Muzaffer Işıkveren ile Hâce Musa Topbaş Hazretleri Üzerine… Dirayetli, Adaletli ve Merhametliydi

0
Sayı: Temmuz 2020
Muzaffer Işıkveren ile Hâce Musa Topbaş Hazretleri Üzerine…  Dirayetli, Adaletli ve Merhametliydi

• Sizi tanıyabilir miyiz?
MUZAFFER IŞIKVEREN: 1956 Bursa doğumluyum. Babam ve annem Batı Trakya, İskeçeli. 1946 yılında Bursa’ya göç etmişler. Ama hâlâ İskeçe’de akrabalarımız vardır. Hayata küçük yaşta simit satma ile başladık. Sonra berber çırağı olduk. Babam inşaatçıydı. İnşaat işi de yaptık. Aile işi olarak makine imalatı yapıyoruz. Başka işlerimiz de var ama esas işimiz eğitim. Hizmetini gördüğümüz Kur’an kurslarımız, anaokullarımız, kreşlerimiz var.
• Sami Efendi ve Musa Efendi ile tanışıklığınız nasıl başladı?
M. IŞIKVEREN: Berber çıraklığı yaptığımız ustamız ihvandan, Allah’ın lütfu, Ali Efendi diye Arnavut kökenli, güzel, muhterem bir insandı. Allah rahmet eylesin. Berber çıraklığı yaparken bizi sohbetlere götürmeye başladı. Sami Efendi ve Musa Efendi’yi orada tanıdım. Ustamızın Musa Efendi’ye olan yakınlığı, muhabbetinden dolayı Allah bize Musa Efendi’nin yakını olmayı nasip etti.
• Musa Efendi Üstadımızın Sami Efendi’ye Bursa’daki hizmetine nezaret ettiniz, herhalde?
M. IŞIKVEREN: Sami Efendi’nin Bursa’daki odasını Rafet Bilaç ve Şaban Büyükdere ağabeyler ile temizliyorduk. İşte seccadeyi şöyle dür, yatağı böyle topla, terlikleri şöyle koy, koltuğu şöyle çevir, havluyu böyle tut. Musa Efendi bize tek tek öğretiyordu. Genciz diye bizi içeriye, öne salıyorlardı. Hizmet etmeyi Musa efendiden öğrenmek lazım.
• Musa Efendi’nin Sami Efendi’ye hizmeti nasıldı?
M. IŞIKVEREN: Üstadımız, Sami Efendi’ye çok özen gösterirdi. Bursa’daki evinde kaldığı zaman çok farklı bir hale bürünürdü. Mesela o zaman hâcethane bahçede idi. Sami Efendi rahat etsin diye, onun yoluna hususi lambalar koymuş, merdivenleri tekrar yaptırmıştı. Üstadın her işiyle meşgul olurdu. Havlunun nasıl tutulacağını bile gösterirdi. Akşam iş bittikten sonra yatak odasının kapısının dibinde takım elbisesi ile hazır vaziyette beklerdi. Gece olunca başını duvara yaslar, o şekilde uyurdu. Yer döşemeleri tahta olduğu için Sami Efendi kalktığında, Musa Efendi ayakta elinde havlu, hazır kapıda bekliyor olurdu. Tahiyyatta oturuyor gibi dizlerin üstüne otur, başını da daya duvara, ne kadar uyuyabilirsin ki! Sami Efendi uyandığında güzel takım elbisesi ile karşılamış olacak, her gece böyleydi. Evlerinde belki 5-6 tane hizmetli, bahçıvanı, şoförü, her şeyi olan bir insan, bu kadar rahatı bırakıyor, Sami Efendi’ye hizmet için her şeye katlanıyor.
• Musa Efendi’de sizi en çok cezbeden neydi?
M. IŞIKVEREN: Üç şey: Dirayet, merhamet, adalet. Dirayetliydi; şunu şöyle yapalım, istişare eder, istişare neticesine de kimseyi itiraz ettirmez, ona göre aradaki mesafeyi ayarlardı. Etrafındakilerle nasıl hareket edilecek, sohbet yaparken salon nasıl ayarlanacak, hep belliydi.
Adaletliydi. Başta ailesine. Valide hanım, Fatma Feride hanımefendi, Allah yattığı yeri cennet bahçesi eylesin, Osmanlı hanımefendisiydi. Ona mesela her gün vakit ayırırdı, “hakkı vardır” derdi. “Biz 51 yıl evli kaldık, ama hep nişanlı hayatı yaşadık” sözünü hiç unutmam. Hiç birbirlerini kırmadıklarını söylerdi. Hâlbuki Fatma Feride Hanım, sert mizaçlı, otoriter bir hanımefendiydi. Onu sultanım diyerek, hemen her gün bir yere gezmeye götürürdü. Termosta çayı, sandalyeleri, çerezi, meyvesi vs. her şeyi hazır mı diye kontrol eder, sonra valideye haber verir, Uludağ yoluna ya da bir dere kenarına, bir mesire yerine giderler, otururlar bir meyve yer, bir çay içerler, dönerlerdi. En başta hanımının hakkını verirdi.
Merhameti zaten tarife gelmez. İnsan, hayvan herkes bundan nasibini alırdı. İstanbul’daki kedileri malum. Bursa’da da kedisi vardı. Bu kedi bir gün kapının önünde bir arabanın altında kaldı. Yavrusu vardı bir tane. “Bunu sana emanet ediyorum” dedi. Biz o kedi yavrusuna “Emanet” adını taktık. Başladık evimizde beslemeye. Ama kedi evin içinde olmayacak, evin bahçesinde olacak; buna dikkat ederdi. Emanet’i, dört buçuk ay sonra İstanbul’a gittiğimizde sordu; unutmamış. “Duruyor efendim, getireyim haftaya isterseniz” dedim, “getir” dedi. Kediyi arabaya aldık İstanbul’a götürdük. Şöyle bir baktı; beslenmiş temiz, tüyleri yıkanmış. Hoşuna gitti, “Hayvanata merhametli olacaksın” dedi.

...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook