Hüseyin Mehmed Ateşin İle Kıbrıs'ın İslâmî Kimliği Üzerine... "Kıbrıs'ta İslâmî Kimlik ve Güvenlik İlişkileri"

0
Sayı: Ekim 1997

Kıbrıs, pek çok çevre tarafından yakın bir gelecekte Ortadoğu'nun en sıcak gelişmelerinin yaşanacağı yer olarak gösterilmekte. Bu günlerde de özellikle, Kıbrıs Rum tarafının adaya yerleştirmeye çalıştığı S-300 füzeleri sebebiyle Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan ve Rusya arasında yoğun tartışmaların merkezinde bulunuyor.

Biz de siyasi gündemin merkezindeki Kıbrıs'ın bir başka yönünü, Türkiye'de "Kıbrıs'ın İslâmî Kimlik Dâvâsı" kitabıyla adını duyuran Hüseyin Mehmet Ateşin ile görüşerek gündeme getirmek istedik. Kıbrıs'ın islâmî kimliğini kazanmasında önemli rol oynayan Mehmet Ateşin beyefendi ile İstanbul'da gerçekleştirdiğimiz mulâkatla Kıbrıs'ın islâmi kimliğini kazanma sürecinde nerede olduğunu, islâmî kimliğin Kıbrıs'ın güvenliği açısından önemini öğrenmeye çalıştık, ilginizi çekeceği ümidiyle...

Altınoluk - Efendim Kıbrıs'taki şu an mevcud islâmî yapıya geçmeden evvel, adanının İslâmla tanışmasını kısaca özetler misiniz?

H.Mehmet Ateşin- Kıbrıs'ın islâmî geçmişi, maalesef genel olarak tüm İslâm dünyasında yeterince bilinmeyen bir konu. Kıbrıs adası, islâmî hüviyetine, hicretin 28. Yılında, Şam valisi Hz. Muâviye'nin Halife Hz. Osman'ın iznini aldıktan sonra ilân ettiği seferiyle kavuşmuştur. Suriye ve İskenderiyye tersanelerinde yapılan gemilerin oluşturduğu donanma ile ilk deniz harbine çıkan Müslümanlar, Kıbrıs'ın fethini gerçekleştirmeye muvaffak olmuşlardır.

Müslümanların bu ilk deniz seferinde erkek sahabelerin yanında, onların hizmetlerini görmek üzere bazı hanım sahabeler de katılmışlardır. Hz.Muâviye'nin hanımı da bu sefere katılan hanımların arasında idi. Ebuzer, Ebudderdâ, Sedad bin Evs, Ubade bin el Samit ve hanımı Hala Sultan hazretleri gibi güzide sahabilerin iştirak ettiği Müslümanların bu ilk deniz seferi sonunda Kıbrıs adası hızla genişleyen Müslüman dünyasının tesir sahası içerisine girmiştir.

Fakat Kıbrıs'a mânâ âleminde vurulan esas islâmî kimlik mührünün sahibi, Peygamber Efendimizin hadisinin şahsında tecellî edeceğinin bilgisi ve özlemi içerisinde yollara düşen ve bu uğurda şehadet şerbetini tadan Ümmü Harak Rümeysâ binti Milhan hazretleridir.

Hala Sultan hazretleri belki en meşhuru olmakla birlikte Kıbrıs'ta bilinen tek sahabi değildir. Şu anda İskele kasabasında türbesi bulunan Türâbî Dede de sahabi sultanlardan biri olarak yad edilir.

İşte İslâm'ın ilk tohumlarını ada topraklarına serpiştiren sahabe-i kiramdan sonra Kıbrıs'da İslâmiyet günden güne büyük bir ilerleme göstermiş ve bu ilerleyiş Osmanlılar döneminde doruk noktasına ulaşmıştır. Dolayısıyla İslâmiyet, Kıbrıs da farklı zamanlarda ve farklı devirlerde, ufak bir topluluk şeklinde de olsa siyasi bir güç olarak sürekli bir biçimde varolagelmiştir.

Altınoluk- Efendim Türkiye'de, bugün Kıbrıs halkının islâmî kimliğinden uzaklaşmakta olduğu yönünde bir kanaat mevcut. Siz bu kanaata katılıyor musunuz? Kıbrıs halkı islâmî bir kimlik edinme noktasında bugün nerede bulunuyor?

Hüseyin Mehmed - Evet maalesef islâmî kimlik açısından Kıbrıs halkının durumunun iç açıcı bir noktada olduğunu söylemek mümkün değil. Kıbrıs halkına islâmî bir kimlik kazandırılması gayretlerinin son elli yıl içinde son derece ihmal edilmesi bu noktaya gelinmesinde büyük bir rol oynamıştır. 1920 yılından bu yana yönetim kadroların bu noktada yeterli ilgiyi maalesef göstermediler. Hatta islâmî kimliği ortadan kaldıracak politikalar takip ettiler.

1920'den sonra, Türkiye'deki hâkim siyasî güçlerin kabullenecekleri bir şahsiyet tipi yetiştirme gayretlerinin Kıbrıs'da da uygulanması sonucunda islâmî düşünceden uzak bir cemiyet teşekkül etti. İslâmî bir kimliği kazandırmada öncü rolü oynayacak din adamlarının yetiştirilmemesi, çocukların laik ve din dışı eğitim ile yetiştirilmeleri sonucu bugünki noktaya gelindi.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Kıbrıs halkının bugün dinlerini tamamen inkâr eder bir duruma gelmemeleri yine de sevindiricidir. Halkın büyük bir çoğunluğu İslâmiyetin gerektiği şekilde yaşamasa da dinlerini inkar etmemektedir.

Altınoluk- Kıbrıs halkının istenilen bir islâmî kimlik edinmesi için neler yapılmalı sizce? Kıbrıs'ta islâmî kimlik hangi çalışmalarla şekillenerek ada Müslümanlarına huzur ve refah getirir?

Hüseyin Mehmed - Bu noktada yapılması gereken bir çok şey var. İlk yapılması gereken husus, Kıbrıs'ın ve ada Müslümanlarının şartlarını iyi tahlil etmek ve ondan sonra buraya bir an önce planlı bir din eğitimi düzenlemektir...

Şimdiye kadar Türkiye'den Kıbrıs'a gönderilen Diyanet görevlilerinin ada Müslümanlarına islâmî bir kimlik kazandırmada çok etkin olduklarını söylemek maalesef mümkün değil. Adaya gönderilen görevlilerin yetersizliklerinin yanı sıra, görev sahalarının daraltılmaları tabii ki bir başka olumsuzluk. Buraya gelen görevlilere sadece cami içerisinde faaliyette bulunacakları söyleniyor. Kıbrıs'taki camilerde ise üç beş yaşlıdan başka kimse maalesef bulunmuyor. Bunun için, her yönüyle yetişmiş ve çalışma alanları sadece camilerle sınırlandırılmamış din görevlilerinin bir an önce adaya gönderilmesi lâzım...

Altınoluk- Efendim sizce Kıbrıs'ın islâmî kimliğinin korunması Kıbrıs'ın güvenliği açısından ne anlam ifade ediyor?

Hüseyin Mehmet- Öncelikle şunun iyi bilinmesi lâzım gelir ki biz Kıbrıs'ta hayatımızı devam ettireceksek, bunu Rumlara karşı ve onlara rağmen yapacağız. Bunu da ancak kendimizi maddî ve manevî olarak güçlendirirsek gerçekleştirebiliriz. Maddî açıdan maalesef güçlü olduğumuz söylenemez. Ekonomik gücümüz Türkiye'ye ve dış dünyaya bağlı. Ama manevî güç bizim kendi elimizde olan bir durum. Dolayısıyla ekonomik bunalımın yanı sıra Kıbrıs'ın tamamen maneviyatsız bir toplum haline gelmesi, Kıbrıs'ın güvenliği açısında son derece tehlike arz edecektir. Kıbrıs halkının ada üzerindeki egemenliğini devam ettirebilmesi için islâmî düşünceye ve islâmî harekete ihtiyacı vardır. Kısaca, Kıbrıs'ın güvenliği açısından manevî yönden güçlenmemiz hiç süphesiz ekonomik alanda güçlenmemiz kadar hatta ondan daha önemlidir.

Altınoluk- Kıbrıs halkının islâmî kurum ve cemaatlere bakış açısı nasıldır, özellikle tasavvufi cemaatlere karşı?

Hüseyin Mehmet - Daha önce belirttiğim gibi Türkiye'deki saptırılmış laiklik anlayışı Kıbrıs'ta da hâkim vaziyettedir. Bu sebeple Kıbrıs halkının maneviyat âleminin çok uzağında olduğunu maalesef kabul etmek zorundayız. Ayrıca medya unsuru Kıbrıs insanının, islâmî cemaatlere ve özellikle de tarikatlara karşı olumsuz bakmalarına neden oluyor.

Burada da Türk medyasının büyük bir etkisi söz konusu. Dolayısıyla, Mevlevilik ve Nakşibendi tarikatleri geçmişte adada oldukça etkin olmalarına rağmen bugün Kıbrıs'da halkın büyük bir ekseriyeti, tarikat hadisesine bilinçli bir şekilde değil, saptırılmış bir bakış açısıyla bakmaktadır.

Altınoluk - Kıbrıs denince ilk akla gelen isimlerden biri de Şeyh Nazım Efendidir. Şeyh Nazım'ın Kıbrıs'ın islâmî kimliğini kazanmasındaki rolü nedir?

-Nazım efendi her ne kadar Kıbrıs'taki bazı malum çevrelerce "irticanın kaynağı" şeklinde gösterilmeye çalışılıyorsa da, yarım asırdır Kıbrıs'ta tek başına islâmî cephenin savaşçısı durumunda mücadele vermektedir. Kıbrıs içinde yarım asır sürdürülen bir muhabbet halkasına sahip bir isim. Fakat Şeyh Nazım efendinin mesajı genelde yurt dışındaki, geniş çevreler tarafından sahiplenmiş ve benimsemiş durumda. Hoca efendinin yurt dışındaki bu etkinliği maalesef Kıbrıs içerinde yaygınlaşamamıştır. Nazım efendi de bunu sohbetlerinde üzülerek dile getirmektedir.

Altınoluk- Efendim kitabınızın bir bölümünde Kıbrıs'ta "gayri islâmî" bir kimlik arayışında olanlardan bahsediyorsunuz, bu hususu biraz açar mısınız? Kimler bu gayret içerisinde olanlar, nedir hedefleri?

Hüseyin Mehmet - Son siyasî gelişmelerle birlikte, az sayıda ama seslerini duyurmayı iyi beceren ve kendilerini aydın diye nitelendiren bir grup solcu, Kıbrıs'ın siyasî gündemine "Kıbrıslılık" kavramını getirmiş bulunuyor. Bu grup Kıbrıs'taki huzursuzluğun, güya Türk ve Rum diye ayrı kamplara bölünmüşlükten kaynaklandığını, bu sivri kavmiyetçi hissiyatı bırakıp da müşterek bir Kıbrıslılık kimliğine bürünülmesi gerektiği gibi bir takım düşünceleri sıkça dile getirmekte. Hatta bu görüş doğrultusunda "Yeni Kıbrıs Partisi" isimli bir parti dahi kurdular. Bu yeni kimlik arayışında olanların iddiaları Kıbrıs halkının, ister Helen olsun ister Türk olsun, ada topraklarında yaşayan herkesin Kıbrıs insanı olduğu, dolayısıyla Kıbrıslılık kimliğinin kabullenilmesi gerektiğini savunmaktalar.

Altınoluk- Efendim son siyasî gelişmeleri göz önüne alarak sizce Kıbrıs'ı nasıl bir gelecek bekliyor?

Hüseyin Mehmet- Son siyasî gelişmelerin ardında Kıbrıs halkında bir tedirginlik olmakla beraber bunun yapay bir tedirginlik olduğu Kıbrıs'ta pek çok çevre tarafından dile getirilmekte. Göründüğü kadarıyla büyük güç merkezleri bölgede Türkiye ve Kıbrıs'ı köşeye sıkıştırmanın gayretleri içerisinde bulundukları anlaşılıyor. Ben şahsen son gelişmeler şöyle bir değerlendirilirse özellikle S-300 füzeleriyle patlak veren krizin arkasında bu güç odaklarının bulunduğu sonucuna varılacağı kanaatindeyim.

S-300 füzeleri Türkiye'yi tehdit edecek derecede bir silâhlanma hadisesi değil ama yine de bölgede bir tedirginlik meydana getirilmek maksadıyla gerçekleştirilmiştir. Söz konusu güç odakları bu tedirginlikten de yararlanarak Türkiye'yi köşeye sıkıştırmayı ve Kıbrıs meselesini bir oldu bittiyle sonuçlandırmayı amaçlıyorlar.

Geçmişe bakarak, Kıbrıs'ın istikbâlinin bölgedeki hâkim güce bağlı olacağını söyleyebiliriz. Osmanlı bir zamanlar bölgede hâkim güç olduğu için Kıbrıs, uzunca bir dönem Osmanlıların bünyesinde bulundurulabilmiştir. Osmanlı'dan sonra Kıbrıs'da söz sahibi ülke İngilizler olmuştur. Hâlen Ortadoğu'da hâkim güç kimdir sorusuna verilecek cevap bence "muğlak" olacaktır. ABD, benim kanaatime göre bölgede tek hâkim güç değildir. Türkiye'nin bir an önce bölgede hâkim gücün kim olacağını tesbit etmesi ve ona göre Kıbrıs politikasını belirlemesi gerekmektedir. Çünkü, Ortadoğu'da hâkim güç kim olacaksa Kıbrıs'ın istikbâli de o gücün elinde olacaktır...

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook