Ver Bir Poşet Gönlümü Hoş Et

0
Ver Bir Poşet Gönlümü Hoş Et
Ver Bir Poşet Gönlümü Hoş Et - Ekrem Bektaş
Sayı : 400 - Haziran 2019 - Sayfa : 48

Değerli okuyucular!
Hatıralarımı yazdığım bu not defterinde “Poşet” diye bir konuya  sayfalarımda yer vereceğimi hiç düşünmezdim. Şu anda bile düşünemiyorum ama yazdım bir kere:
– Siz “Poşet Beyannamesi”ni okudunuz mu?
– Yoo!
– Şaşırmadım... Toplum olarak okumuyoruz ki... Başka ülkelerin toplumları okuyor. Evde, yolda, otobüste, parkta; oturarak veya ayakta... Devamlı okuyorlar. Bir an olsun okumaktan geri durmuyorlar.
– İyi... Okusunlar da, bu poşet beyannamesi o kadar uzun mu?
* * *
Değerli okuyucular görüyorsunuz, ben ne diyorum o ne anlıyor. Daha “Poşet Beyannamesi”nden haberi yok. Sonunda anladı ama:
Recep bey markete gitti. Kredi kartına güvenerek alabildiği kadar “öteberi” aldı. Hepsini kasiyer kızın önüne yaydı. Birer birer kasadan geçti, sıra asıl meseleye geldi. Kasiyer kız gülümsedi:
– Poşet istiyor musun amca? dedi.
– Ver kızım ver... Bir kaç tane de fazla ver, evde lazım oluyor.
– Fazla yok amca, poşetin tanesi 25 kuruş.
– Benimle eğlenme kızım, “eski köye yeni adet mi getirdin?”
Recep beyle kasiyer kız bir hayli tartıştı. Neler söyledikleri önemli değil; sözleri boş bir poşeti bile doldurmaz. Sonunda Recep bey sinirlendi:
– Almıyorum!.. Başka markete giderim, dedi.
– Her yerde aynı!
Kasada sıra bekleyenler tasdik ettiler:
– Evet! Her yerde 25 kuruş, dediler.
Recep bey bunu bir gurur, şeref ve haysiyet meselesi yaptı, kucağını açtı. Kasiyer kıza:
– Şunları kucağıma doldur, dedi.
Bir kucak dolusu “öteberiyle” otomatik kapıdan çıkıp gitti. Sırada bekleyenler gülümsediler:
– Mecburen 25 kuruş vereceğiz, dediler.
Bazıları fikrini söyledi:
– İlk poşet bedava olsun, ikincisi 50 kuruş olsun, dedi. “Poşet Beyannamesi”ni okumayanlar:
– Doğru, diyerek adama hak verdi.
* * *
Değerli okuyucular:
Hepimiz tabiatı kirletiyoruz, bütün suçu 25 kuruşluk poşete yüklüyoruz; evet bu önemli ama bilinçli bir tüketici olmak daha önemli. Ben bu konuda çok şey söyleyebilirim fakat yanlış anlaşılır diye söylemiyorum. Sadece bir örnek vermek istiyorum:
– Bir çocuk bezi doğada 400 yılda yok oluyormuş. İşte torunlarımıza kalacak en değerli hediye(!)
Arif bey, bu konuda çok bilinçli birisidir:
– Tel zımba var mı? diye sordu.
– Ne olacak?
– Poşetim iyice eskidi, şöyle yan tarafından zımbalayacağım.
– At o poşeti, masrafına değmez, baksana her tarafı delik deşik.
– Öyle ama gönlüm elvermiyor. İstiyorum ki benden sonra miras kalsın.
– Sen ölünce mirasçıların ilk önce o poşeti atacak. Şimdiye kadar içine her şeyi koydun. Kokuttun poşeti: Balık mı kokuyor, sarımsak mı kokuyor, mazot mu kokuyor belli değil.
– Yoo! Haksızlık etme, ben poşetleri kokusuna göre kullanıyorum.
* * *
Poşetler değerlendi. Eskisi gibi “har vurup harman savurmuyoruz.” Sokakta bulduğumuz poşetlerin işe yarayanlarını alıyoruz. Hiç bir işe yaramasa bile çöp poşeti olarak kullanıyoruz.
Geçen hafta rüzgarlı bir gündü. Rüzgar her şeyi savuruyordu, arada bir de poşetleri uçuruyordu. Bir tane poşet önüme doğru uçtu. Belli ki temiz bir kullanıcının elinden kaçmıştı. Yakalamak için hamle ettim. Birden bir rüzgar ters yönden esti, poşet, helikopter gibi havalandı:
“Tutayım”
dedim, tutamadım. Yukarıya baktım; bakakaldım. Pencerenin birinden adam poşeti kaptı. Bana da hava attı:
“Şansın varsa gelir Hint’ten Yemenden,
Şansın yoksa ne gelir elden” dedi.
Pencereyi kapatıp içeri girdi. Doğrusunu isterseniz tertemiz bir poşetti. Gözüm yaşardı:
– Neden?
– Rüzgârda toz kaçmıştı da ondan.
* * *
Değerli okuyucular!
Bazılarımızın kafası karışık. Neden? Çünkü “Poşet Beyannamesi”ni okumuyorlar. Çift katlı poşetin 15 mikrondan daha incesi parasızdır.
Kasadaki kıza işaret ettim:
– Bir tane poşet ver, ölçeceğim, dedim.
Kız anlamadı:
– Hepsi aynı boy amca, dedi.
Eğildi, dolabın içinden bir poşet çıkardı:
– Neden poşetleri öyle saklıyorsun kızım? dedim.
– Çalıyorlar amca! diye cevap verdi.
– Demek poşet hırsızları... İşte bunu önlemek lazım. Poşet bu kadar kıymetli olunca alınır da çalınır da...
Kızcağız poşeti özene bezene dikkatlice verdi “alıp kaçarım diye” poşetin bir ucunu bırakmadı. Göz kararıyla baktım, onbeş mikronu biraz geçer gibiydi:
– Tamam! dedim.
O poşet beyannamesinden öğrendiğime göre bu değerli poşetler doğaya atıldığında ancak bin yılda yok oluyormuş. Hatta bir gazete haberinde okudum:
“İzinsiz define arayanlar yakalanmış.”
– Biz define aramıyoruz, demişler.
– Ya ne arıyorsunuz?
– Poşet arıyoruz, diye cevap vermişler.
Bence doğru demişler vesselam.

 

Yorum Yazın

Facebook