MANEVİYATIN ÖĞRETİMİ BİTEBİLİR EĞİTİMİ BİTMEZ

0
MANEVİYATIN ÖĞRETİMİ BİTEBİLİR EĞİTİMİ BİTMEZ
MANEVİYATIN ÖĞRETİMİ BİTEBİLİR EĞİTİMİ BİTMEZ - Y. Selman Tan
Sayı : 399 - Mayıs 2019 - Sayfa : 18

Ahmet Ertaş Ağabey ile 56 Yıllık Manevi Yolculuk Üzerine • 2

MANEVİYATIN ÖĞRETİMİ BİTEBİLİR EĞİTİMİ BİTMEZ

Y. S. TAN: Efendim malum İstanbul Türkiye’nin toplanma yeri. Gençlerin manen eğitimi ile ilgilenme noktasında bazı şehirler kendini gösterirdi. Erzurum da bu vilayetlerden birisiydi. Zannediyorum o dönem güzel bir gençlik çalışması yapıldı. Bunun bereketli olmasını neye bağlıyorsunuz?
A. ERTAŞ: Elhamdülillah Allah’ın lütfuyla Erzurum’da güzel bir hava oluştu. Erzurum üniversite şehriydi. İmkanlar oldukça zayıftı. Belki de bu hizmetleri zor şartlar altında yapmak daha bereketli ve verimli neticelere ulaşmayı sağlıyor. Gayreti artırıyor. Şu anda öğrencilere en güzel imkanları sağlıyorsunuz fakat otel gibi kullanıp gidiliyor, heyecan kalmamış oluyor.
Gençlerle muhabbet ortamının oluşması önemli. Bir de gençlerle ilgili çalışmaları yaparken disiplinli hareket etmek gerekiyor.
Ölçülerimizden hiç taviz vermezdik. Mesela kız öğrencilerle sohbeti perde gerisinden yapardık.
Y. S. TAN: 28 Şubat döneminde engellerle karşılaştınız mı?
A. ERTAŞ: Kız öğrenci evlerimiz vardı. 28 Şubat döneminde yarıya düştü. Kızlarımızın bir kısmı başlarını açtılar, bir kısmı ise başlarını açmadılar ama ne yapacaklarını bilemediler. Memleketlerine mi dönsünler, Erzurum’da mı kalsınlar? Osman Efendi üstâzıma ne yapalım diye telefon ettim. Çünkü başlarını açan kızların birçoğu anne babalarının tesiriyle açıyorlardı. “Ahmet Bey bizim hizmet anlayışımızda şeriatı inciterek hizmet yoktur. Başlarını açmayan kızlarımızı İstanbul’a gönderin” dedi. Elhamdülillah İstanbul’a giden o kızlar bir çok hizmetin öncüsü ablalar oldular. Üstâzım hepsini evlendirdi, düğünlerine geldim.
Kardeşlerimiz bu dönemin kıymetini bilmelidirler. Şimdi hizmet kapıları açık. Eğer şu anda hizmete mani olan bir durum varsa bu sadece nefsimizdendir. Sami Efendi zamanında dini hizmetlerin önünde çok büyük engeller vardı. Musa Efendi zamanında hizmet edilirken yine bir endişe, bir korku vardı ama genişleme de başlamıştı. Şimdi bunlar kalmadığı gibi üstelik dini hizmette bulunmak isteyenlerin önüne imkanlar seriliyor.
BU NİMETLERİN KIYMETİNİ BİLELİM
1998 yılında ilk defa hacca gitmiştim. Duaların kabul olunduğu Mültezim’e geçeyim de orada içimden geldiği gibi dua edeyim dedim. Oraya geçtiğim zaman bir kadın ellerini açmış gözyaşları içinde şöyle dua ediyordu. “Kurban olduğum Allah’ım, kızlarımızın başları açılıyor, imam hatipler kapatılıyor, subaylar atılıyor, bunlara bizim gücümüz yetmiyor, seninde mi yetmiyor Ya Rabbi?” diyordu. ‘Benim diyeceklerimi bu hanım diyor, ben daha ne diyeyim’ dedim arkasında onunla birlikte ağlayarak âmin dedim. Kadıncağız kendisi için, evladı için hiçbir şey istemedi. Hepimiz böyle zor günlerden geçtik. Zannederim böyle gözü yaşlı anaların duaları elhamdülillah bizleri bugünlere getirdi.
35 sene içinde çalıştığım ordunun bu hale geleceğini mümkün değil tahmin edemezdim. Ben hiç gitmedim ama orduevinin içine mescit açılmış, orduevinde hanımlar ayrı, erkekler ayrı düğün yapılıyormuş, başörtülü kızlar subay olabiliyorlar. Bir zamanlar bunların olabileceğini söyleseler inanmazdım. Bu nimetlerin kıymetini bilelim. Eğer rahatlığa alışır ve nefsimizin isteklerinin peşine düşer isek bir de birbirimize düşersek bilelim ki bu nimetler elimizden alınır.
Erkek olsun, kız olsun öğrencilere derdim ki; “Bakın kardeşlerim ben yaz - kış 700 km’den buraya geliyorum. Elbette bunu Allah rızası için yapıyorum. Fakat sizlerin üzerinde bir hakkım var ise onu ancak bir şartla helal ederim. İmam, öğretmen, doktor, mühendis ne olursanız olun iş hayatınızın bulunduğu şehre veya memleketimize gittiğiniz zaman siz de böyle müesseseler kurup, hizmet insanı, vakıf insanı olup Allah’ın dinine hizmet edeceksiniz” derdim.
Şimdi bakıyorum o dönemdeki öğrencilerimizden pek çoğu maddî - mânevî olarak hizmet ediyor. Vakıflar kurmuşlar din hizmetleri, eğitim hizmetleri yapıyorlar. Allah yollarını açık etsin.
Y. S. TAN: Ahmet ağabey sizin hizmet hayatınızdan devam edelim mi?
A. ERTAŞ: Erzurum’a hizmete giderken sonra Erzincan’a da gidip gelmeye başladık. Sonra Ağrı ile, Kars’la ilgilendik.
Fahrettin Tivnikli Bey’e Rabbimden rahmet dilerim. Erzurumlu oldukları için bizim hizmetlerimize yardım ederlerdi. Sadece Erzurum ile kalmayıp o bölgenin aynı zamanda manevi babası olmuştur.
Y. S. TAN: Hizmet etmek sizin hayatınızda önemli bir yer tutuyor. Bunu neden önemli gördüğünüzde anlatır mısınız?
HİZMET EDEMEMEK İNSANI YORAR
A. ERTAŞ: Çektiğimiz tesbihlerin, yaptığımız ibadetlerin faydası ancak kendimizedir. Fakat Allah için yapılan bu ziyaretler, kazanılan gönüller, yapılan hizmetler hem kendimiz için, hem başkaları için Allah indinde kat be kat fazlasıyla değerlendirilecektir inşallah. Hizmet edilirken zahiren yorulunur zannedilir fakat kalp genişlediği için hiçbir yorgunluk olmadığı gibi insana bir huzur hali gelir. O zaman hizmet edememek insanı yorar. Böylece hizmetin nimeti daha dünyadayken alınmış olur. Rabbim kadrini bilenlerden eylesin.
Bizler ana misyonumuz olan iyi Müslümanlığı yaşamaya ve temsil etmeye ayrıca insan yetiştirmeye devam edeceğiz. Rabbim bizleri bu imkanları değerlendirenlerden eylesin. Rabbim milletimize daha güzel günler göstersin inşallah.
Musa Efendi üstadımızı ziyaret için Erzurum’dan bir otobüs ile gelmiştik. “Kaç saatte geldiniz Ahmet bey dedi. “Efendim 17 saatte geldik” dedim. “17 saat de gideceksiniz 34 saat öyle mi? 34 saat yolculuk 1 saat sohbet için mi yapılmış oluyor” dedi. “Evet efendim” dedim. “İşte bu ancak Allah için yapılır. Keşke fakirin sıhhati elverse de sizin oraların en ücra köylerine kadar gitsem ve sizleri yormasam” dedi.
Y. S. TAN: Ahmet ağabey 55 yıldır manevi bir hayatın içindesiniz. Bu hayatı ana hatlarıyla bize özetleyin desek neler söylersiniz?
A. ERTAŞ: Evladım bilinmelidir ki tasavvuf rabıtasız olmaz. Rabıta bu işin esası, anahtarıdır. Rabıta mevzusunda bir çok insanın kafası karışıyor. ‘Rabıta nedir?’ derseniz, rabıta muhabbettir kardeşim, başka bir şey değildir.
Manevi hayat mürşide muhabbetsiz olmuyor ama sadece muhabbet yeter mi? Elbette yetmez.
Sonra fedakarlık gerekiyor. Kim neyle meşgul ise o noktada fedakârlığını artıracaktır. İlim erbabı ilminden, ticaret erbabı maddi imkanlarından ehli gayret zamanından verecek, hizmet edecektir.
SOHBETE GELMEYENİN RABITASI ZAYIF OLUR
Sohbetlere hulûsi kalp ile ve dikkat ile gidilmelidir. Musa Efendi “Sohbete gelmeyenin rabıtası zayıf olur, bir müddet sonra da dersini yapmaz hale gelir” demişti.
Kendimizin nerede durduğunu anlamamız için tefekkür, nereye gittiğimizin farkında olmak için tefekkür-ü mevte ihtiyaç vardır.
Seherî olmak da çok önemlidir. Sen sevdiğini iddia diyorsun, sevdiğin de seni o vakitte çağırıyor ve sen gitmiyorsun böyle bir şey olur mu? Rabbimiz ile buluşmanın en kolay yolu gecelerdir. Elbette Rabbimiz her yerde ve her zamandadır. Ama bilelim ki bu kolaylık bizim içindir. Gece dersimizi gündüze bir hâl olarak taşımadan manevi gelişim olmaz. Gece Rabbimizle beraber olmanın tadını aldıktan sonra onu gündüze taşımak “Siz nerede olursanız o sizinle beraberdir” ayetinin farkına varıp onu uygulamak demektir. İşte bu da “ihsan” makamıdır.
Bundan sonra “Allah onları, onlar da Allah’ı sever” ayetinin sırrına ulaşılır. Allah bize şeklimiz şemalimiz için mi sevecektir. Dünya üzerinde fiziki görünümü bizden çok daha güzel insanlar var, milletler var.
Bizler manevi yönümüzü ne kadar kuvvetlendirecek olursak Rabbimiz bizi o kadar çok sevecektir. Şöyle düşünelim, bir babanın iki çocuğu olsa birisi vazifesini yapsa birisi yapmazsa baba bile vazifesini yapanı daha çok sever. Rabbimizin sevgisinden uzak olmamak için O’nun emirlerini tam bir îman ile yerine getirmeliyiz.
Nasıl yerine getireceğiz?
Vazifemizi yerine getirirken ise “Tazim li emrillah şefkat li halkillah” düsturu ile hareket etmeliyiz.
Ben askerim, bizde itiraz olmaz, emir demiri keser. Rabbimiz bize bir şey emretti ise bizim için mevzu bitmiştir. Büyük bir iştiyak ile ‘baş üstüne’ deyip Rabbimizin isteklerini hürmet ile yerine getirmeliyiz.
Sonra ne geliyor “şefkat li halkillah”
Bu iki cümle çok hoşuma gidiyor. Aslında her şeyi özetliyor. Yaratılmışların içine karıncadan bitkiye her şey giriyor. Hatta yerine göre gayri müslime bile merhamet gerekiyor.
MANEVİ DERSLERİN EĞİTİMİ MUAMELÂTTIR
Manevi derslerin öğretimi belki bitebilir ama eğitimi hiçbir zaman bitmez. Eğitimi muamelâttır.
Kötü arkadaştan sakınmamız gerektiği söylenir değil mi? Kötü arkadaştan öncelikli kasıt belki de dünya yolculuğu boyunca bize arkadaş olan kendi nefsimizdir. Kişisel gelişimde kullanılan ‘insanın kendisiyle barışık olması lazım’ sözünden benim anladığım nefsi tanımaktır. Nefsin zararları şunlar, faydaları şunlar diye sıhhatli bir muhasebe yaptıktan sonra rahat edebilirsin. Bu muhasebeyi iyi yapan insan eviyle, komşusuyla, arkadaşlarıyla hep barışık olur. Emin insan olur.
Kalp ve nefsimiz ıslah olursa saraylardan geniş bir yerde yaşıyoruz demektir. Eğer bunlar ıslah olmamış ve azgınsa sarayda bile yaşıyor olsak zindanda yaşıyor gibi oluruz. Darda oluruz, sıkıntıda oluruz.
Bizleri bekleyen iki imtihanımız var. Tezkiye-i nefs, tasfiye-i kalp.
Kalp tasfiyesinde kötü ahlâkı ve kalpteki yanlış düşünceleri temizleme ve kalbi güzelleştirmek vardır. Kalbi güzelleştirmek çok zikir etmekle ve salihlerle birlikte olmayla olur.
Nefsi tezkiyesinde ise az yiyerek, az konuşarak ve az uyuyarak nefsi eğitmek vardır. Nefsin imtihanları çok çeşitlidir ve kolay da değildir. Dünya nimetleri çoğaldıkça imtihanın aslında daha da zorlaştığını görüyoruz. Allah hepimizin yardımcısı olsun. Dünya imtihanını güzel verenlerden eylesin. Amin.

 

Yorum Yazın

Facebook