Alarm Zilleri Ümmetin Gençleri İçin Çalıyor

0
Alarm Zilleri Ümmetin Gençleri İçin Çalıyor
Alarm Zilleri Ümmetin Gençleri İçin Çalıyor - Beytullah Demircioğlu
Sayı : 402 - Ağustos 2019 - Sayfa : 18

Dergimizin dosya konusunu belirlerken çıkış noktamız, İstanbul Üniversitesi İstatistik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Haluk Zülfikar ve ekibinin 118 kişi üzerinden yaptığı tutum ve davranış araştırmasıydı. Söz konusu araştırmanın sonuçları muhafazakâr ailelerin çocuklarıyla, muhafazakâr olmayan ailelerin çocuklarının hemen hemen her alanda benzerleştiklerini ortaya koyuyordu. Araştırma bir yönüyle muhafazakâr ailelerin özellikle dini, ahlaki değerlerini çocuklarına taşımada ciddi bir problem yaşadıklarına işaret ediyordu.
Eğitimci yazar Sema Maraşlı da bu vakıanın altını çizerken, “Gençlere dinimizi sevdiremedik. ‘Altı Paris, üstü Mekke’ diye giyimlerini eleştirdiğimiz genç kızlara kızıyoruz; ama onları biz yetiştirdik.” ifadelerini kullanıyordu.
Gençlerimize dinimizi sevdirmede ve onu yaşamalarını sağlamada ciddi bir problemle karşı karşıya olduğumuz ihmal edilemez bir gerçek. Bu acı gerçek en çok giyim kuşamda kendini gösteriyor. Allah Teâla’nın emri olan başörtüsünün örtünmekten daha ziyade bir aksesuara dönüştürülüp kullanılmasından dolayı “Süslüman” gibi alaycı nitelemeler artık literatürümüze girmiş bulunuyor.
“Altı Paris, üstü Mekke” benzetmesine uygun giyim kuşamlarıyla kimi “Süslüman” kızlarımızın hali pürmelali böyle, ya erkek evlatlarımız? Onların durumunu da bir sosyal medya paylaşımı ile özetlemeye çalışalım. Diyor ki genç bir twitter kullanıcısı; “İki arkadaşım imam olarak tayin edildi, inşallah bu vesileyle namaza başlarlar.” Trajikomik bir durum ama aynı zamanda acı vakıayı yansıtıyor bu ironi.
Ülkemizin gençlerinin durumu böyle. Ya “Altı Paris, üstü Mekke” benzetmesiyle başörtüsüne, örtünmeye gönderme yapılan Mekke’nin, Medine’nin yani İslam dünyasının en kutsal şehirlerinin gençlerinin ve genel anlamda da Arap ve İslam dünyasının hali pürmelali nicedir acaba?
Bu yazımızda son yıllarda siyasi olarak oldukça çalkantılı günler yaşayan Ortadoğu halklarının bu çalkantılı süreçte yaşadıkları sosyal, dini ve kültürel değişimin fotoğrafını çekmeye çalışacağız.
Yakın tarihte yapılmış oldukça kapsamlı bir araştırmanın sonuçlarına değinerek başlayalım. Geçtiğimiz Haziran ayında açıklanan ve bugüne dek Arap dünyasında yapılan en geniş katılımlı kamuoyu anketi olduğu belirtilen araştırma, BBC’nin Arapça servisi ile Princeton Üniversitesi sponsorluğundaki Arab Barometer isimli kuruluş tarafından gerçekleştirildi. Cezayir, Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Libya, Fas, Filistin toprakları, Sudan, Tunus ve Yemen’de, 2018 sonu ile 2019 ilkbaharı arasında 25 bin 407 kişi ile 45 dakika süren, özel ve yüz yüze görüşmeler yapıldı. Arap dünyasında kamuoyunun görüşlerini ölçen araştırma, bölge ülkelerinin İran ve İsrail hariç büyük kısmını kapsıyor. Bununla birlikte, araştırmacılara bazı Körfez ülkelerinde izin verilmedi.
Bu kapsamlı araştırmanın konumuz açısından en dikkat çeken sorusu Arap dünyasının gençlerinin dini olarak kendilerini nasıl tanımladıkları sorusuydu.
Araştırmaya göre, Arap dünyasında ‘dindar olmadıklarını’ söyleyenlerin oranı 2013’teki yüzde 8 oranından, yüzde 13’e yükseldiğini gösteriyor. En büyük artış, 30 yaş altı gençler arasında tespit edilmiş. Araştırmaya katılan 30 yaş altındaki Arap gençlerin yüzde 18’i, dindar olmadıklarını söylemiş. Tunuslu gençlerin üçte biri, Libyalıların dörtte biri kendilerini dindar olarak tanımlamamış.
ORTADOĞU’DA DİNİ LİDERLERE GÜVEN NE DURUMDA?
-Araştırma, Yemen hariç Arap ülkelerinin hemen hemen hepsinde dini liderlere duyulan güvenin düştüğünü ortaya koymuş. Araştırma, islami çizgideki siyasal hareketlerinde güven kaybı yaşadığını gösteriyor. Bu düşüş Tunus’ta yüzde 24, Ürdün’de yüzde 21, Fas’ta yüzde 20 oranında gerçekleşmiş.
-Araştırmada, Ortadoğu coğrafyasında fıtrat dışı cinsel eğilimlere bakış açısına ilişkin de değerlendirmelere yer veriliyor. Anketin yapıldığı Arap ülkelerinde eşcinselliğe yönelik olumsuz bakış sürüyor. Bu anlamda daha liberal kabul edilen Lübnan’da, eşcinselliği kabul edilir bulduklarını söyleyenlerin sayısı yüzde 6 dolayında.
BBC ve Arab Barometer’in bu araştırmasının ne denli sağlıklı olduğu, manipüle edilip edilmediği elbette sorgulanabilir. Ancak şurası bir gerçek ki Arap dünyasının son yıllarda yaşadığı sosyo-kültürel değişimi, dönüşümü hatta daha doğru bir ifadeyle çöküşü görmemek mümkün değil.
Bu sosyo-kültürel değişimin sebeplerine gelecek olunursa. Bizim gençlerimizin sosyo-kültürel değişimine sebep olan gerekçeler ne ise Arap coğrafyası için de aynıyla geçerli tüm bunlar. Gelişen teknolojiyle birlikte kültür transferinin inanılmaz hızla gerçekleşmesi, dini, manevi ve yerel kültürel değerlerin yerini küresel değerlerin alması bunların başında geliyor. Ancak tüm bu küresel gerekçelerin haricinde, sosyo-kültürel değişimin Arap dünyasına has bir takım siyasal ve içtimai sebeplerinin de olduğunu belirtmemiz gerekiyor.
Mesela, Arap Baharı ile başlayan süreçte yaşananlar. Halk isyanlarını bastıran otoriter rejimler, medya ve kimi din adamlarının katkılarıyla islami çizgideki siyasi oluşumları şeytanlaştırırken kullandıkları propaganda dilinde belli ölçüde de olsa başarılı oldular. Bu olumsuz propaganda, gençlerin hem islami çizgideki siyasal oluşumlara karşı hem de dine karşı mesafeli durmayı beraberinde getirdi.
Yine bu noktada Ortadoğu’nun kimi dini mercilerinin, kimi din adamlarının otoriter rejimlerin, diktatörlerin yanında saf tutarken ortaya koydukları utanç verici tavır, Arap gençlerin, din ile aralarına mesafe koymalarında belirleyici olan bir başka etken oldu.
Mesela, eli kanlı darbe lideri Sisi’nin uleması olmakla iftihar eden, bu noktada “Ya Rabbi beni Sisi ile haşr eyle” diyecek kadar ileri giden Ezher Uleması’ndan Halid Cundi gibi din adamları, “Camideki görevimi ifa ederken ben de Sisi oluyorum” , “Kim devlet başkanına itaat ederse Allah Resulüne itaat etmiştir” diyen imamlar, evet Mısır’ın darbeci lideri Sisi nezdindeki itibarlarını artırdılar ama bu nevi din adamları Mısırlı gençlerin gözündeki din adamı ve din algısını yerle bir ettiler.
 Sadece Sisi’nin uleması değil hemen hemen tüm Ortadoğu coğrafyasında “Meşayihi Sultan” diye anılan din adamları Arap gençlerinin din algısı üzerinde inanılmaz bir tahribat yaptılar.
Arab Barometer’in araştırmasında, Arap ülkelerinin hemen hemen hepsinde dini liderlere duyulan güvenin düştüğünün tespit edilmesi bu gerçeği ortaya koyuyor nitekim.
YOZLAŞMA VE İSLAMSIZLAŞMADA DİL FAKTÖRÜ
Eğitim, özellikle de dil meselesi Arap coğrafyasında gençlerin dindarlıkları üzerinde olumsuz etkisi olan bir diğer önemli neden. Artık pek çok Arap ülkesinde Arapça yani Kur’an dili, ana dil olmaktan çıkmak üzere. Özellikle daha anaokulundan itibaren dil öğrenmeleri için İngiliz mürebbiyelere teslim eden zengin Körfez ülkelerinin çocukları İngilizceyi ana dilleri gibi konuşurken, fasih yani Kur’an-ı Kerim Arapçasını konuşamadığı gibi neredeyse hiç anlamıyorlar. Yüksek eğitimlerini de Batılı ülkelerde tamamlayan bu gençler dini anlamda da tabir caizce kayıp sayılan bir nesil olarak ülkelerine dönüyorlar.
Fransız sömürgesi döneminde Arapça’nın en çok iğdiş edildiği Kuzey Afrika ülkelerden biri olan Fas’ta, Eğitim Bakanlığı’nın geçen ay bazı dersleri yeniden Fransızca olarak okutulmasına karar verdiği bilgisini paylaşalım bu arada.
-Bugün birçok Körfez ülkesinin yöneticisi pozisyonundaki kimseler ta anaokullarından itibaren İngiliz mürebbiyelerin ellerinde yetişmiş, yüksek tahsillerini de başta İngiltere olmak üzere Batılı ülkelerde yapmışlardır. Din ile aralarına mesafe konularak, Batı kültürü ile yetişen bu nesil bugün “Ilımlı İslam” söylemi ile bölgenin İslamsızlaştırılması projesinde oldukça etkili ve başat bir rol oynuyorlar...
- İslam dünyasının çıbanbaşı olarak zikredilen, bölgenin İslamsızlaştırılması projesinin öncülerinden ve Ortadoğu’daki her problemli meselenin arkasındaki ülke olarak ön plana çıkan BAE, ahlaki anlamda da Körfez’in en sancılı ülkesidir aynı zamanda. Filistinli gazeteci, eğlence merkezi haline gelen Dubai, Abu Dhabi’ye bölge ülkelerinden günlük yapılan uçak seferlerinin çokluğuna işaret ettikten sonra, “İnsanlar buralara, AVM’leri görmek için gitmiyorlar herhalde” diyerek Dubai’nin, Abu Dhabi’nin ahlaki anlamdaki çürümüşlüğüne, kokuşmuşluğuna göndermede bulunmaktadır.
MUHAMMED BİN SELMAN’IN “ILIMLI İSLAM”I VE SUUDİ ARABİSTAN
 - Küresel siyaset sahnesindeki görünürlüğü kadar sosyo-kültürel değişimi, dönüşümü noktayı nazarından da şu sıralar İslam dünyasında adından en çok zikredilen, en çok tartışılan ülkesi hiç kuşkusuz Suudi Arabistan. Özellikle veliaht prens Muhammed bin Selman ile başlayan “açılım” projeleri tüm bölgenin hatta dünyanın dilinde.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman 2030 vizyonu programı kapsamında, Suudi Arabistan’ın özellikle Batı dünyasındaki kapalı, muhafazakâr toplum imajını değiştirmek için oldukça enteresan işlere imza atıyor.
Bin Selman’ın veliaht prens olduğu günlerde, “Liberal veliaht prens taht yolunda!” başlığıyla yayınlanan bir makalemizde yeni veliaht prensin izleyeceği siyaset tarzına ilişkin değerlendirmede bulunurken, Bin Selman’ın, şimdiye kadar Suudi yönetimlerinde oldukça etkili olan din adamlarıyla arasına mesafe koyacağının altını çizmiştik. Nitekim Bin Selman da beklentiler doğrultusunda hareket etti. Ama kimse Bin Selman’ın, din adamlarıyla yönetimi arasına mesafe koyarken bu denli despotikleşeceğini tahmin edemedi. Bin Selman, açılım adına atacağı adımları daha atmadan bu adımlara itiraz edecek başta din adamları olmak üzere hemen herkesi tutukladı.
Demir yumruk politikasıyla Suudi toplumunda oluşturduğu korku atmosferiyle açılım projelerini bir bir devreye sokan Bin Selman, hem Batı dünyasındaki Suudi Arabistan algısını düzeltmek hem de petrol dışı gelirleri artırmak iddiasıyla hareket ediyordu. Bu noktada ilk icraatlarından biri olarak eğlence sektörünü kurumsallaştırdı. Kraliyet kararnamesi ile “Suudi Arabistan Genel Eğlence İdaresi” ismiyle garabet bir kurum dahi ihdas etti. İdarenin başına getirilen Ortadoğu’nun en tartışmalı isimlerinden Turki Al Şeyh eğlence sektörüne önümüzdeki on yıl için tam 64 milyar dolar yatırım yapacağını müjdelemişti!
Amaç, Suudi Arabistan’ı küresel çaplı eğlence endüstrisinin merkez ülkelerinden biri haline getirerek Suudi Arabistan’ı Körfez’in yeni Dubai’si yapmaktı.
Bu hedef doğrultusunda onlarca sinema salonları açıldı. Haremi Şerif’e birkaç kilometre uzaklıkta, kadınlı erkekli açık hava konserleriyle Suudi Arabistan Eğlence İdaresi tartışmaların, eleştirilerin odağına yerleşti.
Bin Selman’ın açılım projeleri özellikle eğlence sektöründeki etkinlikler, muhafazakâr Suudi Arabistan toplumun tahammül eşiğini kat be kat aşmasına rağmen çeşitlenerek sürmektedir. Ülkede oluşturulan korku eşiği o denli yukarıları çekilmiştir ki bu sözüm ona etkinliklere tepkiler ancak sosyal medya kanallarından o da ancak gizli saklı isimler üzerinde verilebilmektedir.
 S. Arabistan Eğlence İdaresi, bu noktadaki fütursuzluğunda o denli ileri gitmiştir ki işi, oldukça müstehcen kılık kıyafetiyle, şarkı sözleriyle, savunduğu şaz düşünceleriyle, İslam karşıtı duruşuyla bilinen, ahlaksızlığın zirve noktasındaki şarkıcıları dahi hem de hac mevsiminde, Harem-i Şerif’in hemen yanı başında sayılabilecek yerlerde konser vermeye davet etmeye kadar varmıştır.
Evet, açılım adına atılan bu adımlara içeriden ürkek de olsa, sosyal medya kanallarından gizli gizli de olsa eleştiriler yapılmaktadır. Ama madalyonun diğer yüzünde ise bu konserlere katılım oranlarının yüksekliği, oralardan yansıyan görüntüler oldukça düşündürücüdür. Bu görüntüler muhafazakâr Suudi Arabistan toplumunun da çok ciddi kültürel erozyona uğradığını “açılım” projeleri ile bu erozyonun her geçen gün daha da derinleştiğini gözler önüne sermektedir.
Toparlarsak sözün özü, doğusundan, batısına İslam coğrafyası evet her anlamda oldukça sıkıntılı günler yaşıyor. Pek çok tehdit ile karşı karşıyayız ancak İslam adına, İslam coğrafyası adına en büyük tehdit gelecek nesilleri kaybetme tehdidi olsa gerek.

 

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook