Prof. Dr. Cağfer Karadaş ile… Fıtratı Bozmak Dini Bozmaktır

0
Sayı: Ocak 2020
Prof. Dr. Cağfer Karadaş ile…  Fıtratı Bozmak Dini Bozmaktır

ALTINOLUK: Fıtrat kavramından ne anlamalıyız? Her doğanın fıtrat üzere doğması bu kavramın İslam ile ilişkisini nasıl belirlemektedir?
PROF. DR. CAĞFER KARADAŞ: Fıtrat, insanın asliyeti, safiyeti ve yaratılış mayasıdır. Bu aslın mahiyetinin ne olduğunu ilk önce Kur’ân’da aramak gerekir. Bu noktada insanın yaratılış şekli olan ahsen-i takvîm ve ilk insan Hz. Adem’e ‘öğretilen isimler’ bizim için aydınlatıcı olabilir. Yüce Allah Tîn Sûresinde “Biz insanı ahsen-i takvim üzere yani en güzel biçimde yarattık” (Tîn 95/4) buyurmakta, yine Bakara Sûresinde “Biz Adem’e bütün isimleri öğrettik” (Bakara 2/31) buyurmaktadır.
Tîn Sûresinde geçen Ahsen-i takvîm kavramı, insanın en güzel biçimde yaratıldığını ifade etmektedir. Bu güzelliğin onun hem psikolojik hem de biyolojik yönünü kapsadığını söylemek mümkündür. Dolayısıyla insan ruhî olarak iyi bir psikolojik donanımda ve bedensel olarak da kendisine diğer varlıkları hayran bırakacak bir şekil güzelliğinde yaratılmıştır. Zaten insanın ruhî yönü ile fizikî yönü birbirini tamamlamaktadır. Birbirini tamamlayan iki şeyin bir arada bulunabilmesinin şartı uyumdur. Aksi takdirde insanın kendi içerisinde sürekli bir çatışma ve uyumsuzluğu söz konusu olur. Bu ahsen-i takvîm üzerine yaratılmış olan insana etrafını tanıma, tanımlama ve tasnif etme kabiliyeti anlamına gelen isimlerin öğretilmesi eklendiğinde, Allah’ın halife veya beşer diye nitelendirdiği bir varlık olmuştur. İşte insan bu aslını yani fıtratını kendisini Yaratan ile olan irtibatı sayesinde korursa, yaratılış amacına uygun bir hayat sürmesi ve sürdürmesi mümkün olur. 
ALTINOLUK: Fıtrata yabancılaşmak ne demektir? 
PROF. DR. C. KARADAŞ: Fıtrata yabancılaşmak, yukarıda zikredilen Allah’ın en güzel biçimde yarattığı insanın aslı ve safiyetinden uzaklaşması ve onu kaybetmesidir. Allah’ın insanın yaratılışına bahşettiği asıl ve safiyet, ona verilmiş olan ruhî ve bedenî imkânlardır. Yanı sıra eskilerin adetullah dediği Allah’ın kâinata koyduğu tabiat kanunları söz konusudur. Bunlara da, insanın içinde bulunduğu tabii şartlar diyoruz. İnsanın kendi imkânlarını israf etmesi, tabii şartlara aykırı fiiller içinde olması hem kendi fıtratından uzaklaşması hem de çevrenin tabiiliğini tahrip etmesi anlamına gelir. Hâlbuki Allah ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’i ve eşi Hz. Havva’yı yarattığı andan itibaren bir takım kurallar koymuş ve o kuralları dikkate alarak yaşadıkları takdirde hem kendi fıtratlarının hem de çevrenin tabiiliğinin korunacağını bildirmiştir. Demek ki, fıtratı korumak, Allah’ın koyduğu kurallara uymakla mümkündür. Nitekim Allah rahmetinden kovduğunda İblis, insana duyduğu kin ve nefretle şöyle bir vaatte bulunmuştu: “Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” (Nisâ 4/118-119) Bazı müfessirler ayette geçen “Allah’ın yarattığını değiştirmeyi” sadece bedensel ve ruhsal bir değiştirme değil, Allah’ın dinini değiştirme olarak anlamışlardır. Öyleyse kişinin fıtratını bozması dinini bozmasıyla eş anlamlıdır. Sonuçta “Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinen kimse elbette apaçık bir ziyana düşmüş olur” (Nisâ 4/119) Nitekim Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın yasak ağaca yaklaşmaları, bulundukları çevreden çıkarılmalarıyla sonuçlanmıştır. Demek ki kuralı çiğnemek bahşedilen çevreden mahrum edilmeyi beraberinde getirmektedir. Bugün için söyleyecek olursak insanoğlu Allah’ın dinini bozarken sadece kendi ruhî ve bedenî özelliklerini tahrip etmiyor, aynı zamanda çevre katliamına da yol açıyor. Modern zamanlarda yaşadığımız insanî krizler ve çevre tahribatı bu duruma canlı ve çarpıcı örnektir.

 

..................

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

 

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook