

Bu konular hummalı bir şekilde tartışılırken örtülü ödenekten seçim öncesinde dolandırıcılara 5.5 milyar lira kaptırıldığının öğrenilmesi Çiller için tam bir şok oldu. İddiaya göre "Selçuk Parsadan isimli dolandırıcı Emekli Orgeneral Necdet Öztorun' un sesini taklit ederek Çiller'i aradı, ve ANAP'ı çökertmek için Kadıköy'de emekli askerlerden bir örgüt kurduklarını söyledi. DYP adına kahvehanelerde çalışma yapmak için para istedi. Tansu Çiller' in emriyle de Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Akın İstanbullu 5.5 milyarlık ödeme yaptı."

Akın İstanbullu ilk başta olayı doğrularken, bir gün sonra parayı "Atatürkçü bir dernek binası kurulması" için verdiklerini açıkladı.

Medyatik dolandırıcı, Çiller den nasıl para aldığını her gün değişik bir yerde ballandıra ballandıra anlattı. Aslında dolandırıcının buna benzer birçok kişiyi daha dolandırdığı kendi açıklamalarıyla ortaya çıktı. Sonunda dolandırıcı yakalandı. Sorgulama sonunda karanlıkta kalan sorularla ilgili sürpriz bilgiler ortaya çıkabilir.

Dolandırıcıya para kaptırılmasının öğrenilmesi "acaba başka yerlere de böyle harcamalar yapıldı mı?" sorusunu gündeme getirdiyse de herhangi bir açıklama yapılmadı.

En son iddia ise ANAP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Eryılmaz'dan geldi. Eryılmaz, "500 milyarlık örtülü ödeneğin bir basın organına aktarıldığını" iddia etti.

Bütün bu gelişmeler karşısında Tansu Çiller "canımı veririm de devletin sırrını vermem. Devletin sır olan ve çıkarları için kullanılmış meseleleri suistimal edip bunları yolsuzluk gibi gösterirseniz iki kere şerefsizsiniz... " diyerek bilgi vermekten kaçındı. Baskıların arttığı son günlerde ise "Mesut Yılmaz adam değil. Adam olsa gidip açıklarım' diyerek Yılmaz'a güvenmediğini ortaya koydu.

Bu arada DYP içinde Çiller'in örtülü ödenekle ilgili herhangi bir bilgi vermeye ya-naşmaması eleştirilmeye başlandı. DYP Teşkilât Başkanı Mehmet Gölhan "Ben olsaydım Çiller gibi davranmazdım" diyerek Çiller'in yanlış yaptığını ima etti. Bu arada Çiller'in en yakını olarak bilinen Devlet Bakanı Yaşar Dedelek daha sert bir tepki göstererek şunları söyledi; "Tamam Çiller TEDAŞ'ta haklı TOFAŞ'ta da mahkeme kararı var. Burada da kendini savunabiliriz. Ancak, örtülü ödeneği açıklamamanın bir izahı yok. Hemen bunu devlet yetkililerine açıklamalı, yoksa kendisiyle daha fazla birlikte yürüyemem." Cavit Çağların tepkisi ise şöyle; "Cumhurbaşkanı ve Başbakan'dan saklanacak devlet sırrının olduğunu söylemek kadar yanlış bir şey yoktur." Hele bunu Devlet Başkanına açıklarsa suç işlemiş olacağı gerekçesine dayandırmak kadar da ayıp bir şey yoktur. Çiller'in son zamanlardaki en yakın adamı Yalım Erez bile "Mecbur değilsiniz ama konuyu Cumhurbaşkanı'na açıklamalısınız. Bunu yapmazsanız, çok büyük sıkıntılar çıkacak" diyerek ciddi bir uyarıda bulunmak zorunda kaldı.

DYP kurucularından 40 kadar muhalif de, muhtıra gibi bir deklarasyon yayınlayarak şu görüşleri dile getirdiler: "Partimizin tarihi ve büyük misyonu ve şerefli geçmişi ile telif edilemeyecek, kabulü imkânsız, utanç verici olayların faturası DYP'yi kezzap gibi eritmeye başlamıştır... Çiller kıratın üzerinde dayanılmaz bir yüktür. Kırat bu yükten mutlaka kurtarılmalıdır."

DYP' lilerin görüşleri böyle. Öyle anlaşılıyor ki onlar da bazı kuşkular taşıyorlar. Taşımayanlar bile "acaba?" sorusuna cevap bulamamanın sıkıntısını yaşıyorlar.

Tansu Çiller, gerek daha önceki güven aşındırıcı davranışları, gerekse son olayda izlediği tutarsız tavırları nedeniyle kamuoyunda güven vermeyen bir görüntü arzediyor. Öyle ki kamuoyunda Çiller' den daha çok dolandırıcı Selçuk Parsadan' ın açıklamalarına inanılıyor gibi bir hava hakim. Örtülü ödenekte dergimiz yayma verildiği âna kadar gelinen nokta şimdilik bu. Ancak bu konu daha uzun süre tartışılacağa benziyor.

Gelinen noktada cevabı aranan soru ise şu: Başbakanlığı devretmesine bir kaç gün kala örtülü ödenekten kullandığı bu paranın hesabını açıklamaktan çekinen Çiller' e bir daha örtülü ödenek teslim edilebilir mi? Daha önemlisi büyük sorumluluk gerektiren devlet teslim edilir mi?


İmam-Hatiplere Şûra Darbeleri

Geçtiğimiz ayın ortalarında 15. Milli Eğitim Şûrası yapıldı. 5 gün süren Şûrâ'nın "2000'li Yıllarda Milli Eğitim Sistemi" olarak belirlenmişti. Milli Eğitim sisteminin 2000 li yılların toplumsal, bilimsel ve teknolojik gelişmelere uygun olarak yapılandırılması gayesine yönelik ön çalışmalar yapılacaktı. Ana konu altında oluşturulan çalışma komisyonları da "İlköğretim ve yönlendirme, ortaöğretimde yeniden yapılanma, yüksek öğretime geçişin yeniden düzenlenmesi, toplumun eğitim ihtiyacının sürekli karşılanması ve eğitim sisteminin finansmanı konularında kararlar alınacaktı.

Fakat 15. Milli Eğitim Şûrâ'sında karara bağlanması beklenen konunun zorunlu eğitim sisteminin 8 yıla çıkarılması çalışması olacağı bekleniyordu. Zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılması kararında çatışma alanı ise İmam Hatip Liselerinin Orta bölümü ile Kur'ân Kurslarının hangi kapsama alınacağı tartışmasıydı.

Şûrâda "8 yıllık zorunlu temel eğitim uygulamasına geçilmesi" yolunda karar çıktı. Şûrâda kabul edilen şekle göre ilkokul birinci sınıftan orta okul son sınıfa kadar olan dönem "temel eğitim" olarak değerlendirilecek ve bu dönem için tek diploma verilecek. Şûrâ kararına göre beşinci sınıftan sonra sertifika verilerek isteyen öğrencinin, herhangi bir mesleki eğitim dalında kalan üç yıllık eğitimini tamamladıktan sonra, temel eğitim diploması almasına hak tanınmıyor. Mesleki eğitim seçimi 8'inci sınıftan sonra başlıyor.

Halbuki baştan beri zorunlu eğitimin uzatılması konusunda beliren görüş "Zorunlu eğitimin uzatılmasının bir sakıncası olmadığı ancak bu yapılırken diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi belirli bir dönemden sonra isteyenlerin istedikleri mesleki alana yönelerek zorunlu eğitimin kalan kısmının yöneldikleri alana uygun şekilde tamamlamaları gerektiği yolundaydı. Şûrâ komisyonları daha önce yapılan il ve bölge Şûrâlarında alınan bu doğrultudaki kararları da hiçe sayarak tam tersi bir kararla şurâyı kapattı.

Sekiz yıllık zorunlu eğitimle orta kısımları kapatılmaya çalışılan İmam - Hatip Liseleri ile ilgili olarak hazırlanan plan bu kadarla kalmıyor. Planın ikinci ayağı da şûrâ kararlarının satır aralarına sıkıştırıldı. Milli Eğitim Şûrâsının ilgili komisyonunun raporunda "Meslek lisesi mezunlarına ayrı sınav yapılması" istenerek İmam Hatip mezunlarının istedikleri fakülteye giriş yolu da kapatılmaya çalışılıyor.

15 Milli Eğitim Şûrâsının Milli Eğitim Bakanlığı'nı baskısıyla gerçekleştirildiği tahmin edilen bu kararları Ensar Vakfı, İmam Hatip Mezunları Derneği, İlim Yayma Cemiyeti ve Eğitim Birliği olmak üzere bir çok kuruluş tarafından tepki ile karşılandı. Bu teşekküller Şûrâ için daha önceden faaliyete geçtiklerini, çeşitli raporlar hazırladıklarını ve bu raporları Şûrâya katılan tüm gruplara ulaştırdıklarını ama dikkate alınmadığını açıkladılar. Şûrâ kararına tepki gösteren eğitimci ve uzmanlar da dünyanın hiç bir yerinde 8 yıllık tek tip eğitimin verildiğinin görülmediğini, zorunlu eğitimin süresinin uzatılabileceğini fakat ikinci kademede isteyen istediği alanda kabiliyetlerine göre bir eğitim alması gerektiğini ifade ettiler. Bu çalışmaların niyetinin İmam Hatiplerin önünü kesmek olduğu açıkça ortaya çıkıyordu.

Bilindiği gibi şûrâ kararları tavsiye niteliklidir ve 8 yıllık eğitim ancak ilgili yasanın çık- masıyla mümkün olacaktır. Kararlar Türkiye Büyük Millet Meclisinin tasdikinden geçmedikten sonra bir şey ifade etmiyor, fakat millet iradesi ile çatışmaktan bıkmayanlara karşı dikkatli olunması gerekiyor. Ve iflas etmiş Milli Eğitim sistemine köklü çözümler getirileceğine belli okullarla uğraşılması Türkiye'de eğitim sistemine herhangi bir yenilik gelmeyeceğini düşündürdüğü gibi Türkiye'nin geleceği açısından umutlarımızı kırıyor.


Dünya Bankası - IMF

Onların Dilinden Hal-i Pürmelâlimiz

"Yeni bir istikrar paketine ihtiyaç var mı? diye sorulduğunda ekonomi hakkında konuşan ve yazan pek çok kimse "Hayır" diyor. Türkiye'nin yeni bir 5 Nisan'a ihtiyacı yok." Ya ekonominin yapısal problemleri ne olacak? "Onlar da zaman içinde çözülür." Peki zaman içinde çözüm için de bir programa ihtiyaç yok mu? İşte size bu soruya cevap bulabilmek için size iki ipucu:

1- Euromoney Konferansı için Türkiye'ye gelen ünlü rating kuruluşu Standard and Poors'un direktörü David Beer's' in söyledikleri geçtiğimiz günlerde hayli konuşuldu. Peki ne demişti. Beer's, kısaca özetleyelim. 'Türk malî sisteminin böyle devam etmesi imkansız. Hükümette önlem alınmaya yönelik bir niyet de göremiyoruz. Bu nedenle önümüzdeki altı ay içinde büyük boyutlu bir kriz bekliyoruz... Malî baskı artıyor. Yakında önlem alınmazsa büyük devalüasyon ve malî kriz olacak... Türkiye iç piyasadan borçlanamadığı için dış piyasadan borçlanıyor bu çok tehlikeli gelişme. Piyasanın görüşleri aniden değişebilir. Meksika'da da böyle olmuştu... Denetim yaptığımız 58 ülke arasında Türkiye 57. sırada, en sonuncu olan Venezüella da bile iyiye gidiş için işi istikrar tedbirleri açıklandığı halde Türkiye de ciddi bir yaklaşım yok."

Dünya Bankası özel sektör Gelişme Bölümü Başkanı Ira Lieberman'ın görüşleri de özetle şöyle "Hükümetin elindeki kartlar giderek azalmakta. Bu yüksek bütçe açıkları giderek Türkiye'nin manevra alanını kısacak ve uluslararası piyasalarda çok yüksek faizler dışında para bulamaz hale gelecek. Reformların geciktirilmesi kendi felaket kısır döngüsünü hazırlıyor. Türkiye Güney Amerika, Doğu Asya ve hatta Filipinler' in bile gerisine düşme tehlikesi ile karşı karşıya. Dünya Bankası'nın yayınladığı "Bürokratlar İş Dünyasında" adlı kitapta Türkiye tüm reform ölçütlerine göre Mısır'la aynı grupta bulunuyor.

2- Geçtiğimiz günlerde Türkiye ye IMF yetkilileri "ülke konsültasyonu" amacıyla geldiler. İlk anda heyetin ne amaçla geldiği bilmediğinden basında konuyla ilgili pekçok soru gündeme geldi. Yeni bir stand-by anlaşması mı imzalanacak; yeni paket yolda mı, bu adamlarda nereden çıktı; gibilerinden.

Halbuki, IMF heyeti yıllık olağan denetim için Türkiye'ye geliyordu. Ülke konsültasyonu denen bir tür ülke ekonomisinin durumu tesbiti için. İşte bu tarz bir tepki ve telaş ekonomik bir takım köklü değişikliklere olan ihtiyacın bilinçaltına yer ettiğini ama bunun siyaseten ifade edilmediği gösteriyordu.

Nitekim, IMF ile Türk yetkilileri arasında ismi anılmasa da içten içe bir paketin pazarlığı sürüyor. Bu konuda IMF in tavrı yeni stand-by anlaşmasının imzalanması yönünde Stand-by, bilindiği (ve tecrübe edildiği) üzere 1-2 yıllık bir dönemi kapsayan (ki bu süre oldukça kısa bir süredir) üye ülkelerin ödemeler dengesi sorunu çözme amaçlı bir tür kredi.

Türk yetkilileri ise EFF (Extended Fund Facility - Uzatılmış Fon Kolaylığı) denilen daha uzun sureli (3 ya da 4 yıl) ve Stand-by a göre 3 kat daha çok kredi alınabilen ve 4,5 ila 10 yıl arası geri ödemeli bir kredi türünü talep ediyorlar.


ECO ve PETROLLER

Orta Asya'da Zemin Kaybı

Ekonomik işbirliği Teşkilâtı'nın (ECO) dördüncü zirvesi geçen ay Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat'da gerçekleştirildi. Türkiye, İran ve Pakistan arasında 1964'te kurulan 'Kalkınma İçin Bölgesel İş Birliği Teşkilâtı'nın (RCD) devamı niteliğinde olan ECO' ya 1992 yılında Azerbaycan, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Afganistan üye olmuşlardı. Bugün,10 üyeli, 300 milyon uluslu bir örgüt haline gelmiş ulunan teşkilâtın dördüncü zirvesine KKTC de Kıbrıs Türk Müslüman Toplumu adı altında katıldı.

7 milyon kilometrekarelik bir coğrafyada kalkınma hamlelerinin gerçekleştirilmesini hedefleyen ECO' nun bu son zirvesi diğerlerine oranla daha verimli geçti. Zirvede ECO projesinin önemli kilometre işlerinden birini oluşturacak nitelikte bazı kararlar alındı. Örgütün yeniden yapılandırılması bir anlamda da canlandırılması. İnsani yönünde görüş birliğine varıldı.

Türkmenistan Cumhurbaşkanı Saparmurat Türkmenbaşı'nın zirve başkanlığına seçilmesinin ardından da örgütün Pakistanlı genel sekreteri görevini Türkiye'nin, Rabat büyükelçiliği görevini yürüten Önder Özar' a devretti.

Zirvede, Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov'un, İran Cumhurbaşkanı Rafsancani'nin özellikle İsrail'in Güney Lübnan'da yaptığı katliamları gündeme getirerek yaptığı konuşmasını eleştirmesi, zirvenin dikkat çeken bir başka gelişmesi oldu.

Zirvenin sonuç bildirgesinde ise ECO Bakanlar Konseyi'nin Olağanüstü Toplantısı'nın sonbahar aylarında Türkiye'de yapılması kararlaştırıldı.

Üye ülke başkanları zirveye katılmadan önce, 21. yüzyılın İpek Yolu olarak nitelendirilen İran-Türkmenistan demiryolu hattının açılışında bir araya geldiler. İran'ın on yılda 1 milyar dolar harcayarak gerçekleştirmiş olduğu bu proje ile Orta Asya Avrupa'ya bağlanmış oldu. İran'ın Tahran'dan sonra en büyük ikinci kenti Meşhed'den başlayarak Horasan bölgesinden geçtikten sonra Türkmenistan sınırındaki Sarah kasabasına uzanan demiryolu buradan da Türkmen demiryolu ağıyla birleşmekte. Türkmenistan ve diğer Orta Asya ülkelerini, açılan bu demiryolu ile Avrupa ve dünya pazarlarına taşıyarak önemli bir puan toplayan İran ayrıca Hazar petrolleri konusunda da insiyatif kazanacak adımlar attı.

İran Cumhurbaşkanı Rafsancani ile Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev'in imzaladıkları bir anlaşma ile Kazak petrolünün bir bölümünün, İran üzerinden geçecek boru hattı ile dünya pazarlarına taşınmasının kararlaştırılması bu insiyatifin bir göstergesi oldu. İran ayrıca Azerbaycan ile yaptığı anlaşma ile Hazar Denizi'ndeki Şahdeniz petrol yataklarından yüzde 10 oranında bir pay aldı. İran yönetimi böylece uzun zamandır istikrarlı bir şekilde sürdürdüğü Orta Asya politikalarının meyvelerini yavaş yavaş toplamaya başlamış oldu.

İran'ın üst üste gerçekleştirdiği bu adımlar batı basınında da geniş bir yer buldu. İngiltere'nin ekonomi ağırlıklı gazetesi Financial Times, Orta Asya cumhuriyetleri üzerindeki ekonomik ve siyasi nüfuz mücadelesinde İran'ın Türkiye'nin önüne geçtiğini yazarken Daily Telgraph da Moskova-Tahran ittifakının Ankara'yı köşeye sıkıştırdığı yorumunda bulundu.

Bu arada Rusya da, atak üstüne atak yaparak Orta Asya petrollerini ele geçirme yolunda adım adım ilerliyor. Bakü-Novorrosisk boru hattı için resmi anlaşmayı imzalayarak Türkiye'yi devre dışı bırakan Rusya, Kazak petrolünü Karadeniz'e indirmeyi hedefleyen, Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu' nun kuruluşunu öngören anlaşmayı da hayata geçirdi.

Rusya ve Kazakistan arasında imzalanan bu anlaşma ile, Türkiye'nin büyük petrol hayali de çok önemli bir darbe aldı. Bilinen rezervleri 4.5 milyar varil olan Kazakistan, 2000 yılından itibaren yılda 149 milyon varil petrol satacak.

Türkiye, Azerbaycan petrollerinin Bakü-Ceyhan arasında yapılacak bir boru hattıyla taşınmasını ve Hazar Denizi altından geçecek bir boru hattıyla Kazak petrollerinin de bu hatta aktarılmasını sağlamaya çalışıyordu. Ayrıca dünyanın en büyük bilinen doğal gaz rezervi olan Türkmenistan doğalgazının da aynı hatta paralel bir boru hattıyla Ceyhan'a ulaştırılması planlanıyordu.

Ancak Kazakistan ile Rusya arasında Hazar petrolleriyle ilgili anlaşmanın imzalanması üzerine Türkiye de Bakü-Süpsa Azeri erken üretim hattına verdiği finansman garantisini çekmek zorunda kaldı. Bu anlaşmayla, Türkiye, Kazak petrolünün taşınması konusundaki şansını yitirdiği gibi, Azeri petrolleri konusunda da zor duruma düştü.

Hatırlanacağı üzere, 9 Ekim tarihinde yapılan toplantıda uluslararası konsorsiyumun kararıyla Azeri erken üretim hattının çift güzergâhlı ve eşzamanlı olarak uluslararası piyasalara aktarılacağı açıklanmıştı. Bu durumu bir "zafer" olarak yorumlayan dönemin Başbakanı Tansu Çiller 24 Aralık seçimlerinde bu "zaferi" seçim malzemesi olarak kullanmıştı.


ABD'den Türkiye'ye Örtülü Ambargo

ABD, askeri malzeme sanayiine her yıl "en az yarım milyar dolar" akıtan ve en iyi müşterileri arasında yer alan müttefiki Türkiye'ye karşı örtülü silâh ambargosu uygulamaya başladı.

silâh ambargosu krizinin aşılması için Ankara'nın uzun süredir sürdürdüğü diplomatik görüşmeler de durumu değiştirmedi. Son olarak Dışişleri Bakanı Emre Gönensay'ın ABD'ye yaptığı ziyaretten de olumlu bir netice alınamadı. ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher, Türkiye'nin satın almak istediği helikopterleri "şimdilik" veremeyeceklerini belirterek ABD'nin tavrını ortaya koydu.

Türkiye, peşin parayla 10 adet süper Cobra helikopteri almak için 1995 Nisan ayında ABD'ye başvurmuştu. Helikopter anlaşmasını onaylamayan Clinton yönetimi TSK'nın ihtiyacı olan hafif ve ağır silâhların sevkiyatına da "Şimdilik veremeyiz" diyerek karşı çıkıyor. ABD ayrıca Türkiye'nin parasını peşin olarak ödediği 4 Fırkateyni Türkiye'ye teslim etmemekte direniyor.

ABD yönetiminin satmaya yanaşmadığı silâhların yanı sıra polis teşkilâtının modernizasyonu için talep edilen malzemelere de Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Güvenlik ve silâh Denetim Bölümü onay vermiyor. ABD yönetimi bu örtülü ambargoya gerekçe olarak Amerikan silâhlarının Güney-doğu'da kullanılmasını gösteriyorlar.


Kosova'da Gerginlik Artıyor

Balkanlar'ın patlamaya hazır saatli bombası olarak nitelendirilen Kosova'da gerginlik günden güne artıyor. Bölgede yaşayan Arnavut halk ile Sırp yönetim arasında gerginlik geçen ay çatışmaya dönüştü. Özellikle başkent Piriştine'de meydana gelen silâhlı çatışmalarda 10'dan fazla kişinin öldüğü bildirilmekte.

Sırbistan'ın, özerkliğini 1989'da feshettiği Kosova'nın 2 milyonluk nüfusunun yüzde 90'ını oluşturan Arnavutlar, bağımsızlık mücadelesi veriyorlar Buna karşılık Türkiye'nin Sırplarla ilişkilerini artırarak, Belgrad'da büyükelçilik açmayı planladığıda bir başka haber.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook