Ali Hüsrevoğlu ile Hâce Musa Topbaş Hakkında… Kendine Bir Makam Vermeden Yaşadı

0
Sayı: Temmuz 2020
Ali Hüsrevoğlu ile Hâce Musa Topbaş Hakkında…  Kendine Bir Makam Vermeden Yaşadı

• Musa Efendi üstadımızla ne zaman ve hangi vesile ile tanıştınız?
ALİ HÜSREVOĞLU: Sami Efendi üstadımız on beş yıl süreyle Sandıklı kaplıcalarına yaz mevsimlerinde gelirlerdi. Son gelişleri benim on dört yaşında olduğum yıla rastladı. Evimize elli metre mesafede bulunan merhum Rıfat Akşit abimizin misafiri idiler. Bu sohbette sadece Sami Efendimizi görüp elini öptüğümü hatırlıyorum. Bu gelişlerinden maksat kardeşliğin Ege bölgesine yayılması idi. Denizli, Isparta, Burdur, Afyonkarahisar gibi illerdeki insanlar Sandıklı’ya gelirler, görürlerdi. Cavid Sarı abimiz her gelenle ilgilenir, mutlaka memnun eder, öyle uğurlardı. O dönemler tek parti dönemi değildi, nispeten rahatlama vardı. Fakat sıkıntının nereden ve nasıl geleceğini kestiremezdiniz. Devamlı ihtiyatlı olmak gerekiyordu. Kaplıca ortamı böyle buluşmalar için uygun bulunurdu.
Ancak bu yıldan sonra (1970) Musa Efendimiz geldiler. İlk görüşüm Rıfat Akşit abimizden sonra ev sahipliğini devralan merhum Cavid Sarı abimizin evinde oldu. Bu kutlu evin oturulacak yerleri tamamen dolduktan sonra merdivenler de çevre illerden sohbet için gelenlerle doluydu. Musa Efendimiz kaplıcada kalmazlardı. Anadolu’ya çıktıkları esnada uğrarlar, bir veya iki gece kalıp devam ederlerdi. Kütahya’da oldukları bir defasında takibe maruz kaldıklarını, polisin sıkıştırdığını, fakat ellerinde bulunan kumaş kartelasını göstererek pazarlama için çıktıklarını söyleyerek durumu kurtardıklarını anlatmışlardı.
Sandıklı’ya her teşriflerinde görürdük. Lise bitiminde Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nü kazanmıştım. Babam “bu sene gönlüm benimle kalmanı istiyor” dedi. Her şey, her zaman bulunur, fakat baba duası her zaman bulunmaz” diyerek tereddütsüz kaldım. O sene İmam-Hatip lisesindeki hadis hocam bize misafir geldi. Söz arasında “Hiç üzülme, seneye İstanbul’u yazarsın, orada Sami Efendi var” dedi. Bu sözü hiç şüphesiz Allah söyletiyordu.
Ertesi sene İstanbul’a gittim. Her pazar günü öğle namazından sonra Erenköy’ün geniş kabul edilen evlerinde sohbet olurdu. Sami Efendimizin yanında Musa Efendimiz muhakkak bulunur, güne göre müsait olan bir veya iki kişi de bulunabilirdi. Bir sohbette bulunduktan sonra bir hafta sonraki öğle sonrasını beklemek hayli zor işti. İple çekerdik.
Bu sohbetler genellikle Musa Efendimizin talimatına göre yönetilirdi. Bu, şu anlama geliyordu: Katılacaklar namaz sonrası gelirler, herkese birer çay verilir, bitiminde büyüklerimiz gelirler, tarif edildiği renkte iki veya üç çay verilir, sohbet esnasında yudumlarlar. Sıhhati müsaitse sohbeti Sami Efendi yapar, değilse Musa Efendiye verir, o yapardı.
Bu sohbetlerde kimsenin soru sormasına ihtiyaç bırakılmaz, kimin ne gibi takıntısı varsa o mutlaka çözülür, öyle dağılırlardı. Musa Efendimiz zaman zaman şunu söz konusu ederlerdi: “Üstadımıza birkaç defa soru sormak istedim, “teslimiyetli bir ihvanın soru sormasına ihtiyaç yoktur” buyurmuşlardı.”
• Musa Efendi’nin size en çok tesir eden hususiyetleri nelerdi?
A. HÜSREVOĞLU: Şöyle başlayalım: Hazret-i Mevlânâ Şems-i Tebrîzî ile halvette iken Sultan Veled kapıyı tıklayıp “Efendim Şam’dan talep geldi, şeyh istiyorlar” diyor. Şems-i Tebrîzî “ben mürid isteyecekler diye korktum. Şeyh istiyorlarsa şehirden birini gönderin, orayı idare eder. Fakat mürid istiyorlarsa ya senin, ya benim gitmem lazım” diyor.
Bu sözü boş lakırdı saymazsak bir benzerini de Hz Nakşbend söylüyor: “Her sabah dergâhın kapısına başımı koyardım, şeyhim basar geçerdi. Şimdi görev bize düştü, bir baş koyan olur mu diye bakıyorum, göremiyorum. Bunların hepsi de şeyh olmuşlar” diyor.
Sami Efendimizin ifadesiyle “Topbaş Musa Efendi’ye bu pencereden bakacak olursak bir mürid tam tamına nasıl olması gerekiyorsa öyleydi. Üstadı hakkında yazdığı eserde O’ndan: “yeryüzünde mevcut bütün mahlûkattan kendisini daha ednâ görürdü” diye bahsediyor. Yani kendisini bir makamda görmez, Allah’ın kulu olma vasfını hiçbir zaman unutmazdı. Üstadından şartına göre istifade ile Musa Efendi de aynı asaletle kendine bir makam vermeden yaşadı, Allah’ın ona yüklediği vazifeyi mükemmel yerine getirdi.
Bu konuyu doğru anlamak için onun üstadına nasıl hizmet ettiğinin bilinmesi zaruridir. Bunu müstakil bir makalede açıklamıştım.
• Hâce Musa Efendi üstadımızın irşâd çizgisini belirleyen en fârik vasıflar nelerdi?
A. HÜSREVOĞLU: Bu zor bir soru. Mesleğinde en başarılı hoca, eğer talebe öğrenmek istemiyorsa yapabileceği hiçbir şey yoktur. Hz. Geylani’nin meşhur bir sözü var: “Siz ne kadar almak isterseniz o kadar veririm” diyor. Birileri ona verilen görevi tartışma konusu yaptılar, kendilerini farklı yerlere savurdular. Ancak onun üstadına tam bağlılıkla dosdoğru bir yolda olduğunu görenlerden istifade etmeyen olmadı. Dediğini tutup da zarar eden hiç olmadı. İnsanlar farklı farklı. Birisi Peygamber Efendimize soruyor: “Yâ Rasûlullah, bizden kimisi kendi kabilesine itibar sağlamak, kimisi kahramanlık göstermek için kimisi de başka bir maksatla savaşıyor/ çalışıyor. Bunlardan hangisi Allah yolundadır?” ...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook